18 August 2019

18 July 2019

İşyerinde Algoritmik Yönetim


Oxford Dictionaries, 2016 yılında ‘post-truth’u (hakikat-ötesi ya da hakikat-sonrası) yılın kelimesi seçmişti. Hakikat-ötesi, nesnel hakikatlerin kamuoyunu şekillendirmede duygulara ve kişisel kanaatlere hitap etmekten daha az etkili olmasını nitelemek için kullanılıyor. Politika kelimesinin önüne geldiğinde hakikatlerin ve olguların önemini yitirdiği bir politikadan söz ediyoruz. Hakikat-ötesi, Birleşik Krallıktaki AB referandumu ve özellikle de Trump’ın zaferiyle sonuçlanan ABD seçimleri sonrasında en çok tartışılan konulardan biri olmuştu (https://en.oxforddictionaries.com/word-of-the-year/word-of-the-year-2016). Sosyal medyada hızla yayılan sahte haberler ve politikacıların apaçık yalanları hakikat-ötesi politikanın bir parçası. The Economist dergisi 2016’da politikacıların her zaman yalan söylediğini ama artık bunun da ötesine geçilerek gerçeğin tamamen geride bırakıldığını yazıyordu (https://www.economist.com/leaders/2016/09/10/art-of-the-lie). Washington Post’un geçen ay yayınlanan bir haberine göre Trump, göreve geldiği tarihten bu yana on binden fazla yanlış ya da yanıltıcı iddiada bulunmuş (https://www.washingtonpost.com/politics/2019/04/29/president-trump-has-made-more-than-false-or-misleading-claims).

Yalan haber ve iddialar politikada (özellikle seçim dönemlerinde) etkili bir araç. Fakat neoliberalizmle yaygınlaşan daha sinsi ve etkili olmasına karşın yeterince tartışmadığımız bir yalan söyleme biçimi daha var: Üst yalanın daha etkili işlemesi için hakikatin stratejik olarak kullanılması. Neoliberalizmde şirketler hakikati gizleyerek değil, onun bir kısmını ön plana çıkararak da yalan söyleyebiliyorlar. Özellikle de hakikat artık gizlenemez boyuttaysa… Ortalık sorumluluk sahibi şirketlerden ve onların hayırsever CEO’larından geçilmiyor. Ancak şirketlerin doğaları gereği kârlarını en çoklaştırma peşinde olduklarını ve bu nedenle ister istemez çalışanlarla, tüketicilerle ve çevreyle karşı karşıya geldiklerini akıldan çıkarmamak gerekiyor. Daha önce bu karşı karşıya gelişlerde şirketler çıkarlarının meşruluğunu göstermek için hakikati gizleme ya da çarpıtma yoluna giderlerdi. Son yıllarda ise şirketlerin etik değerleri, çalışanların sağlıklarını ve çevre sorunlarını gündemlerine aldıkları görülüyor. Şirketlerin kâr peşinde koşmasıyla toplumsal çıkarlar arasında bir çelişki olmadığı; “hem kapitalizmin, hem sürdürülebilirliğin hem şirketlerin kontrolünün hem doğrudan demokratik katılımın, hem tüketim toplumunun hem yeşil çözümlerin vs bir arada olabileceği.” (Fleming, 2017) savunuluyor.

Örneğin Nestle, akılcı su idaresinin mutlak öncelikleri olduğunu söylüyor; su, şirketin değer zincirinin her aşamasında önemli bir yere sahip. Suyun tüm dünyada (özellikle de Güney’de) azaldığı bilinmekte ve şirket de bu soruna karşı duyarlı olduğunu açıklıyor. Ama başka bir yerde, Nestle yöneticisi Peter Brabeck, suyun kamusal bir hak olamayacağını, suyun diğer şeyler gibi bir gıda olduğunu, piyasa değerinin olması gerektiğini ve gıdalara değer vermenin daha iyi olduğunu da iddia ediyor. Böylece şirketin gerçek sorunlara işaret ederek gösterdiği duyarlılık, şirketin asıl politikasıyla çelişmek yerine kamuoyu önünde onu güçlendiriyor (age).

Hakikati söyleyerek aldatma stratejisiyle gelen dönüşümü tütün sanayisinde çok net görebiliyoruz. Tütün şirketleri, 1970’lerde ve 1980’lerde sigara ürünlerinde kansere neden olan maddeler bulunduğu hakkındaki kanıtları ısrarla reddettiler. Sigara ve kanser ilişkisi yerine kanserin nedenlerini bağışıklık sisteminde ve kişilik özelliklerinde arayan araştırmalara sponsor oldular. 1980’lerde sigara karşıtı kampanyaların ve devlete bağlı sağlık kurumlarının baskıları arttı. Tütün şirketleri sigaranın zararlarını inkar etmeye devam ettiler ve sigara içenlere yapılan ayrımcılığı ırk ayrımcılığına benzettiler. 1990’ların sonuna doğru tütün şirketleri meşruiyet krizini aşabilmek için hayır işlerine, kamusal işlerde sponsorluklara, çalışanların sağlık ve güvenliğiyle ilgili meselelere yöneldiler. Ama sigaranın sağlık üzerindeki etkileri hala görmezden geliniyordu. 2000’lere gelindiğinde ise tütün şirketleri, sigaranın sağlık üzerindeki olumsuz etkilerini kabul etmek zorunda kaldılar. İlginç bir şekilde artık ürünlerinin ölümcüllüğü hakkındaki hakikati inkar etmiyorlar, bunu bizzat kendileri dile getiriyorlardı. Artık ürünlerinin ciddi sağlık sorunları yarattığını ve bunlardan kaçınmanın tek yolunun hiç sigara kullanmamak olduğunu söylüyorlardı. Ne yazık ki (!) söz konusu risklere rağmen, bir çok yetişkin hâlâ sigara içmeyi tercih ediyordu. Tütün şirketlerinin yeni misyonu artık bu riskleri azaltmak, daha risksiz tütün ve nikotin içeren alternatif ürünler geliştirmekti (age).

Ancak tütün şirketlerinin sigaranın sağlık üzerindeki olumsuzluklarını reddetmemelerine (belki reddedememelerine) rağmen alt metinde, sigara kullanımının bir tercih olduğunu işlediklerine dikkat etmek gerekir. Sorun, bağımlılık yaratan nikotinde değil, yetişkinlerin bireysel tercihlerindedir. Elbette burada birçok sigara tiryakisinin sigaraya yetişkinlikte değil, ergenlik döneminde başlamış olmasının da bir önemi yoktur (age).

Fleming’in (2017) Freud’dan aktardığı bir fıkrada olduğu gibi ilginç bir durum vardır:

İki Yahudi, Galiçya’da bir tren istasyonunda karşılaşır. Biri diğerine, “Nereye gidiyorsun?” diye sorar. “Krakow’a” der beriki. “Amma da yalancısın!” diye patlatır soruyu soran. “Krakow’a gittiğini söylüyorsan, Lemberg’e gittiğine inanmamı istiyorsun demektir. Ama ben aslında senin Krakow’a gittiğini biliyorum. Neden bana yalan söylüyorsun ki?

Fleming (2017) de şöyle yazar: “Aslında insanları öldüren ürünler satarken, geniş kapsamlı sosyal yarara bağlı olduğunu düşüneyim diye neden insanları öldüren ürünler sattığını söylüyorsun bana? Neden bana yalan söylüyorsun?” (s. 175)

Benzer bir soruyu, Dördüncü Sanayi Devrimi’nde (ya da Endüstri 4.0’da) insanlara kendi yaşamları üzerinde daha fazla kontrol hakkı verecek ve onları güçlendirecek sistemler tasarlamaktan söz eden Klaus Schwab ve neoliberalizmin diğer sözcülerine soralım:

Aslında hem işçi sayısını azaltmaya çalışıyor hem de işçileri sürekli gözetleyen ve kontrol eden çalışma koşulları yaratıyorsunuz. Geniş kapsamlı sosyal yarara bağlı olduğunuzu düşünelim diye neden yeni teknolojilerin yaratacağı işsizliğe dikkati çekiyor; robotların insanların yerini almak yerine onları tamamlaması gerektiğini söylüyor; işçilerin mahremiyetini ihlal etmek yerine onlara kendi yaşamları üzerinde daha fazla seçenek ve kontrol hakkı vermekten söz ediyorsunuz? Neden bize yalan söylüyorsunuz?

Çalışmanın Dijital Dönüşümü

Kapitalistler, artı değer oranını artırmak isterler. İşçiler de buna karşı kendi hayatları üzerinde daha fazla söz sahibi olabilmek için mücadele ederler. Yapay zekâ ve robotlar, işçilerin yerini alan veya onları tamamlayan teknolojiler olabilir. Bu yönelim kendiliğinden değil, sınıf mücadelesine bağlı olarak somutlaşacak. Fakat günümüzde dijital teknolojilerin işyerlerinde kullanımına ve çalışmayı nasıl dönüştürdüğüne baktığımızda son yıllardaki gelişmelerin işçilerin (güvenceli/güvencesiz, beyaz/mavi yakalı olması fark etmeksizin) aleyhine olduğunu söyleyebiliriz.

Çalışma koşulları ve ilişkilerinde köklü değişiklikler yaşanıyor. Esnek/güvencesiz çalıştırma yaygınlaşıyor. Birçok uygulama, yönetimin hesap verme zorunluluğunu ortadan kaldırdığı gibi bu akıllı uygulamaların bazıları ara yönetim katmanını tamamen ortadan kaldırmayı hedefliyor. İşyerlerinde verimlilik ve üretkenlik artışı sağladığı iddia edilen teknolojiler, işçileri güçlendirmek yerine onların esenliği ve refahı ile çelişiyor. Fazla çalıştırma, özerklik kaybı, iş ve yaşam arasındaki sınırın belirsizleşmesi, çalışanı en son sınırına kadar zorlayan performans beklentileri işçilerde aşırı strese ve sağlık sorunlarına neden oluyor.

İşgücünün küresel düzeyde yeniden yapılandırılmasını ve çalışma ilişkilerinin kuralsızlaştırılmasını dikkate almadan, “geçmiş yıllarda bazı meslekler ortadan kalkarken onların yerini yenileri aldı. Yapay zeka ve robotlar da, benzer sonuçlar doğuracaktır.” diye düşünmek bir temenninin ötesine geçmeyecektir. Esnek çalışma koşullarına ve kuralsızlaştırmaya karşı mücadele “robotlar bizi işsiz mi bırakacak?” sorusunun da yanıtını içeriyor. Bu bağlamda, iş süreçlerinin algoritmik yönetim sistemleriyle yeniden organize edildiği geleneksel işyerlerine ve Uber, Amazon Turk, TaskRabbit, Upwork vb esnek ekonomi platformlarındaki uygulamalara bakmakta fayda var.

Elektronik Performans İzleme

1990’ların başında ABD’li bir senatör, işyerlerindeki kontrolsüz gözetime işaret ediyor ve bir çalışanın özgürlüğünden, onurundan ve sağlığından feragat etmeye zorlanamayacağını savunuyordu. Ancak 2010 yılına gelindiğinde artık ABD şirketlerinin tahminen %75’i çalışanlarının iletişimini ve diğer işyeri etkinliklerini gözetliyordu. Şirketlerin çalışanlarını gözetlemek için EPİ’ye (Elektronik Performans İzleme) yaptıkları yatırım 2007 ve 2010 yılları arasında %43 arttı. Eposta takibi, telefon dinleme, bilgisayardaki bir içeriğin ve kullanım sıklığının izlenmesi, video izleme ve GPS takibi EPİ kapsamında başvurulan araçların başında geliyor. EPİ araçlarından elde edilen konum, eposta kullanımı, web gezintisi, yazıcı kullanımı, telefon kullanımı, giyilebilir teknolojilerden sağlanan konuşmalardaki ses tonu ve fiziksel hareket gibi veriler üretkenlik göstergesi olarak değerlendiriliyor. Hatta çağrı merkezlerinde, çalışanın duygu takibi gibi EPİ uygulamaları var. Çalışanların bilgisayarlarına kurulan yazılımlarla bilgisayar başındaki hareketleri ve dikkat dağıtıcı etkinliklerle meşgul olup olmadıkları takip ediliyor (Moore, Akhtar ve Upchurch, 2018).

Çalışmanın EPİ ile takibi sonucu elde edilen veri, çalışanın performansının değerlendirilmesinde, işgücü kiralama ve işe son verme kararlarında belirleyici oluyor. Endüstri 4.0 hakkındaki yazılarda, iş-yaşam dengesine, çalışanların esenliğine bir vurgu var. Ancak günümüzdeki uygulamalar tam tersine yol açıyor, çalışanları makineleştiriyor. Önyargılı performans değerlendirmeleri, işin yoğunlaştırılması ve işçinin özerkliğinin azaltılması iş tatminini olumsuz etkiliyor (age).

EPİ kapsamında kullanılan bir diğer teknoloji olan giyilebilir teknolojiler de giderek yaygınlaşıyor ve işverenler, çalışanlarının sağlığını ve mutluluğunu geliştirmek adına giyilebilir teknolojileri kullandırıyor. Böylece işverenler (ve sigorta şirketleri!) çalışanları hakkında her zamankinden çok şey biliyor. Fakat Moore vd.’nin (2018) vurguladığı gibi yasal düzenlemeler, mahremiyet, veri koruma, işin yoğunlaştırılması, veriye dayalı kararlar vb sorunlar hakkındaki hukuksal tartışmalar güncel gelişmelerin çok gerisinde.

EPİ teknolojileri, karar süreçlerinde kullanıldığında daha büyük sorunlara neden olabiliyor. Geçen ay yayımlanan bir haberde (https://www.technologyreview.com/f/613434/amazons-system-for-tracking-its-warehouse-workers-can-automatically-fire-them/) Amazon’un kullandığı takip sisteminin ambar işçilerini otomatikman işten atabildiği yazıyordu. Amazon, verimliliğe önem verdiğini belirtmekle beraber işe otomatik son verme iddiasını reddediyor. Ancak Amazon’daki işçilerin ağır çalışma koşulları hakkında yayınlanmış çok sayıda rapor var (https://www.theverge.com/2018/4/16/17243026/amazon-warehouse-jobs-worker-conditions-bathroom-breaks). Çalışanlar, yüzlerce ürünü hızlı bir biçimde paketlemek zorundalar ve yeterince hızlı olmadıklarında kovulma riskiyle karşı karşıya kalıyorlar. Ağustos 2017 ve Eylül 2018 tarihleri arasında 300 kişi verimlilik nedeniyle işten çıkarılmış. İşten çıkarma sürecinin otomatikleştirildiği iddiası raporlarda da yer alıyor. Her bir işçinin verimliliği takip ediliyor ve işçiye özel otomatik uyarılar üretiliyor.

Fakat teknoloji desteğiyle çalışanların daha derin takibi giderek yaygınlaşıyor. Moore vd.’in (2018), Britanya’daki bir ambardan aktardığı vakada olduğu gibi işyerlerinde kullanılan yöntemler Frederick W. Taylor’un hayal bile edemeyeceği boyutlara ulaşmış durumda. Sözkonusu ambar çalışanlarından ele giyilen bir tarayıcıyla çalışmaları istenmiş. Yönetim bu cihaz yardımıyla, yapılan hataları ve bunların kimler tarafından yapıldığını tespit etmek istediğini; böylece hataların tekrarlanmasının önüne geçilebileceğini söylemiş. Fakat bu cihazlar daha sonra çalışanların verimliliğini, ne kadar çalışıp ne kadar mola verdiğini izlemek için kullanılmaya başlanmış. Bir süre sonra da yakın zamanda geçici çalışanlar arasından işten çıkarmalar olacağı duyurulmuş ve çalışanlara dikkatli olmaları söylenmiş. Bir diğer deyişle üstü kapalı olarak “biz sizi izliyor ve performansınızı ölçüyoruz. Üretkenliğiniz bizim istediğimiz gibi değilse işten çıkarılacaksınız” denmiş. Herkes hızlanmış. Olayı aktaran ambar işçisi, üç kişinin işten çıkarıldığını söylüyor. Birincisi, gerçekten tembelmiş. Ama diğer iki işçi çok iyi olmalarına rağmen işten çıkarılmışlar.

Otomatik veya yarı otomatik karar vermeyi sağlamak için çalışanların gözetimine dayanan, çeşitli teknolojik araç ve tekniklerden yararlanan algoritmik yönetim örnekleri hızla yayılıyor. İşten çıkarma kararını verenler bu kararı gözetimden elde ettikleri verileri kullanmadan da yapmış olabilirler. Fakat O’Neil’in (2016) yazdığı gibi veriden yararlanan matematiksel modeller doğrultusunda alınan çok sayıda hatalı karar var; algoritmalar yine yanılmış da olabilir.

Algoritmik yönetime yalnız geleneksel işyerlerinde başvurulmuyor. Aslında çıkış noktası paylaşım ekonomisi, esnek ekonomi olarak adlandırılan platformlar.

Platformlarda Algoritmik Yönetim

Algoritmik yönetim kavramı ilk olarak Lee vd. (2015) tarafından, Uber ve Lyft’in çalışanlarını algoritmalar ve takip verisi yardımıyla görevlendirme, en iyileme ve değerlendirmesini tanımlamak için kullanılmış. Bu platformlarda kullanılan algoritmalar, milyonlarca yolcu ve sürücüden elde ettikleri GPS bilgilerini işleyerek yolcu ve sürücüleri en uygun şekilde eşleştiriyorlar. Algoritmik yönetim sistemleri genellikle aşağıdaki ögelerden oluşuyor (Mateescu ve Nguyen, 2019):

  • Çalışanların teknoloji yardımıyla gözetimi ve haklarında veri toplama,
  • Yönetim kararlarını bildiren verilere gerçek zamanlı yanıt verme
  • Otomatik ya da yarı otomatik karar alma
  • Performans değerlendirmeleri yerine derecelendirme (rating) sistemlerine ya da diğer ölçümlere başvurma
  • Çalışanların davranışlarını dolaylı olarak etkilemek için “dürtme” ve cezalandırmadan yararlanma

Uber, Lyft ve TaskRabbit gibi çok sayıda bağımsız çalışanı yönetmek zorunda kalan platformlar algoritmik yönetimin gelişimine öncülük etmiş olsalar da algoritmik yönetim, taşımacılık ve lojistikten perakende satış, hizmet endüstrisi ve ev işlerine kadar bir çok yerde yönetim sürecinin bir parçası haline geldi.

Bir zamanlar işçilerin organizasyonunun ve eşgüdümün sağlanması, geleneksel olarak orta düzeydeki yöneticilerin işiyken artık onların yerini algoritmalar alıyor. İş başvurularının filtrelenmesi, işçiler arasında görev dağılımı, ödeme oranlarının belirlenmesi, vardiyaların ayarlanması gibi görevler artık büyük veri kümeleriyle eğitilen algoritmik yönetim sistemlerinin sorumluluğunda. Bazıları burada teknolojinin kullanımından bazıları da platform sahiplerinin girişimciliğinden etkileniyor ve fakat en kritik sorun, platformların dayandığı güvencesiz çalışma modelleri atlanıyor. Güvencesiz çalışma modelleri giderek yaygınlaşıyor ve geleneksel çalışma modellerinin yerini alıyor. Çalışanlar, sağlık güvencesi ve gebelik izni gibi haklardan yoksunlar. Çalışanların işveren karşısındaki yasal hakları sınırlı olduğu gibi platformlar, işverenin sorumluluğunu azaltacak şekilde tasarlanıyorlar. İlk başta gelişmiş ülkelerde ortaya çıkan ve daha çok bir ek gelir kaynağı olarak görülen platformlar, artık hem gelişmiş hem de gelişmekte olan ülkelerde bir çok insan için hayatını devam ettirebilmenin tek aracı haline gelmiş durumda.

Platformlar, iş gücünü sınıflandırmak ve kontrol etmek amacıyla algoritmalardan yararlanıyorlar. Platformlarda yoğun bir gözetim var. Örneğin Uber’de sürücüler hakkında sürekli veri toplanıyor ve analiz ediliyor. Uber üyesi çalışanlar sistemde oturum açma veya kapatma serbestliğine sahipler. Fakat oturum açtıkları anda yalnız GPS konumları değil, hızlanma, çalışma saati ve fren kullanım verileri de kaydediliyor. Sistemler, bu verilerden yararlanarak platform üyesi çalışanları çeşitli biçimlerde yönlendiriyor. Uber, sistemde 12 saatten fazla etkin olan sürücülerin hesaplarını askıya alıyor. Bazı durumlarda ise ücretleri yükselterek sürücüleri belirli bir yerde yoğunlaşmaya teşvik ediyor. Bazen de sistemdeki oturumunu kapatmak isteyen sürücüyü, oyunlaştırma yöntemleriyle (“330 dolar kazanmaktan 10 dolar uzaksın. Yine de oturumu kapatmak istiyor musun?” gibi sorularla) ikna ediyor. Ayrıca Uber, asimetrik bilgiden yararlanarak sürücülerin yolcu seçmesini engelliyor. Sürücüler, yolcuyu kabul etmeden önce ne kadar kazanacağını bilemediğinden ekonomik olarak dezavantajlı (örneğin kısa mesafeli) yolculukları kabul etmek zorunda kalıyor (Mateescu ve Nguyen, 2019).

Ev temizliğinde, temizlik işçileri ile hizmet almak isteyenleri buluşturan platformlar, temizlik çalışanının çalışacağı eve ne zaman vardığını takip etmesine rağmen müşterinin mahremiyeti nedeniyle gözetim olanakları daha sınırlı. Müşteri, evi üç odalı olmasına rağmen talep formuna evinin iki odalı olduğunu yazabilir. Çalışanın alacağı ücret müşteri memnuniyetiyle ilişkili olduğundan çalışanlar bu tip olumsuzluklar karşısında ya sessiz kalıyorlar ya da daha düşük puana razı geliyorlar (age).

Perakende satış ve hizmet sektöründe ise ana hedef işgücü maliyetlerini kısmak. Kronos, Onshift ve Dayforce gibi büyük şirketler hava durumu verilerinden müşterilerin adımlarının takibine kadar çeşitli kaynaklardan veri toplayarak belirli bir yer ve zamanda ne kadar işçiye gerek olacağını tahmin ediyor ve işçileri bu tahmine göre ilgili bölgeye sevk ediyor. “Tam zamanında” ve “göreve hazır” planlamalarla perakende sektöründeki işgücünün esnekleştirilmesi yeni değil; 1970’lerden beri bu yönde belirgin bir eğilim var. Fakat iş gücünün esnekleştirilmesi, düzensiz istihdamla beraber yeni bir boyut kazanıyor. İşverenler sürekli çalışan istihdam etmek yerine algoritmaların sonuçlarına göre insanları göreve çağırarak işgücü maliyetlerini kısabiliyorlar. İşverenin çıkarlarına uygun bu esnek yönetim modeliyle ortaya çıkan düzensizlik, işçiler için iş ve aile yaşamı uyuşmazlığı, gelir belirsizliği ve daha yüksek iş stresi anlamına geliyor. Araştırmalar “standart dışı” çalışma programlarının, çocuklarıyla yeterince ilgilenmekte zorlanan ebeveynler için olumsuz sonuçları olabileceğini gösteriyor (age).

Algoritmik Yönetim ve Başlıca Sorunlar

Mateescu ve Nguyen (2019), algoritmik yönetim uygulamaları nedeniyle işçilerin karşı karşıya olduğu sorunları dört başlık altında ele alıyor:

  • Gözetim ve kontrol
  • Şeffaflık
  • Yanlılık ve ayrımcılık
  • Hesap verebilirlik

Gözetim araçlarının hem zamansal hem de mekansal olarak yaygınlaşması işçilerde hız ve verimlilik baskısı yaratıyor. Endüstri 4.0 ve işsizlik tartışmalarında teknolojin insanın yerini almaması, onu tamamlaması gerektiği temennisi sık sık dile getirilse de algoritmik süreçlerin uygulandığı işyerlerinde çalışanların kişisel takdir yetkisini azaltma yönünde bir eğilim var. Ayrıca çalışanların fiziksel sınırları sonuna kadar zorlanıyor.

Giyilebilir teknolojiler, herkes için yararlı olma iddiasıyla pazarlanmasına rağmen giyilebilir teknolojilerden en büyük yararı sağlayanlar, takip cihazlarını işi yoğunlaştırmak ve çalışan sayısını azaltmak için kullanan işverenler. İngiltere’nin en büyük süpermarketler zincirini oluşturan Tesco, takip cihazlarını kullanmaya başladıktan sonra ambar çalışanı sayısını %18 azaltmış. Bunun yanında, aşırı çalışmadan kaynaklı stresin işçilerde kalp krizi ve alkol bağımlılığı risklerini artırdığı tespit edilmiş (Warin ve McCann, 2018)

Algoritmik yönetim sistemlerinin kararlarının şeffaf olmaması ise çalışanlarda huzursuzluk ve güvensizlik yaratıyor. İşçiler çoğu zaman bu sistemlerin nasıl çalıştığı hakkında bilgi sahibi değiller. Kararlarda hangi veriden ve nasıl yararlanıldığı belirsiz. Platform sahipleri çoğu zaman sistemin nasıl çalıştığını özellikle gizliyorlar; sistemin nasıl karar verdiği ve çalışanları nasıl puanlandırdığı bilinirse çalışanların sistemi kandırabileceğini düşünüyorlar. Sonraki bölümde de göreceğimiz gibi çalışanlar gerçekten de sistemi ‘hack’lemeye çalışıyorlar. Fakat araştırmalar, algoritmik kararlardaki şeffaflığın işçilerin işbirliğini artırdığını gösteriyor (Jarrahi ve Sutherland, 2019).

Dijital teknolojilerin orta düzey yöneticilerin yerini almasıyla kararların daha tarafsız olacağına dair bir inanış var. Fakat algoritmalar, onları eğitmek için kullanılan veri kümelerindeki eşitsizlikleri ve ayrımcılığı yeniden üretmeye meyilliler (Warin ve McCann, 2018).

Algoritmik yönetim sayesinde şirketler daha sorumsuz hareket edebiliyorlar. Bir çalışanın işine son verilirken ya da bir iş başvurusu reddedilirken bu durum şirketin değil, verilerden yararlanan tarafsız bir sistemin kararı oluyor. Bu durum platform sahibi şirketin, işçilerin aslında çalışanları değil bir hizmetin ağ bağlantılı kullanıcıları olduğunu ve algoritmik bir sistemin çıktılarına eriştiklerini iddia edebilmelerini de sağlıyor. Böylece işverenler, opak bir algoritmanın arkasına saklanarak geleneksel işçi-işveren ilişkisinin getirdiği sorumluluklardan kaçınabiliyorlar. En önemlisi de algoritmik yönetim retoriği, şirketlere bir sistemin nasıl işlemesi gerektiği konusunda verdikleri özel kararları gizleyebilmelerine ve bu kararların etkilerinden sıyrılabilmelerine yardımcı oluyor.

Algoritmik Yönetim Sistemlerine Karşı Tepkiler

İşçiler, algoritmik yönetim sistemlerine karşı farklı tepkiler veriyorlar. Örneğin, Britanya’daki ambar işçilerine yakında işten çıkarmalar olacağı söylendiğinde işçilerin ilk tepkisi daha hızlı çalışmak olmuş. Daha hızlı çalışma baskısı işten çıkarmalar sonrasında da devam ettiğinde bir süre sonra işçilerin çoğu artık baskıları umursamamaya, fiziksel olarak daha fazlasını yapamayacaklarını düşünmeye başlamışlar (Moore vd., 2018).

Algoritmaların verdiği kararlar çoğu zaman işçiler açısından anlaşılmaz ve erişilmez. Bazı durumlarda algoritmaların belirli bir sonuca nasıl ulaştığı gerçekten de açık değil. Ama yukarıda da belirttiğim gibi esnek iş modellerinde kullanılan algoritmaların işleyişi işçilerden özellikle saklanıyor. İşçilerin bu bilgiye sahip olmasıyla beraber sistemi aldatılabileceği düşünülüyor. İşçiler açısından baktığımızda ise kararı sorgulanamayan ve tahmin edilemeyen bir sistemin verdiği kararlar yıpratıcı ve yabancılaştırıcı bir etkiye sahip. Bu nedenle, işçiler tam da platform sahiplerinin korktuğu şeyi yapmaya çalışıyorlar: Sistemin nasıl çalıştığını öğreniyor, sistemi oyuna getirip sistemin kısıtlamalarını aşıyor ve algoritmik platformdaki özerkliklerini artırıyorlar.

Jarrahi ve Sutherland (2018), tasarım, muhasebe, çeviri, danışmanlık gibi hizmetler sunan serbest çalışanların yer aldığı Upwork adlı platformda çalışanların platformun işleyişini nasıl çözmeye çalıştıklarını ve bundan nasıl yararlandıklarını anlatıyor. Upwork platformuna ilk katılım kolay olmasına karşın platform, çok sayıda ve birbiriyle otomatik eşgüdümlü hizmetlerden oluşuyor. İşçiler platforma katıldıktan sonra Upwork’un çeşitli derecelendirme, zaman dilimi, politika ve prosedürlerini anlamak için bir hayli kafa yoruyorlar. Müşterilerin verdiği puanlar önemli olduğundan, çalışanlar öncelikle bu puanlandırma sisteminin ayrıntılarını öğrenmeye çalışıyorlar. Öğrenme sürecinde kişisel gözlemlerinin yanında sisteme hizmet almak isteyen bir müşteri olarak katıldıkları da oluyor. Webdeki forumlarda deneyimlerini paylaşıyor ve birbirlerine zorlu müşteriler ve Upwork politikaları hakkında önerilerde bulunuyorlar.

Jarrahi ve Sutherland’ın (2018) araştırması Upwork çalışanlarının algoritmik yönetim ve kontrolün karşısında pasif kalmadıklarını onu aşmanın çeşitli yollarını aradıklarını gösteriyor. Platformda kullanılan algoritmalar çalışanlarla müşteriler arasındaki etkileşimini şekillendiriyor. Fakat algoritmaların işleyişini keşfetmeye çalışan ve sistemle etkileşimini bu doğrultuda yapan çalışanlar da algoritmaların işleyişini etkiliyorlar. Örneğin, dört tane bir saatlik işten alınacak dört iyi puanlamanın dört saatlik bir puanlamadan daha kıymetli olduğunu fark eden bir çalışan, müşteriyle işbirliğine giderek işi dörde böldürme ve sistemdeki puanını yükseltme taktiğine başvurabiliyor. Bir diğer çalışan, sözleşmeleri kapatıp yeniden açarak aldığı olumlu değerlendirme sayısını artırdığını söylüyor. Elbette Upwork’un algoritmaları da sabit kalmıyor ve bu tip durumlara karşı güncelleniyor.

Bu hack biçimindeki kendiliğinden direnişler, önemli olmakla beraber çalışmadaki dijital dönüşümle ortaya çıkan sorunlar (gözetim, şeffaflık, yanlılık ve hesap verilebilirlik) karşısında yetersizler. Örgütlü mücadele daha sonuç alıcı oluyor. Daily Telegraph’ın çalışanlarını masa başında gözetleme girişimi sendikal mücadeleyle geri püskürtülmüş. Sendikalar, olumsuzluklara neden olanın teknolojinin kendisi olmadığını, sorunların teknolojinin işyerlerinde nasıl uygulandığı ile ilgili olduğunu vurguluyorlar. Sendikalara göre teknoloji, 7X24 çalışma için gerekli koşulları yaratmış olabilir ama bu sorunun kaynağı işyeri yönetim kültürleri. Telefonların her zaman açık olması işverenlerin dayattığı bir zorunluluk.

Mahremiyet ve teknoloji kullanımı, henüz toplu görüşmelerin gündeminde yer almıyor. Fakat son yıllarda sendikalar, dijital teknolojinin kullanılmasından kaynaklanan risklere karşı işçilerin haklarının savunulmasında önemli başarılar elde ettiler. Norveç Sendikalar Konfederasyonu ile Norveç İş ve Sanayi Konfederasyonu arasında yapılan anlaşmada işyerlerindeki izleme faaliyetleri de yer alıyordu. İşveren tarafından yapılan izleme ve kontrolün tarafsızlık ve orantılılık ilkeleri çerçevesinde uygulanması; uygulama aşamasından önce sendika temsilcileriyle görüşülmesi; verilerin toplanmasında ve değerlendirilmesinde sendika temsilcilerinin sürece dahil edilmesi gibi maddeler içeriyordu (Moore vd., 2018).

***

Kısacası, işçiler bu değişim sürecinin pasif gözlemcileri değiller. Ama işyerlerindeki sendikaların son yıllarda zayıfla(tıl)dığını, birçok işyerinde sendika olmadığını ve platform ekonomilerindeki çalışanların örgütsüz olduğunu da göz ardı etmemeli. Teknolojinin bir avuç kapitalist yerine toplumun esenliği için kullanılıp kullanılmayacağı teknolojinin içsel dinamiklerinden çok geleneksel ve yeni işyerlerindeki örgütlenme sorunlarının aşılmasına bağlı. Feenberg’in (2017) vurguladığı gibi teknosistem üzerindeki mücadelenin emek hareketiyle başladığını unutmayalım. Fabrikalardaki ağır çalışma koşulları, işçilerin iş sağlığı ve güvenliği talepleriyle yürüttükleri mücadelelerin sonucunda değişmişti…

Kaynaklar

Feenberg, A. (2017). Technosystem: The social life of reason. Harvard University Press.

Fleming, P. (2017). Çalışmanın Mitolojisi: Kapitalizm Kendine Rağmen Nasıl Ayakta Kalıyor, çev. Ebru Kılıç, Koç Üniversitesi Yayınları.

Jarrahi, M. H., & Sutherland, W. (2019). Algorithmic Management and Algorithmic Competencies: Understanding and Appropriating Algorithms in Gig Work. In International Conference on Information (pp. 578-589). Springer, Cham.

Lee, M. K., Kusbit, D., Metsky, E., & Dabbish, L. (2015). Working with machines: The impact of algorithmic and data-driven management on human workers. In Proceedings of the 33rd Annual ACM Conference on Human Factors in Computing Systems (pp. 1603-1612). ACM.

Mateescu, A.,Nguyen, A. (2019). Algorithmic Management in the Workplace, https://datasociety.net/output/explainer-algorithmic-management-in-the-workplace/, son erişim 17/05/2019.

Moore, P. V., Akhtar, P., & Upchurch, M. (2018). Digitalisation of work and resistance. In Humans and Machines at Work (pp. 17-44). Palgrave Macmillan, Cham.

O’Neil, C. (2016). Weapons of math destruction: How big data increases inequality and threatens democracy. New York: Crown Publishers.

Warin, R., & McCann, D. (2018). Who Watches The Workers?



22 January 2019

Python'da Kullanıcı Tanımlı Hatalar


Python projelerinde kullanıcılar hata tanımlayabilir ve aynı sistem tarafından tanımlı hatalar gibi try-except içinde kullanabilir.

    Ben pebble-remote projesini geliştirirken bu hata yakalama kısmında şöyle bir sorunla karşılaşmıştım. Kullanıcı tanımlı hata sınıflarım vardı ve bu sınıfların tanımlandığı dosyanın dışında bir yerde bu tanımlanan hataları yakalamak istiyordum. Hatanın tanımlandığı python dosyasını da import ettiğim halde bu hataları yakalayamıyordum.

   Daha iyi bir yöntemi de olabilir elbet ama benim deneyerek bulduğum çözüm hata sınıfının tam yolunu yazmak oldu.

Kullanmaya çalıştığım python modülünün yapısı aşağıda:

libpebble/pebble
├── __init__.py
├── LightBluePebble.py
├── pebble.py
└── stm32_crc.py

LightBluePebble.py dosyası içinde bir hata aşağıdaki gibi tanımlanmış:


LightBluePebbleError(Exception):
def __init__(self, id, message):
self._id = id
self._message = message
def __str__(self):
return "%s ID:(%s) on LightBlue API" % (self._message, self._id)

Bu hatayı yakalamak istediğim dosya içinde  içinde modülü aşağıda şekilde import ettim:


import pebble as libpebble

Bu haliyle aşağıdaki kod hatalıydı:


try:
...
except LightBluePebbleError as e
...

Doğrusu:


LightBluePebbleError = libpebble.LightBluePebble.LightBluePebbleError

try:
...
except LightBluePebbleError as e
...


10 January 2019

Stubby ile DNS-over-TLS nasıl yapılandırılır?


8.8.8.8 için DNS over TLS‘in duyurulmasının ardından, stubby kullanarak kullanıcı tarafında nasıl yapılandırılacağını inceliyoruz.

Öncelikle stubby‘yi Ubuntu 18 yazılım deposundan kuralım;

sudo apt install stubby

Stubby kendi içinde gelen ön tanımlı ayarlar ile doğrudan çalışmaya başlayacak. Google DNS 8.8.8.8’i eklemek için aşağıdaki satırları ayar dosyasına ekleyelim;

/etc/stubby/stubby.yml
# Google
- address_data: 8.8.8.8
  tls_auth_name: "dns.google"
- address_data: 8.8.4.4
  tls_auth_name: "dns.google"

Stubby‘nin 53 portunu dinlediğinden emin olduktan sonra ağ ayarlarımızdan DNS tanımını 127.0.0.1 olarak değiştirerek kriptolu DNS kullanmaya başlayabiliriz.

sudo netstat -lnptu | grep stubby


29 October 2018

Linux için F5 Ssl Vpn Client i Kurulumu ve Kullanımı


Windows için Windows Store da, android için Google Play de client i bulunan F5 Ssl VPN linux için herhangi bir repo ya katılmış gözükmüyor. Eğer siz de benim gibi linux kullanıcısı iseniz, kuruluşunuz tarafından size verilen vpn geçidi adresine firefox ile eriştiğinizde karşınıza çıkan sayfaya kullanıcı adı ve şifreniz ile giriş yapabilirsiniz.

Giriş yaptığınızda karşınıza şöyle bir sayfa çıkacak
Bu sayfada işaretli olan yerden manual olarak yüklemeyi seçip indirdiğiniz tgz uzantılı dosyayı açtığınzda
karşınıza şu dizin gelecek. Burada sağ tıklayıp terminalde açtıktan sonra;

sudo ./Install.sh 
komutu ile kurulumu başlatabilirsiniz. sadece bir kere kurayım mı diye soracak size "yes" yazıp entera basıp geçtikten sonra vpn clientiniz hazır. Kullanmak için sadece komut satırında (terminalde)

sudo f5fpc -s -t "https://sslvpnadresiniz.com"

yazarak başlatmanız

sudo f5fpc --stop 

yazarak durdurmanız mümkün olacaktır.

Detaylı bilgi için f5fpc --info yazmanız yeterli....

Kolaylıklar dilerim.



Zemberek 0.16.0 Text Normalizasyonu ve gRPC sunucusu


Zemberek NLP 0.16.0 yayınlandı.  Bu sürümdeki yeni özelliklerden bazıları:

Metin Normalizasyonu
Bu özellik ile sosyal medya, forum ve mesajlaşma yazlımlarında kullanılan cümlelerdeki hatalar düzeltilmeye çalışılır. Bu işlem, metne daha sonra uygulanacak işlemlerin başarımını arttırabilir. Örnek:

Yrn okua gidicem
yarın okula gideceğim

Tmm, yarin havuza giricem ve aksama kadar yaticam :)
tamam , yarın havuza gireceğim ve akşama kadar yatacağım :)

ah aynen ya annemde fark ettı siz evinizden cıkmayın diyo
ah aynen ya annemde fark etti siz evinizden çıkmayın diyor
Bu ilk denememiz olduğu için sıklıkla hata yaptığı durumlar olacaktır. Detaylar için dokümantasyona bakınız.

gRPC sunucusu
gRPC, açık kodlu, yüksek hızlı bir uzaktan fonksiyon çağrı mekanizmasıdır. Zemberek fonksiyonlarının bir kısmına başka programlama dillerinden hızlı erişim sağlamak için kullanılabilir. Bu ilk sürümde grpc sunucusu ve kısıtlı fonksiyonlara python ile erişim kütüphanesi yayınlandı. Dokümantasyon.

Yeni morfolojik analiz modları:
Normalizasyon türü işlemler için faydalı olabilecek iki yeni analiz modu eklendi. Bunlardan ilki "informal" analiz. Bu şekilde özellikle konuşma dilinde kullanılan "yapıcam, edicem, geliyo, gidek" türü kelimelerin analiz edilip formal şekillerine dönüştürülebilmesi için mekanizmalar hazırlandı. Bu mekanizmanın kapsamını ilerki sürümlerde arttırmayı düşünüyoruz.

Diğer mod ise türkçeye özgü harfleri ihmal eden analiz mekanizması. Bu şekilde "kisi" kelimesi "kişi, kışı" çözümleri bulunabiliyor.

Yeni analiz modları için dokümantasyonu inceleyebilirsiniz.

Bu sürümde önceki sürümlerdeki API'yi bozan değişiklikler de oldu ve bazı hatalar giderildi. Eğer projeyi kullanıyorsanız güncelleme yapmadan değişiklik listesini incelemenizi öneririz. Bu sürümde yardımı olan herkese, özellikle morfoloji hatalarını bildiren Müge ve lm modelindeki problemi gideren bojie'ye teşekkürler.



16 October 2017

KRACK: WPA2 Protokolünü Hedef Alan Bir Saldırı


Kablosuz internet cihazlarımızla (bilgisayar, telefon, vb) evlerde, iş yerlerinde vs bağlandığımız kablosuz ağların çoğunu koruyan WPA2 şifreleme algoritmasını etkisiz hale getiren bir atak geliştirilmiş. KRACK adı verilen bu atak kablosuz ağların parolalarını kırmıyor, yani evlerimizdeki internete kaçak ortağımız olmuyor ancak daha kötüsü cihaz ve erişim noktası arasındaki şifrelemeyi etkisiz hale getirerek bizler ve internet arasında giden gelen bilgileri saldırgan kişilerin okuyabilir hale gelmesine yol açıyor.

Biz ne yapabiliriz bu atak karşısında? Bağlandığımız erişim noktasının şifrelemesine güvenemeyeceğimize göre ziyaret ettiğimiz web sayfalarına mümkün olduğunca https üzerinden erişmeye çalışalım, ne kadar az şifrelenmemiş web trafiği yaratırsak o kadar iyi. Ayrıca kullandığımız bilgisayarların, telefonların, modemlerin vb her fırsatta yazılım güncellemelerini takip edelim. Örneğin bir çok Linux tabanlı işletim sisteminde WPA2 şifrelemeli ağlara bağlanmamızı sağlayan wpasupplicant yazılımına gerekli yamalar geldi bile. Windows’lar için de gerekli yamalar yayınlanmış. Şu an için yapacak başka da bir şey görünmüyor.

Atak hakkında detaylı bilgiye https://www.krackattacks.com/ adresinden, atakla ilgili yayınlanan bilimsel makaleye de https://papers.mathyvanhoef.com/ccs2017.pdf adresinden erişebilirsiniz.



05 July 2017

Yansı sunucusu arızası


TÜBİTAK ULAKBİM tarafından donanım ve ağ bağlantısı sağlanan ftp.linux.org.tr yansı sunucumuzda donanım arızasından ötürü sorun yaşanmaktadır. Sorunun en kısa sürede giderilmesi için çalışmalarımız sürüyor.

Güncelleme: 2017-07-18 08:37 itibarıyla tüm dağıtımların yeniden yansılanması tamamlanmıştır.



22 March 2017

Kullandığım Linux işletim sistemi 32bit mi? 64bit mi?


Kullandığınız bir Linux işletim sistemini siz kurmamış olabilirsiniz veya birden fazla bilgisayar ve farklı işletim sistemleri ile çalışıyor olabilirsiniz. Bu nedenle bazen kullandığımız Linux işletim sisteminin sürümünün 32 bit mi yoksa 64 bit sürümü olduğunu öğrenme ihtiyacı duyabilirsiniz. Bunu terminal ekranından aşağıdaki kod ile hızlıca öğrenebilirsiniz.

Linux işletim sisteminin 32bit mi 64 bit mi olduğunu öğrenmek için;

uname -a

kodunu terminal ekranına yazdığımızda karşımıza çıkan ibarelerde i686 i386 geçiyor ise 32bit, x86_64 ibaresi geçiyor ise 64bit olduğunu anlayabiliriz.

i686 i386 32bit
x86_64 64bit

Bu işlemi terminal penceresinden 4 farklı şekilde daha yapabilirsiniz.

dpkg –print-architecture

getconf LONG_BIT

arch

file /sbin/init



31 May 2016

Bilgisayar Mühendisliği


Ekşisözlük'teki bilgisayar mühendisliği tanımlarına bakınca, "bilgisayar mühendisi mimar, programcı ameledir", "utp kablo takmayı bilmezler", "temeli hardware'dir", "programlamayla alakası yoktur", "bilgisayar bilimlerinden farklı bir şeydir", "asıl işi işlemci tasarlamak" gibi saçmalıklar arasında kayboluyorsunuz.

Bu da şaşırtıcı değil çünkü bazı hocalar ve mezunlar bile bu yanlış fikirleri yaymaya devam ediyor.

Bilgisayar Mühendisleri Odası'nın şu kuruluş raporuna bakın:

Meslek Alanında Yaşanan Tahribat (sayfa 9): ...sektör kamu ile akademiden ziyade serbest piyasa koşulları içinde büyümüş... kamusal düzenleme olmaması (yüzünden) ülkemiz salt tüketici konumda kalmış... bilgisayar mühendisleri teknoloji ve bilim dünyasında çığır açan çalışmalara imza atmak yerine kod yazan kişiler olarak kalmışlardır.

Bu metni yazan ve okuyan hiç kimsenin aklına, "silikon vadisinde çığırları açanların kamu düzenlemesi mi vardı?", "serbest piyasa hakimiyetindeki Amerika, bilişim tüketicisi konumunda mı?" ya da "Knuth, Tarjan, Sedgewick gibi teorik araştırmacılar bile her gün kod yazıyorken bizim bilgisayar mühendislerinin ayağına bu niye bağ oluyor" gibi çok basit sorular gelmemiş anlaşılan!

Bu bilgi kirliliğine engel olmak için bazı kavramları temelden açıklamak gerekiyor.

Bilgisayar Mühendisliği

Bir çok ülkede Computer Science (Bilgisayar Bilimi) olarak geçen bölümdür. Bir uygulamalı matematik alanıdır. Temel problemleri: neleri hesaplayabiliriz (karmaşıklık, quantum), nasıl hesaplayabiliriz (algoritmalar, veri yapıları, yapay zeka, diller ve derleyiciler) ve neyle hesaplayabiliriz (bilgisayar mimarisi, ağlar, sistemler) olan bir bilim dalıdır.

Türkiye'de bir mühendislik bölümü olarak açılmasının nedeninin devlet kadrolarında mühendis olmayanların teknik kadro sayılmasının zorluğu ve yüksek maaş alamamaları olduğunu düşünüyorum.

Mühendislik iki anlamda kullanılabiliyor: Bilimsel bilginin bir şeyler geliştirmek için kullanılması ile bir profesyonel meslek dalı. Birinci anlamın bir sakıncası yok. Örneğin bir problemin çözülmesi için bir program geliştirmek bir mühendislik çalışması olarak görülebilir.

İkinci anlamda ise sıkıntı büyük. Profesyonel mühendislik, tıpkı doktorluk ya da tesisatçılık gibi bir meslektir. Denetime bağlıdır, mesleği yapanlar bir oda ya da kuruma kayıtlı olmak ve belli yeterlik şartlarını yerine getirmek zorundadır. Bunun amacı da, örneğin evinize patlama riski olan bir doğalgaz borusu bağlanmasını ya da iki inşaat mühendisinin aynı bina için farklı statik hesapları vermesini önlemektir.

Böyle bir durum bilgisayar mühendisliği için iki nedenden anlamsız. Birincisi bu bir profesyonel meslek değil, bir bilim dalı ve bu bilgiye herhangi biri sahip olabileceği gibi kendi başına her türlü amaçla da kullanabilir. İkincisi ise yaratıcılığa ve çeşitliliğe açık bu alanda, şu iş bu şekilde yapılır gibi meslek kurallarını üretecek bilgiye sahip değiliz. Evet, bazı tasarım kalıpları (design patterns), ve yazılım geliştirme teknikleri (test tabanlı geliştirme, sürüm kontrolü, vb) icat ettik ama hâlâ genel problemi çözebilmiş değiliz. Bu iş bir bilim olduğu kadar aynı zamanda bir sanat da. Şirketlerin diplomaya sertifikaya değil kendi mühendisleriyle yapılacak mülakata bakmasının altında da bu yatıyor.

Bilgisayar Bilimcisi Program Yazmaz mı?

Bu saçma fikrin savunulmasının ardında diplomayı aldıktan sonra yan gelip yatarak para kazanma beklentisi var herhalde.

Araştırmacılar için hipotezlerini test etmenin, modellerini incelemenin önemli bir yolu program yazmak. Bazen teorileri ispatlamanın bir yolu bile olabiliyor.

Endüstride ise program yazmayacağım diyen adamı görüşmeye bile çağırmazlar. Google, Microsoft, Apple gibi şirketlerin herhangi bir pozisyonuna girmek için iş görüşmesinde bile program yazmanız gerekiyor.

Bir kişi analiz yapacak, diğeri tasarım yapacak, kalanlar da tasarımdaki fonksiyonları yazacak modeli 60'larda kaldı. Yazılım geliştirme, yazılımların artan karmaşıklığı ile birlikte çok daha dinamikleşti. Tasarım, gerçekleme, test ve hata ayıklama ayrı süreçler değil artık. Takımlar, hiyerarşi yerine birlikte çalışan uzmanlardan oluşuyor.

Elini kirletmeyen biriyle hiç kimse çalışmaz. Okulda ödev olarak yazdığı programlar dışında bir deneyimi olmayan adamın zaten tasarım bilgisi de olamaz. Dahası, bu işlerden bir kaç yıl kopmuş birinin bile tasarım becerisi hızla düşmeye başlar.

Okullu mu Alaylı mı?

Bir başka saçma tartışma. Genelde bu tartışma teorik bilgi mi yoksa pratik bilgi mi gibi yanlış bir düzleme de çekiliyor. O yüzden ikisine de bakalım.

Örneğin elindeki dosyalardan bazı bilgileri tarayıp istatistiksel bir sonuç çıkarmak isteyen bir kişiye Python ile basit betikler yazmaya yetecek kadar bilgisayar bilimleri bilgisi yeterli olabilir. Benzer şekilde bir felsefeci hiç programlama öğrenmeden yalnızca karmaşıklık teorisini çalışarak kendi alanında ihtiyaç duyacağı bilgilere kavuşabilir.

Karşılaşılan herhangi bir problemi çözebilecek genel bir program yazma yeteneği ya da bilgisayar bilimleri alanında yeni bilgiler keşfedebilecek bir araştırma yeteneği için ise üniversite eğitimi programında yer alan hemen her konuyu öğrenmek şart.

Bilgisayarlar bir çok katmandan ibaret. Algoritmalar, kitaplıklar, diller, işletim sistemi, işlemci, transistörler, elektronlar. Bu katmanların hangi seviyesinde çalışırsanız çalışın altınızda kalan kısımlara bağımlısınız. Dolayısıyla işinizi daha iyi yapabilmeniz altta neler döndüğünü bilmenize bağlı.

Teorik ve pratik bilgiden biri daha üstün diyemezsiniz. Daha iyi bir algoritmayla kazandığınız teorik hızı, o algoritmanın işlemci önbelleği kullanımı daha kötü olduğu ve veri setiniz yeterince büyük olmadığı için geri kaybedebilirsiniz örneğin.

Bu bilgileri nereden ve nasıl öğrendiğiniz değil, öğrenmiş olmanız önemli. Dahası dünyanın en iyi üniversitelerinde bile okusanız, işlenen konular ve yaptığınız ödevler sizi bu alanda uzman yapmaya yetmeyecek.

Orko der ki...

Eskiden İstanbul'da her kahvede, satrançta o kahvedeki herkesi yenmiş ama başka birileriyle oynamadığı için Kasparov'u yenerim ben diye böbürlenen tipler vardı.

Ne iş yapıyorsanız yapın, o alanda dünyanın en iyileri kimse onları bulun ve onları tanımaya ve geçmeye çalışın. Bilgisayar alanında bir şeyler keşfetmiş her araştırmacının, günlük yaşamda kullandığımız ürünleri yapan her geliştirici ve girişimcinin, Internet üzerinde blog'ları, sunumları, ders videoları, makale ve kitapları var.

Hayatında büyük ölçekli bir ar-ge projesinde yer almamış, eski ders kitaplarından okuduğu arkaik tanımları öğreten hocaları, yaptığı e-ticaret sitesi ya da muhasebe programıyla kendini girişimci sananları, yabancı dilden yarım yamalak çevirilerle kitap yazanları, forumlarda iki üç soru cevapladığı için büyük üstat havalarına giren tipleri ciddiye almayın.

Yoksa yukarda alıntıladığım kişiler gibi kendi küçük mağaramızda dışardaki dünyanın gölgeleriyle oyalanır dururuz.



20 May 2016

Veri Bilimi Bülteni — 40


Her cuma yayın­ladığım ‘Veri Bil­imi Bül­teni’ ile son 1 haf­tada veri ve veri bil­imi konusuyla ilgili okuduk­larım­dan dikka­timi çeken­leri pay­laşıy­o­rum. Bu bül­ten her yayın­landığında hab­er­dar olmak istiy­or­sanız “Haf­talık Veri Bil­imi Bül­teni” linkedin grubuna üye ola­bilirsiniz. Küçük bir not: Önümüzdeki haftadan itibaren bülteni tamamen ingilizce olarak çıkarmayı (zaten içerikler ingilizce, ben bazen yorumlarımı türkçe Devamını Oku […]

09 May 2016

Vodem’in (Huawei 4231) Linux’ta Ethernet Olarak Kullanımı


Elime Vodafone’un bir modemi (Vodem) geçti. Bilgisayarıma taktığımda Linux bir ethernet olarak görmedi ve doğrudan çalışmadı. Daha önce Turkcell’in yeni nesil VINN’larında bu hiç başıma gelmediğinden, bir miktar uğraşmam gerekti.

Huawei’nin K4203 isimli bir modeliymiş (lsusb sağolsun). Kendisi öntanımlı olarak MBIM isimli, Linux 3.8’de desteği gelen bir protokolle bağlanıyormuş (Google sağolsun). Bir sonraki nesil bir cihaz kısaca. Ama ethernet aygıtı olarak da çalıştırmak da mümkün. Bunun için usb_modeswitch ile cihaza komut gönderilmesi gerekiyor.

lsusb çıktısında aygıtın ID’sini 12F1:1F1C olarak görüyoruz:

# lsusb
# lsusb | grep Huawei
Bus 002 Device 012: ID 12f1:1f1c Huawei Technologies Co., Ltd.

usb_modeswitch ile şu komutu gönderince kendisi bir ethernet aygıtına dönüşüyor:

# usb_modeswitch -v 12d1 -p 1f1c -W -I -M 55534243123456780000000000000011062000000101000100000000000000
Taking all parameters from the command line

* usb_modeswitch: handle USB devices with multiple modes
* Version 1.2.5 (C) Josua Dietze 2012
* Based on libusb0 (0.1.12 and above)

! PLEASE REPORT NEW CONFIGURATIONS !

DefaultVendor= 0x12d1
DefaultProduct= 0x1f1c
TargetVendor= not set
TargetProduct= not set
TargetClass= not set
TargetProductList=""

DetachStorageOnly=0
HuaweiMode=0
SierraMode=0
SonyMode=0
QisdaMode=0
GCTMode=0
KobilMode=0
SequansMode=0
MobileActionMode=0
CiscoMode=0
MessageEndpoint= not set
MessageContent="55534243123456780000000000000011062000000101000100000000000000"
NeedResponse=0
ResponseEndpoint= not set

InquireDevice disabled
Success check disabled
System integration mode disabled

Looking for default devices ...
searching devices, found USB ID 12d1:1f1c
found matching vendor ID
found matching product ID
adding device
searching devices, found USB ID 04f2:b230
Found device in default mode, class or configuration (1)
Accessing device 012 on bus 002 ...
Getting the current device configuration ...
OK, got current device configuration (1)
Using interface number 0
Using endpoints 0x01 (out) and 0x81 (in)

USB description data (for identification)
-------------------------
Manufacturer: Vodafone(Huawei)
Product: HUAWEI Mobile
Serial No.: FFFFFFFFFFFFFFFF
-------------------------
Looking for active driver ...
OK, driver found; name unknown, limitation of libusb1
OK, driver "unkown" detached
Setting up communication with interface 0
Using endpoint 0x01 for message sending ...
Trying to send message 1 to endpoint 0x01 ...
OK, message successfully sent
Resetting response endpoint 0x81
Resetting message endpoint 0x01
-> Run lsusb to note any changes. Bye.

Artık lsusb ile baktığımızda USB ID’sinin de değiştiğini görüyoruz:

# lsusb | grep Huawei
Bus 002 Device 013: ID 12d1:1590 Huawei Technologies Co., Ltd. 

Şimdi bir ağ aygıtı olarak da onu görebilmeliyiz ve eğer ağ yöneticimiz otomatik IP almaya ayarlıysa IP’sini bile almış olmalı:

# ip a
8: enp0s29u1u3: mtu 1500 qdisc pfifo_fast state UP qlen 1000
link/ether 86:c9:ec:4d:51:bb brd ff:ff:ff:ff:ff:ff
inet 192.168.9.100/24 brd 192.168.9.255 scope global enp0s29u1u3
valid_lft forever preferred_lft forever

Bu yaptığımız ayarlar, ne yazık ki kalıcı değil. Modemin üzerine böyle bir bilgi yazamıyoruz. Onun yerine Linux’un aygıt yöneticisi olan udev’e bu modemin her takıldığını farkettiğinde bu komutu çalıştırmasını söylememiz gerekiyor.

Bunun için udev’in kuralları okuyabileceği bir dosya oluşturuyoruz:

echo 'ATTRS{idVendor}=="12d1", ATTRS{idProduct}=="1f1c", RUN+="/usr/sbin/usb_modeswitch -v 12d1 -p 1f1c -W -I -M 55534243123456780000000000000011062000000101000100000000000000"'> /etc/udev/rules.d/45-usb_modeswitch.rules

udev’e kuralları tekrar okumasını söylüyoruz:

# udevadm control --reload-rules

Artık “Vodem”i taktığımızda, otomatik olarak ethernet kartı olarak görünmeli ve DHCP’ten IP alabilmeli.

Not: Aygıta gönderilmesi gereken “55534243123456780000000000000011062000000101000100000000000000” gibi bir mesajı kafadan yazmadım :). İnternet’ten araştırdığımda rastladım. Sadece bu cihaz değil, başka Huawei cihazlarında da işe yarıyor gibi okudum. Teknik kaynağını bilen varsa, yorumlara eklerse sevinirim.



23 March 2016

Bir “Portal” üzerine…


Türkiye’de özgür yazılım katkıcılığı yapmak zor iş… Hatta katkıcılığı bırakın topluluk üyesi olmak bile pek kolay değil…

2007 benim için bu alanda bir milat, kişisel aydınlanma, özgür yazılımın alnımda çıkardığı 3. göz… Bu tarihi referans alırsam 2007 öncesi -topluluk/camia ne derseniz artık- aitlik süreci çok zordu. Bakıyorum da 2007 sonrasından ta ki hatırlamak istemediğim bir tarihteki Özgürlükİçin.org çöküşüne kadar gerçekten güzel zamanlar geçirmişiz… Bu çöküşten sonra ise, topluluk ve aidiyet dışında özgür yazılım dünyasıyla olan bağlarımız da zayıflamaya başladı… En büyük zorluk ise bir portal, bir ana gemi olmayışı.

Efsanevi Özgürlükİçin sitesi hayalet gemi gibi bant genişliklerinde seyretmekte... Efsanevi Özgürlükİçin sitesi hayalet gemi gibi bant genişliklerinde seyretmekte…

Bu zorluğu kısaca masaya yatırırsak -aslında buna da çok zamanım yok- madde madde gidelim:

  • Özgür yazılım dünyasından haberler / sürüm duyuruları
  • Ortak bir paylaşım/yardımlaşma alanı – forum
  • Blog kardeşliği – gezegen
  • İncelemeler – özellikle oyun ve heyecan verici şeyler

Bu ve bunun gibi onca şeyi bir araya getiren harika bir şeye sahipmişiz; özgürlükiçin.org hatta o zman o kadar zenginmişiz ki bir de pardus-linux.org‘a sahipmişiz… ve cahilmişiz… bunların artık geride kaldığını kabul etmek gerekiyor…

Özgür yazılımda böyle “değerler” (bu kelimeyi kullanmayı da pek sevmiyoırum) ne kadar önemliymiş, onu düşünüyorum bir kaç gündür… Bunların eksikliği gerçekten özgür yazılım dünyasını takip etmekte insanı çok zorluyor… Hadi ben İngilizce biliyorum takip edebiliyorum… Ya ait olmak? Paylaşmak? Yardımlaşmak? Birlikte bir şeyler yapmak isteyip de o marşa basıp o enerjiyi boşaltabilmek? Yapabilmek? Bunlar yok…

Atlamadan bir de teknokedi.com vardı, o da bu açığı kapatmak için kendi öz amacı olmasa da alan yaratmak için katkı vermişti. Sevgili Ali Işıngör abimizin iyi niyetiydi…

Şu anda bu alan içice dağınık halde… Andoid, tabletler  ve mobil teknoloji birçok kişinin başını döndürdü ve masaüstü arka plana itildi, fakat şimdi GNU/Linux masaüstünün güçlenerek geldiğini görüyorum. Steam’in GNU/Linux’a gelmesi ve süpersonik oyunları Linux’a taşıması, Nvidia – Ati sürücülerindeki yenilikler + Vulkan vs, ve nihayetinde de Microsoft’un başlayan Linux aşkı(!) (hem Office’in potansiyel Linux sürümü beklentisi hem de Office 365)… Bunlar harika şeyler aslında… Masaüstünde Linux kullanımını kısıtlayan birçok sıkıcı bahane ortadan kalkıyor -konuyu uzatmamak adına özgür yazılım felsefesiyle kapalı yazılım tercihini kullanıcıya bırakalım… Yakında kendi adam akıllı dağıtımıyla pazara çıkacak masaüstü/dizüstü bilgisayarlar görmeyi umuyorum. (Dejavu değil…)

Konuya dönersek, şu anda bildiğim birkaç site arasında GNU/Linux dünyasına özel bir amiral gemi görebileceğim bir portal yok. Bildiğim siteler ise adeta kahramanca bir bireysel mücadele ile ayakta tutulmaya çalışılıyor, içerik sunmak için büyük emek ve zaman harcanıyor… Bunlardan bazıları:

  • getgnu.org – Fortran takma ismiyle adeta bir süperkahraman edasıyla paylaşılabilir bütün haberleri neredeyse tüm özgür yazılımla ilişkili forumlara ileten süper kişi. nasıl yaptığını hala çözebilmiş değilim.
  • linuxnotlari.co – Sevgili Mustafa Gökay’ın epeyce emek verdiği Linux Haber Platformu. OMG ubuntu tadında
  • acikgunluk.net – Sevgili Özgür Ilgın’ın günlüğü, özgür yazılım artı hobileri (özel ilgi alanı nostaljik ve avatür türk sineması)

* Başka bildiğiniz aktif sayılabilecek site varsa yorumlara yazarsanız sevinirim.

Yeni bir site?

Hayır, yeni değil, birleştirici, geniş ve yeni içeriği sunan bir site… Kolektif ve eğlenceli, hatta daha önce olmadığı kadar eğlenceli olmalı… Özgür yazılım caps galerisi dahi olsa olur…

Neden?

Çünkü ihtiyaç var

Peki gönüllü mü olacak, nasıl ayakta duracak?

Ticari bir proje olmalı. Para kazanmalı, en azından masraflarını çıkarmalı.

Özgür yazılım projeleri ve ticari amaç???

Böyle bir tabu var, ticari amaç güdülebilir. Özgür yazılım ürünleri dahi parayla satılabilir ki bu gibi işlerde “reklamsızlık” sanki bir bekaret kemeri gibi her projeye iliştiriliyor. Çok anlam veremiyorum…

Ticari amaç olmalı, diğer türlü hiçbir şekilde ayakta duramadı. Bağış kültürü bizim ülkemizde yok, şahsi fedakarlık bir yere kadar… Bir de bu işleri üstlenen kişiler sürekli rica minnet ile istekte bulunmak gerekiyor; damdan düştüm bilirim, yok bize sunucu, yok bize alan adı lazım diye aramaktansa parayı basıp almak en sağlıklısı.

Kim yapacak? Nasıl bir model?

Şu an bu işi hobi olarak yapan arkadaşlar ve böyle bir projeye girmek isteyen kişiler bir araya gelebilir, gelir paylaşımlı kolektif bir model üzerinde anlaşabilir. Dileğim de budur. Şayet onlar olmazsa, İngilizce bilen birkaç üniversite öğrencisi arkadaş böyle bir projeye girerse hem hobi, hem harçlık hem de ileriye yönelik belki de kendi işlerini kurabilirler.

Gelir yeterli olur mu?

Varsayalım Google Adsense ile yola çıktılar, Türkçe içeriğin reklam başı getirisi tabi ki İngilizce içerikten daha düşük olacaktır, ama akmasa da damlar, ileriye doğru hacim arttıkça tatmin edici bir gelir gelebilir.

Özellikle Steam sayesinde oyun inceleme ve tanıtım içeriklerinin ileride büyük potansiyeli olacağına inanıyorum.

Zorlukları?

Tahmin ettiğim bazı zorlukları var, bunun yanı sıra yukarıda bahsettiğim arkadaşların yaşayıp deneyimlediği zorluklar da vardır. Sonuçta protonların çarpıştırmayacakları için kolayca üstesinden gelebileceklerini düşünüyorum. Linus Torvalds’ın “Just for fun – Yanlızca Eğlenmek İçin…” sözüne yaslanıp eğlenceli bir yola girilebilir…

***

Yukarıdaki kendi kendime röportajım daha kısa bir yazı yazmak içindi, kendimi havaya sokmak için değildi. Epeydir bir şey karalamamıştım, lafı iyice uzatmak istemedim 😉

Dilerim bu yazım bir açık davet olur, en azından bir tartışma başlar ve şu üzerimizdeki ölü toprağını silkeleyebiliriz.

***

Bonus: “Var mı peki bu haberleri takip edebileceğimiz yabancı bir site?” diyenler özgür Ilgın’ın 10 sitelik listesine bakabilirler: En çok takip ettiğim 10 yabancı GNU/Linux haber ve blog

***

Son olarak, ben bu yukarıda yazdıklarımı düşünürken LKD‘den şöyle bir ileti de geldi. Katkı verebilceklerin dikkatine:

Merhaba,

Dünyada özgür yazılım ve ilgili alanlar (kişisel verilerin gizliliği, ifade özgürlüğü, telif hakları vs.) hakkında önemli gelişmeler yaşanmakta. Ancak bu gelişmeler hakkında yayımlanmış güncel haber ve yazılar yabancı dil (başta İngilizce) bilmeyen ilgililere ulaşamamakta. Bu nedenle, güncel haber ve yazıları Türkçeye çevirmek amacıyla bir çeviri grubu kuruyoruz. Çeviri grubu çalışmalarına LKD üyesi olsun ya da olmasın özgür yazılıma gönül vermiş herkes katılabilir.

Çevirisi yapılacak haber ve yazılar, LKD tarafından hazırlanacak bir sitede düzenli olarak yayımlanacak. Ayrıca aylık olarak da bülten haline getirilerek duyurusu yapılacak.

Çeviri grubuna katılmak için yk@linux.org.tr adresine, kısaca kendinizi tanıtan ve çalışma grubuna katılmak istediğinizi belirten bir e-posta atmanız yeterli olacaktır.

— 

ibrahim izlem GÖZÜKELEŞ

https://plus.google.com/109568522902358862122/posts/SC6dNnTsZAJ

~DAVET~

Özgür Yazılım Günleri 2016: LibreOffice Geliştirme ve Yaygınlaştırma ToplantısıÖzgür Yazılım Günleri 2016: LibreOffice Geliştirme ve Yaygınlaştırma Toplantısı –

(twitter bağlantısını yapıştırınca yukarıdaki kendiliğinden çıktı, vay be!)

Fırsatınız varsa katılın, detaylı bilgi için: http://ozguryazilimgunleri.org.tr/2016/etkinlik-programi/

Mutlu günler.

Sonrası Bir “Portal” üzerine… blog.bluzz.net | Günlüğüm ilk ortaya çıktı.



17 February 2016

PostgreSQL'de Türkçe sıralama destekli veritabanı yaratmak


Bu soru bana çok soruluyor, arşiv olsun diye yazayım. Öncelikle bu komut işletim sisteminin İngilizce ve UTF-8 kurulduğunu varsayıyor.

Komut şu:

CREATE DATABASE tr ENCODING='UTF-8' LC_COLLATE = 'tr_TR.UTF-8' LC_CTYPE='tr_TR.UTF-8' TEMPLATE template0;

Burada önemli şeylerden birisi CTYPE. Onu C yapsaydık upper/lower fonksiyonları düzgün çalışmazdı.

Bir de şablon olarak template0 kullanmalıyız -- bunun nedeni template1'in dil kodlamasının İngilizce olması (üstteki varsayım nedeniyle).

En basit hali ile konu bu kadar.



04 February 2016

One of The Largest Events in Europe: FOSDEM



This year, I've been attended Fosdem for the first time. Fosdem is one of the largest events of free software and open source world that happens every january, gathering thousands of the developers (+5000) in Brussels. It is great opportunity to get in touch with the developers of world's leading organisations.

Fosdem has really strong infrastructure to satisfy needs of the attenders.
I've attended the event through Episkey Limited Company's travel fund which is part of Cottange Labs. I've seen the converisation on the mailing list and said if there is any other company that supplies travel fund please let me know because Google have not published scholarship for Fosdem and I could not find another company. Emanuil Tolev has volunteered since 2011 for Fosdem. He replied me and said me and my coworkers would like to sponsor for a person. Then we started a private thread and solved sponsorship requirements. I am thankful for travel grant to Emanuil and Episkey Limited developers.

First day of the event, I've met with Michel, he works as Linux Kernel developer at Intel. We took coffe and talk little. Talking with the kernel developers makes me happy and I really feel very excited. After the meeting, I've discovered the event place, it was at Brussels University, ULB Campus, Solbosh. Fosdem is biggest event that I've attended untill now.

In general, I've joined Main Track sessions. Rspamd is one of my favorites. Vsevolod Stakhov is developer of Rspamd, he told project stages quite clear.

Libreboot and Frosted Embedded Posix OS are my favorites as well. I love to learn about low level software that's why I contribute Linux Kernel. I am former Linux Kernel at Outreachy and would like to keep contribution.

There was an Embedded Systems DevRoom, it was in Building U. I should say, location of the building is hard to find little because there was no sign about Fosdem front of the building. We could not see at least.

In the evening, I've met with my Turkish friends. We have a community photo:


Second day, I've met with Emanuil to talk face to face. He said, I really am glad to sponsor you. That's great to hear.

I've bought tshirts to donate the organisations. It is really great, I am happy to be part of free software and to move it forward.


There was a talk for in memory of Ian Murdock. I would have loved to attend it but I had to leave early because had a flight in the evening. Talks are stored here so far. This is great opportunity to watch the presentation later.

I am very happy about my first Fosdem experience because I improved my network recognizing great folks.

I've seen on the event brochure, it says 8000 developers attended! and you can see diversity at the event. Hope to improve diversity and see underrepresented groups in computer science.

Fosdem is a free event, you can attend without registration. We should donate individualistically or institutionally, if we woud like to see the event in future years.

08 January 2016

Stow ile yapılandırma paketleri


GNU/Stow bir süredir bildiğim fakat bir türlü deneme fırsatı bulamadığım çok basit bir paket veya sembolik link yöneticisi. Her ne kadar /usr/local içerisindeki linkleri yönetmek için düşünülmüş olsa da, esnek yapısı nedeniyle kullanım alanlarından biri de ev dizininde bulunan yapılandırma dosyalarını (yani nokta dosyaları ya da dotfiles) yönetmek.

Örneğin ~/dotfiles içerisinde x ve zsh adında iki dizininiz var. Bu dizinler stow için aslında birer paket ve diyelim bu paketlerin yapısı şu şekilde:

~/dotfiles
├── x
│   ├── .i3
│   │   └── config
│   ├── .Xdefaults
│   ├── .xsession
│   └── ...
└── zsh
    ├── .zlogin -> .zprezto/runcoms/zlogin
    ├── .zlogout -> .zprezto/runcoms/zlogout
    ├── .zprezto
    │   └── ...
    ├── .zpreztorc -> .zprezto/runcoms/zpreztorc
    ├── .zprofile -> .zprezto/runcoms/zprofile
    ├── .zshenv -> .zprezto/runcoms/zshenv
    └── .zshrc -> .zprezto/runcoms/zshrc

Eğer kullandığınız ve herhangi bir x ortamı bulunmayan bir sunucuda, sadece zsh ayarlarınızı kullanmak isterseniz stow zsh dediğinizde, stow sizin için sadece zsh dizini altında bulunan dosyalar ve dizinlerin ev dizininde yer alan gerekli linklerini oluşturacaktır. Bu şekilde yapılandırma dosyalarınızı paketlere bölerek, istediğiniz yapılandırmayı istediğiniz makinada rahatça kullanmanızı sağlıyor.

Bir başka örnek kullandığım yapılandırma dosyalarım verilebilir. gitin sağladığı dağıtık model ile her zaman tüm makineler arası senkronize olan bu dosyalar, stow ile de sadece gerekli makinede gerekli uygulamaları yapılandırmak için kullanılabiliyor.



03 September 2015

Bir Linux Yaz Kampı’nın Daha Ardından: Perde Arkası


Bilindiği gibi Linux Kullanıcıları Derneği (LKD), İnternet Teknolojileri Derneği (INETD) ile işbirliği içinde her sene yaz aylarında, herkesin katılımına açık olan 15 günlük Linux yaz kampı düzenlemekte. Bu yaz kampına katılım için katılımcılardan herhangi bir ücret alınmıyor. Sadece katılımcıların kendi yol/konaklama/yemek masraflarını karşılamaları gerekiyor. KYK ve üniversite yurtlarında uygun fiyatlı konaklama imkanı sunuluyor. Bu sene, yani 2015 yılında bu kampın 6.sı düzenleniyor. Son 4 yıldır ise Linux Yaz Kampı, Bolu Abant İzzet Baysal Üniversitesi’nde üniversitenin de desteği ile düzenleniyor. Geçtiğimiz 5-6 yıldır her sene artan başvuru sayıları bu organizasyonun başarısının bir göstergesi. Ben son birkaç yıldır aktif olarak bu organizasyona destek olamasam da e-posta grubunu elimden geldiğince takip ediyorum. Bu yazıya başlarken bu kadar popüler olan bir organizasyonun perde arkasında neler olduğu ve gönüllü dernek üyelerinin bu etkinliği gerçekleştirebilmek adına nelerle özenle ilgilendiği konusunda herkesin fikri olsun istedim. Şimdi detaylar…

Öncelikle başvurular alınmaya başlamadan önce yapılması gerekenleri sayarak başlayacağım. Kamp tarihinin belirlenmesi (Ramazan Ayı ve Bayramı ile çakışmamasına özen gösteriliyor.), üniversite ve yurt müdürlükleri ile iletişime geçilip belirlenen tarihlerde dersliklerin ve yurtların müsait olduğunun netleştirilmesi, gönüllü eğitmenler ile iletişime geçilip belirlenen tarihlerde kampa katılıp katılamayacakları ve hangi dersleri/sınıfları açabileceklerinin belirlenmesi, web sitesinin güncellenip kayıt almaya hazır hale getirilmesi, sponsor dosyasının hazırlanıp çeşitli firmalara sponsorluk teklifinde bulunulmak üzere gönderilmesi, kampta dağıtılacak promosyon malzemelerinin ve katılımcılara yol gösterecek afişlerin belirlenmesi, hazırlanması. Özetle, daha ortada görünen hiçbir şey yokken hummalı bir çalışma başlıyor.

Başvurular başladığında tüm kayıtlar veritabanında depolanıyor. Başvuranlar arasında üniversite öğrencilerinden, çok çeşitli kurum ve şirketlerde çalışanlara kadar farklı yaş ve hatta meslek gruplarından kişiler oluyor. 2015 yılındaki toplam başvuru sayısı 775. Sınıflar ve eğitmenlerin üst limiti belirlediği toplam kontenjan ise 300 kişi civarı. Dernek olarak stratejik görevlerdeki kişilerin eğitiminin daha önemli olduğunu düşündüğümüz için başvurularda öncelik görevlendirme alan kamu ve üniversite bilgi işlem personellerine veriliyor. Ancak daha önce de belirttiğim gibi kampa katılım herkese açık ve başvurular kapandıktan sonra kontenjan elverdiğince homojen bir seçim yapılıyor. Bu seçimler yapılırken daha önce INETD ya da LKD’nin benzer etkinliklerinde çeşitli sebeplerle kara listeye alınmış kişilerin de elenmesi gerekiyor. Seçim sürecinde yeterince hızlı olunamazsa gecikmeler yaşanabiliyor. Bu sene de gönüllü arkadaşlarımızın yoğunluğu sebebiyle sonuçları açıklamakta biraz geciktik.

Başvuranlar arasından elimizden geldiğince adil ve homojen bir seçim yaptıktan sonra kampa katılmaya hak kazananların bir listesi yayınlanıyor. Bu kişiler ile iletişime geçilerek kesin kayıtları yapılıyor ve bundan sonra yapmaları gerekenler açıklanıyor. Bunun yanı sıra bir yedek liste, bir de reddedilenler listesi oluyor. Tabii ki tüm bu kişilerle de iletişime geçilip durumdan haberdar ediliyor. Bu sırada üniversite ve KYK yurtları ile iletişim sürdürülerek kaç kadın kaç erkek katılımcı olduğu bilgisi veriliyor ki hem yaz okulu ya da staj sebebiyle yurtta kalmak isteyen öğrencilerin kontenjanlarını işgal etmeyelim, hem de Linux Yaz Kampı katılımcıları açıkta kalmasın. Bir yandan da eğitmenlerin geliş – gidiş tarihleri ve konaklama imkanları netleştiriliyor.

Eğitimlere kabul edilen kişilerden aynı sınıfta ders göreceklerin bilgi düzeylerinin birbirine yakın olmasına gayret ediliyor. Yoksa sınıftaki hiç kimse memnun kalmıyor, ders ya çok hızlı geliyor ya da çok sıkıcı. Bunun önüne geçmek için birkaç sene önce eğitimlere başlamadan bir seviye belirleme sınavı yapılmasına karar verilmişti. Bir yandan eğitmenler ve organizatörler bu sınavları hazırlamak için çalışıyorlar. Geçtiğimiz senelerde eğitimlerin başlamasına çok az bir süre kalmasına rağmen onaylanmış katılımcılardan kampın nerede yapılacağı, eğitim için ücret ödenip ödenmeyeceği, dersler başladıktan birkaç gün sonra kampa gelip gelemeyecekleri gibi, kamp web sitesinde üzerine basa basa belirttiğimiz soruları içeren e-postalar yağıyordu. Birçok kişiye garip ya da saçma gelmiş olabilir ancak bu sorunun üstesinden gelmek için kampa katılmak isteyenlere bu soruların yanıtlarını içeren ufak bir test yaptık. Açıkçası işe yaramış görünüyor. 2015 yılında kampın başlamasından hemen öncesine kadar alınan ve gönderilen e-posta sayısı 2500’ü geçmişti. Buraya kadar işlerin karışık olduğunu düşünüyorsanız gelin bir de bu noktadan sonra neler olduğuna bakalım.

Yaz kampının başlamasına 2 gün yani tam 48 saat kalmasına rağmen, çeşitli sebeplerle kampa katılamayacağını belirten katılımcılardan e-postalar yağıyor. Son anda çıkan acil işler, devam etmekte olan stajlar, kimi zaman da belirtilmeyen sebeplerle iptal e-postaları yağmaya devam ediyor. Elbette, insanlık hali, gerçekten ters giden ve önceden öngörülemeyen şeyler, seyahat engeli oluşturabilecek çeşitli sağlık sorunları olabilir. Ancak son anda yağmaya başlayan iptal e-postalarının hepsine bu gözle bakabilmemiz ve anlayışla kabul etmemiz mümkün değil. O yüzden kamp web sitesinin Sık Sorulan Sorular bölümünde belirttiğimiz gibi kampa kesin kayıt yapıldıktan sonra başvurusunu iptal edenler LKD ve INETD’nin kara listesine alınıyor. Kara listeye alınanlar gelecekte bu iki derneğin düzenlediği herhangi bir kontenjanlı etkinliğe kabul edilmiyor. Kişileri kara listeye alırken iptal e-postasını gönderen kişinin iyi niyetine ve samimiyetine güvenerek, önceden tahmin edilemeyen önemli sorunlar yaşadığını belirten katılımcıları hariç tutuyoruz. Bunu anlamak çoğu zaman birkaç kez karşılıklı yazışmayı gerektiriyor. Bu konuda da herkese eşit davranmaya özen gösteriyoruz. Elbette iptal eden katılımcıların yerlerinin doldurulması gerekiyor. Bu noktada yedek listeler devreye giriyor ancak kampın başlamasına 1-2 gün kala yedek listedeki insanlara haber vermek pek hoş olmadığı gibi, pek verimli de olmuyor. Yine son ana kadar katılımcılardan gelen çok çeşitli sorular ve örneğin konaklama şeklinin değiştirilmesi gibi çözülmesi gereken sorunlar oluyor. Tüm bunların sonucunda son ana kadar yurt listelerinin ve katılımcı sayılarının güncellenmesi gerekiyor. Bütün bu sürecin üzerine kayıt yaptırıp haber vermeden kampa gelmeyenler ya da kampa gelip sonra kaçanlar da oluyor. Eh biz de anaokulu öğretmeni değiliz tabii kocaman insanları kulağından tutup getirelim ya da köşede tek ayak üstünde durma cezası verelim. Elimizden geldiğince adil ve herkese faydalı olacak bir organizasyon yapmaya çalışıyoruz ama elimizde olmayan şeyler de oluyor. Örneğin bu sene yukarıdan gelen bir emirle kampın son haftası KYK kadın yurtlarını boşaltmak zorunda kaldık. Şehirle üniversitenin ulaşımı ise belediyedeki koşullar değiştiğinden istediğimiz gibi sağlanamadı.

Sonuç olarak, bu kampın organizasyonunda perde arkasında yaşananları olabildiğince kısa şekilde anlatmaya çalıştım. Yazıyı daha da uzatıp okunabilirliğini azaltmamak adına bahsedemediğim şeyler de var, onlar da başka bir yazıya kalsın. Elbette bizler de insan olduğumuzdan hatalarımız da oluyordur. Ancak yukarıda anlattığım bütün hazırlık sürecinin ve kamp sırasındaki eğitim sürecinin tamamının gönüllülük esasına dayandığını bir kez daha belirtmem gerekir. Bu süreçlere katkı veren herkes kendi profesyonel işlerinde çalışmaktadır. Organizasyonla ilgilenen ya da kampa eğitmen olarak katılan herkes bu kamp için zaman yaratmakta, işlerinden izin alarak (kimi zaman alabildikleri kadar ya da uzaktan çalışarak), herhangi bir ücret almadan, kampa katılmakta ve katkıda bulunmaktadırlar. Kampın eğitmenlerin yol-konaklama ücretleri, sınıflarda kullanılacak olan elektrik kabloları, projeksiyon cihazları, perdeler gibi giderleri ise LKD, INETD, Bolu Abant İzzet Baysal Üniversitesi ve bulabilirsek sponsorlar tarafından karşılanmaktadır.

Tüm bu süreç sosyal bir deney olsaydı herhalde pek çok insanın kendilerine ücretsiz olarak sunulan imkanları ciddiye almayışlarının güzel bir kanıtı olurdu. Oysa insanlar böyle bir etkinlik için para ödeselerdi son dakika iptalleri ya da şartları okumadan kayıt formunu dolduranlar yine bu kadar çok olur muydu? Ama bu kez de derneğin misyonuna ters olan bir etkinlik olurdu. LKD’nin tüm etkinlikleri herkese açık ve ücretsizdir. Çünkü özgür yazılım herkesçe erişilebilir olmalı, özgür yazılım ve Linux’u olabildiğince fazla kişiye anlatabilmeliyiz. Parası olanlara değil, gerçekten istekli olanlara ulaşabilmeliyiz. İşte yukarıdaki bu uzun yazı sadece bu amaç doğrultusunda verilmiş emeklerin çok kısa bir özetidir. Bu organizasyonda emeği geçen herkese teşekkürler, iyi ki varsınız.



27 February 2015

Gemalto – İstihbaratcılar İzin Almadan İstediklerini Dinleyebilecek


ABD istihbarat örgütü NSA ve ingiliz gizli istihbaratının (GCHQ) ortaklaşa yaptığı operasyonda, Dünyanın en büyük sim kart üreticisi Gemalto hacklendi. Gemalto senede 2 milyar sim kartı üreten ve dünya çapında […]

24 January 2015

Amazon Web Services


Amazon Web Services hakkında internette zilyon tane makale bulabilirsiniz. Ben ilk başlarda araştırırken çok fazla türkçe döküman görmedim. Gerçi türkçe döküman hiç aramadım, yoksa kesin birileri yazmıştır. Amazon Web Services, biz kısaca AWS diyelim. AWS benim için atıl kapasiteye giden...

The post Amazon Web Services appeared first on Bahri Meriç CANLI Kişisel Web Sitesi.



31 December 2014

Socks Vekil Sunucu (Proxy) ile Git Kullanımı


Öncelikle yazımdaki araya sıkışıp kalan İngilizce kısımlar için anlayış göstereceğinizi umarak başlamak istiyorum.  Bu yazımda, socks vekil sunucu kullanarak uzaktaki bir git sunucusuna (ssh protokolünü kullanarak) bağlanmak için izlediğim birkaç küçük adımı paylaşmak istiyorum.

Gelelim asıl konumuza. Vekil sunucu olarak “ssh-tunneling” [2] yardımıyla kendi yerel makinamı kullanmaktayım ve hedef git sunucu olarak github.com’u ele almak istiyorum. İnternette `git clone user@git.example.com:repo.git` şeklinde gördüğümüz ifadeler sadece ssh protokolünün kısa yazımıdır ve `ssh://user@git.example.com:repo.git` ifadesi ile aynı anlama gelmektedir [1].

Örnek olarak aldığımız github.com adresi için ~/.ssh/config dosyasına birkaç ekleme yapmamız gerekiyor. Kendi kullanıcı dizininizde bu dosya mevcut değilse oluşturup düzenlemeye devam edebilirsiniz. ~/.ssh/config dosyasına aşağıdakine benzer şekilde eklemelerinizi yapabilirsiniz.

Host github.com
    User                    git
    ProxyCommand            nc -x localhost:1080 %h %p

İlk olarak burada kullandığımız `nc` (netcat) aracı sisteminizde yoksa bunu kurmanız gerekmekte. Kendi sistemim Debian olduğundan dolayı aşağıdaki komutla bu paketi kuruyorum.

apt-get install netcat-openbsd

Daha sonra, Host ile belirttiğimiz alana git sunucumuzun adresini giriyoruz (github.com yerine kendi sunucumuz olabilir). User alanı ise git sunucusu üzerinde size açılan kullanıcı adı olacaktır. ProxyCommand bağlantı sırasında vekil sunucumuzu kullanmamızı yarayacak temel alanımızdır. `-x` parametresi ile vekil sunucu adresimizi ve port numarasını belirttikten sonra `%h` ile hedef adresimizi (git sunucumuzu) ve `%p` hedef portumuzu belirtmiş oluyoruz.

Ayrıca

Port 444

alanı ile öntanımlı 22 yerine başka bir port kullanmamız (444 gibi) mümkün. Parola yerine ortak anahtar kullanarak giriş yapmak istiyorsak aşağıdaki eklemeyi (github.key yerine tabi ki kendi ortak anahtar dosyamızı belirterek) yaparak bu sorunu da halletmemiz mümkün.

IdentityFile ~/.ssh/github.key

Tüm bu adımlardan sonra uzaktaki git sunucumuza vekil sunucumuz üzerinden bağlanmaya hazırız. Yazının başında belirttiğim gibi bu adımlar ssh ile yapılan bağantıları kapsamaktadır. HTTP(S) için [3] adresindeki bilgilere göz atmanızı öneririm. Yazımın işinize yaraması dileğiyle.

[1] http://git-scm.com/book/tr/v1/Uzak-Serverda-Git-Protokoller

[2] http://www.revsys.com/writings/quicktips/ssh-tunnel.html

[3] http://cms-sw.github.io/tutorial-proxy.html



18 November 2014

Haydi sifreleyelim girisimi (let's encrypt initiative)


EFF bugun internetin gelecegini degistirme potansiyeli olan let's encrypt adini verdikleri projeyi duyurdu. Mozilla, Cisco, Akamai gibi devlerin yani sira IdenTrust ve Michigan Universitesi arastirmacilarinin da katkilariyla olusturduklari yeni bir sertifika otoritesi olan let's encrypt, web'in http'den https'ye gecisi onunde kalan son engelleri de kaldirmayi amacliyor. Bu yazida https'nin http'ye gore artilarini siralamaktansa let's encrypt otoritesini, girisimin kurmayi planladigi sistemi ve su anda gelistirmekte olduklari ACME protokolunu anlatacagim.

Internet guvenligi arastirma grubu, ISRG, ismiyle yeni olusturulan ve kar amaci gutmeyen bir organizasyon tarafindan isletilecek let's encrypt sertifika otoritesinin hangi problemi cozmeye calistigini aciklayarak baslamak yerinde olacaktir diye dusunuyorum. SSL/TLS'in genis capta uygulanabilmesinin onundeki en buyuk engellerden en onemlileri kurulum karmasikligi, burokrasi ve sertifikalarin yuksek ucretleri olarak goruluyor. 2015 yazindan itibaren ucretsiz olarak sertifika dagitmaya baslayacak olan yeni otoritemiz su siralar tek bir komut calistirilarak, hazirda sunulmakta olan sitelerin alan adi dogrulamasini yaptiktan sonra https'ye gecirilmesi islemini yapacak bir istemci yazilimi ve bu yazilimin insa edilerken temel alindigi protokol uzerinde calisiyor. Let's encrypt bu surecte gozetecegi ana prensipleri ise soyle siraliyor;

Bedelsiz: Alan adi sahipleri kontrol ettikleri alanlar icin hicbir ucret odemeden sertifika sahibi olabilecekler

Otomatik: Sertifika alim sureci ve yenilenmesi ve sunucuda konfigure edilmesi gibi islemler tamamen otomatiklestirilerek minimum operator mudahalesi gerektirecek

Guvenli: Let's encrypt modern guvenlik tekniklerinin ve alandaki en iyi uygulamalarin implemente edilebilecegi bir platform olacak

Seffaf: Verilen ya da gecersiz kilinan tum sertifikalar incelemek isteyen herkese acik olacak

Acik: Gelistirilen protokol herkese acik bir standart olacak, gelistirilen yazilimlar ise elverdigince acik kaynak olarak sunulacak

Katilimci: Tek bir organizasyonun kontrolunde olmaktansa her acik standartta oldugu uzere topluluktan katilimcilarin fayda saglayacagi tumlesik bir girisim olmayi amaclayacak

Gelelim nasil calistigina. Altyapi ve istemci yazilimi tamamlandiginda kendi ifadeleriyle

sudo apt-get install lets-encrypt  
sudo lets-encrypt ornek.com  

komutlarini calistirmak tum ayarlari ve sertifika surecini halletmek icin yeterli olacak. Peki arkaplanda neler oluyor? Aslinda bunun icin istemci yazilimin ne yaptigina bakmadan once ACME protokolune bakmakta fayda var. Taslak halindeki RFC'ye gore genel hatlariyla protokol soyle.

Istemci yazilimi operatore hangi alan adlari icin sertifika istedigini soracak. Bu islemin ardindan sertifika otoritelerinin bir listesi gelecek. Eger secilen otorite ucretsiz sertifika saglayan bir otorite degilse odeme bilgisi bu asamada istenecek. Daha sonra yazilim operatore kisa bir sure icinde sertifikanin verilecegini bildirecek. Arkaplanda sunucu, sertifika otoritesi ile ACME kullanarak operatorun belirttigi alan adlari icin sertifika isteginde bulunacak. Sertifika otoritesinin verilen sertifikanin tipine gore belirledigi gereksinimler yerine getirildiginde verilen sertifika otomatik olarak indirilecek ve web sunucu sertifikayi kullanacak sekilde yapilandirilacak. Tercihen operatore e-posta, sms vb. gibi bir yontemle haber verilecek. Normal web hizmeti surecinde web sunucu sertifika otoritesi ile gerektigi taktirde konusarak OCSP (cevrimici sertifika durum protokolu) cevaplari, sertifika listeleri gibi bilgileri almaya devam ederek sorunsuz bir web sunma isinin yururlugunu saglamaya devam edecek.

Burada araya girip bir iki konuya acikliga kavusturayim. Yukarida web sunucu olarak bahsedilse de e-posta, xmpp vs. gibi sertifika kullanabileceginiz her hizmette ACME protokolunu ve bu protokol uzerinden calisan istemciyi kullanabileceksiniz. Su asamada organizasyon dogrulamasi(organization validation) ya da kapsamli dogrulama(extended validation) surecleri nasil isleyecek cok net olmasa da alan adi dogrulama icin(domain validation) bir sorun yok gibi gozukuyor. Protokole doneyim.

Standardimizda uc adet anahtar/anahtar cifti tanimi bulunuyor.

Ozne acik anahtari (subject public key): Sertifikaya konu olan alanlar icin dahil edilecek acik anahtar

Yetkilendirilmis anahtar cifti (authorized key pair): Sertifika otoritesinin herhangi bir kimligin yonettigi/yonetebilecegi sertifikalar icin iletisimde kullanacagi anahtar cifti. Bu cift birden fazla kimlik icin kullanilabiliyor.

Sifirlama anahtari (recovery token): Diger anahtarlarin ya da anahtar ciftlerinin kaybedilmesi durumunda sertifika otoritesine kimlik kanitlamak icin kullanilabilecek gizli anahtar

Butun iletisim https uzerinden json ile saglaniyor. Kimlikler ACME'de anahtar ciftleri ile ifade ediliyor. Bir alan adi icin istek yapilmadan once gecerli bir anahtar ciftinin ozel anahtarinin o alan adini kontrol eden tarafindan sahipliginin gosterilmesi gerekiyor. Bu kisim bildigimiz acik anahtarli sifrelemenin aynisi oldugundan uzerinde cok durmaya gerek yok. Alan adinin ya bir DNS kaydi ile ya da sunulan bir dosya ile bir ozel anahtar tarafindan kontrol edildigi kanitlaniyor. Sertifika otoritesi bu kanitlama basarili olursa basarili mesaji ve sifirlama anahtari donuyor istemciye.

Kimlik kanitlama isleminin ardindan istemci, belirtilen alan icin bir sertifika imzalama istegi olusturuyor(CSR) ve bu istegi ozel anahtari ile imzalayip sunucuya gonderiyor. Sunucu gelen istegin daha once dogruladigi anahtar ciftine ait olduguna emin olduktan sonra sertifikayi olusturuyor ve istemciye gonderiyor. Bu cevapta sertifika yenilemenin tekrar bir dogrulama gerektirmedigi durumlarda, istemci tarafindan yenileme icin kullanilabilecek adres de gonderilebiliyor. Sertifikanin iptali icin istemci basitce, ozel anahtariyla imzaladigi iptal istemini sunucuya gonderiyor ve sunucu bu istegi aldiginda sertifikayi iptal ediyor. Istemci ya da sunucu yazacaklar icin taslak standardin burada atladigim teknik detaylarina yukarida paylastigim protokol adresinden ulasmak mumkun.

Sistem 100 metre yukaridan bakildiginda aciklamaya calistigim sekilde isliyor. Ucretsiz sertifikalarin edinilebilmesine olanak taniyacagi ve TLS implementasyonu onundeki teknik engelleri kaldirma potansiyeli oldugu icin interneti degistirebilecek bir proje olarak goruyor ve heyecanlaniyorum. Umarim Postfix, Nginx, ejabberd gibi projeler de ACME'yi ve dolayisiyla let's encrypt sertifika otoritesini otomatik olarak kullanabilmek ve yapilandirabilmek icin gereken adimlari en kisa surede atarlar. Bu sayede gorece daha guvenli bir internet deneyimi icin gereken en temel adimlardan birini atmis oluruz.



03 November 2014

Teknolojinin Kadınları Etkinliği Sunumum


Geçtiğimiz günlerde Kadın Yazılımcı topluluğu ile birlikte İstanbul Hackerspace'de Ada Lovelace Day ve Grace Hopper Celebration'ı Türkiye'de de kutlamak için bir etkinlik düzenledik, bu etkinlik için ben de bir sunum hazırladım.

Etkinlik ile ilgili Cansu Uludağ'ın değerlendirme yazısı hayli kapsamlı olmuş, okumanızı tavsiye ederim. Hem vesileyle benim bu blog yazısında (zaman sıkıntısından) bahsedemediğim diğer arkadaşlarımın şahane sunumlarını da okumuş olursunuz.

Bu blog yazısında, yoğunluktan ertelediğim bir işi yapmaya hazırlanıyorum. Etkinlikte yaptığım, hazırladığım sunumu paylaşıyorum. 

 Dünyada yazılım, bilişim ve teknoloji alanında kadınları teşvik etme amacıyla düzenlenen etkinlikler, programlar ve bu konuda kadınlara fon ayıran vakıflar hakkında bilgi verdiğim sunumuma buradan ulaşabilirsiniz.

Çoğunlukla kadınların yer aldığı özgür yazılım, açık kaynak projeleri, organizasyonlarının yer aldığı (içerisinde yer almamla bildiğim, takip ettiklerim nedeniyle) bu sunumu peyderpey de olsa güncellemek yapılacaklar listeme girdi bile! :)
                    



02 November 2014

PisiLinux 1.1 Yayınlandı


Pardus projesinin 2012 Ocak ayında sonlandırılmasından sonra yaşanan belirsizliğin ardından projenin teknik altyapı değişikliğiyle yoluna devam etmesine karar verildi. Normal şartlarda tamamladığım bu cümlenin ardından bir bağlantıya atıfta bulunurdum ama inanın İnternet’in derinliklerinde Pardus ile ilgili bu konudaki  bağlantıları aramak bile istemiyorum. Çünkü ben ve benim gibi pek çok kişi o süreçte çok üzüldü , kırıldı ve Pardus adını bile duymak istemedi ki hâlâ böyle hissedenlerin olduğunu biliyorum.

2012 Yılı bu belirsizlikle geçerken bazı Pardus severler başka dağıtımlara, bazıları da “yeni” Pardus’a geçiş yaptı geriye kalan kitle ise işimi göremeyecek duruma gelen kadar Pardus’ kullanmaya devam edeceğim derken çok az sayıdaki Pardus sever ise bir iddia ile ortaya çıktı “paketleri güncel tutacağız” Paketleri güncel tutma çalışmaları 2013 başlarında  Pardus’a özgü PİSİ , COMAR, YALI, KAPTAN gibi  teknolojileri kullanacak yeni bir Dağıtım oluşturmaya evrildi.

Tıpkı Pardus’un yıllar önce Gentoo’yu kuluçka dağıtım olarak kullanması gibi Özgün Pardus’un ardılı olan  bu yeni dağıtım da Pardus 2011.2 sürümünü kuluçka dağıtım olarak kullandı ve tıpkı ana rahmindeki bir cenin gibi bir süre sonra kalp atışları duyulmaya başlandı.

PisiLinux

PisiLinux

Yeni Dağıtımın Adı PisiLinux

Bir GNU/Linux dağıtımını diğerlerinden ayıran en önemli özelliği kuşkusuz kullandığı paket yönetim sistemidir.  Özgün Pardus’un en önemli özelliği de elbette diğer dağıtımlardan farklı olarak kendi paket yönetim sistemi olan PİSİ idi bundan dolayı yeni dağıtımın adı Pisi Linux oldu.

Çalışmalar sınırlı sayıda paketçinin çabalarıyla github üzerinde  sürdürüldü.  Paketler gözden geçirildi sürümleri güncel’e çıkarıldı, Pardus hata sistemine girilen yeni paket istekleri baz alınarak yeni paketler eklendi, Yalı içeriği güncellendi, Pisi’ye ihtiyaçlar gözönüne alınarak eklemeler yapıldı. Zahmetli ve uzun bir çalışmanın ardından geçtiğimiz Ağustos ayında ilk kararlı sürümü olan PisiLinux 1.0 yayınlandı.

29 Ekim 2014 günü yani Cumhuriyetimiz’in 91. Yıldönümünde ise güncellenen paketler 300 Mb geçtiği için ilk ara sürüm Pisilinux 1.1  sessiz sedasız yayınlandı. PisiLinux!u meydana getiren bu fedakâr ekip tıpkı iki yıldır yaptıkları gibi çalışmalarına sessiz sedasız devam ediyor…

Geçen iki yılda;

1- Kaderine terk edilen Pisi paketleri güncellediler.

2- Yeni paketleri depoya aldılar.

3- Yeni bir dağıtımı meydana getirdiler.

4- Pisi’ye yeni özellikler eklediler.

5- PisiLinux Topluluğunun temellerini attılar. Bu amaçla proje sayfası, Web Sitesi,  Forum, Hata Takip Sistemi,Yardım Kanalları‘nı hayata geçirdiler.

Bu tip blog yazıları genelde “etkin” destek çağrısı amacıyla yazılır ki ben de daha önce böyle birkaç yazı yazmıştım. Ancak bu sefer öyle değil.

Bu sefer sadece bir son kullanıcı olarak size PisiLinux’u sadece deneme amaçlı da olsa kurun kullanın demek için yazıyorum. PisiLinux 1.1 sürümünü indirin ve  önyargılarınızı bir kenara bırakarak kullanın. Bir bakın eğer işlerinizi yapamayacağınızı düşünürseniz de  kaldırın.  Bu seviyeye gelmiş olan Pisilinux artık sizden sadece kullanılmayı ve hak ettiği değeri görmeyi bekliyor.

Daha önce defalarca Linux dağıtımları kurdunuz kaldırdınız bir kez daha yapabilirsiniz haydi!

Sürüm Çıkış Târihi İndirme Bağlantısı
Pisi Linux 1.1 KDE  29.10.2014
Pisi Linux 1.0 KDE  14.08.2014
Pisi Linux 1.0 LXDE 14.08.2014
Pisi Linux 1.0 XFCE 14.08.2014
Pisi Linux 1.0 Minimal 14.08.2014


26 September 2014

Fedora 20 Adım Adım Laravel Kurulumu


Hepinizin malumu Laravel şu an en popüler php frameworklerinden biri. İnternette Ubuntu için oldukça fazla anlatım mevcut olmasına rağmen Fedora'da oldukça kısıtlı ve eksik. Böyle olunca lamp kurulumundan başlayarak adım adım anlatalım dedik. Hadi başlayalım.

1.LAMP KURULUMU

   1.1 Apache Kurulumu

      Paket Yöneticisi Güncellenir

      #sudo yum update

      Apache web sunucusu kurulur

      #sudo yum install httpd

      Web sunucusu çalıştırılıp kontrol edilir

      #sudo service httpd start

      Tarayıcı'ya http://localhost yazılırsa şöyle bir şey çıkması lazım


     1.2 Mysql Kurulumu

       Mysql Kurulur ve başlatılır

       #sudo yum install mysql mysql-server       #sudo service mysqld start       


       Mysql Güvenli Kurulum betiği çalıştırılır

      #sudo /usr/bin/mysql_secure_installation
     
      Aşağıdaki gibi sorulara cevap verilir.


/usr/bin/mysql_secure_installation: line 379: find_mysql_client: komut yok

NOTE: RUNNING ALL PARTS OF THIS SCRIPT IS RECOMMENDED FOR ALL MariaDB
      SERVERS IN PRODUCTION USE!  PLEASE READ EACH STEP CAREFULLY!

In order to log into MariaDB to secure it, we'll need the current
password for the root user.  If you've just installed MariaDB, and
you haven't set the root password yet, the password will be blank,
so you should just press enter here.

Enter current password for root (enter for none): Burada enter'a basıyoruz
OK, successfully used password, moving on...

Setting the root password ensures that nobody can log into the MariaDB
root user without the proper authorisation.

Set root password? [Y/n] y
New password: 
Re-enter new password: 
Password updated successfully!
Reloading privilege tables..
 ... Success!


By default, a MariaDB installation has an anonymous user, allowing anyone
to log into MariaDB without having to have a user account created for
them.  This is intended only for testing, and to make the installation
go a bit smoother.  You should remove them before moving into a
production environment.

Remove anonymous users? [Y/n] y
 ... Success!

Normally, root should only be allowed to connect from 'localhost'.  This
ensures that someone cannot guess at the root password from the network.

Disallow root login remotely? [Y/n] n
 ... skipping.

By default, MariaDB comes with a database named 'test' that anyone can
access.  This is also intended only for testing, and should be removed
before moving into a production environment.

Remove test database and access to it? [Y/n] y
 - Dropping test database...
 ... Success!
 - Removing privileges on test database...
 ... Success!

Reloading the privilege tables will ensure that all changes made so far
will take effect immediately.

Reload privilege tables now? [Y/n] y
 ... Success!

Cleaning up...

All done!  If you've completed all of the above steps, your MariaDB
installation should now be secure.

Thanks for using MariaDB!

     1.3 PHP Kurulumu

       Php ve gerekli modülleri yüklenir

       #sudo yum install php php-mysql php-mcrypt 
         (mcrypt paketi kurulmazsa laravel kurulumunda hata verebilir)    

     1.4 Sistem Açılış Ayarları

       Aşağıdaki komutları yazarak http ve mysql servislerinin sistem açıldığında otomatik açılmasını sağlıyoruz
        #sudo chkconfig httpd on
        #sudo chkconfig mariadb on



     1.5 Php Testi

       Nano Editörü yüklenir

       #sudo yum install nano
       #sudo nano /var/www/html/info.php

       Açılan editöre aşağıdaki kod kopyalanır

     
             <?php 
             phpinfo(); 
            ?>

        Kaydedilip çıkılır. Apache yeniden başlatılır

         #sudo service httpd restart

        Tarayıcı'ya http://localhost/info.php yazılırsa şöyle bir şey çıkması lazım



2.LARAVEL KURULUMU

  Terminalde şu komutu yazıyoruz

   #sudo curl -sS https://getcomposer.org/installer | php
  

  Composer.phar dosyasını çalıştırılabilir dosyalar klasörüne atıyoruz.

   #mv composer.phar /usr/local/bin/composer

  Html Klasörümüze gidiyoruz

   #cd /var/www/html
   #composer create-project laravel/laravel proje-isminiz
   #cd proje-isminiz
   #composer install
   #cd ..
   #sudo chmod -R 777 proje-isminiz
   
   Tarayıcı'ya http://localhost/deneme/public/ yazdığınızda aşağıdaki ekran gelmesi lazım. Gelmiyorsa SElinux engelliyordur. Kaldırmak için
    #nano /etc/selinux/config 
    Bu dosya içerisinde yer alan SELINUX=enforcing yazan satırı SELINUX=disabled veya permassive olarak değiştiriyoruz  ve dosyamızı kaydediyoruz.


   


14 July 2014

LaborComm 2014’te Düzenlediğimiz Paneldeki Sunuşum


Uluslararası İşçi ve İletişim Konferansı (LaborComm) [1], 2010 yılından bu yana Ankara Üniversitesi İletişim Fakültesi’nin [2] yürütücülüğünde düzenlenen ve bence oldukça önemli tartışmaların yürütüldüğü, dolu dolu geçen bir konferans. Bu yıl 5. kez düzenlendi. İlk kez geçen yıl dinleyici olarak katılabilmiştim LaborComm’a ve birçok oturumda epey bilgi edinmiş, tartışmalardan faydalanmıştım.

LaborComm 2014’ün teması, geçtiğimiz birkaç yılda dünyada ve Türkiye’de ortaya çıkan direniş hareketlerinin etrafında şekilleniyordu. Çağrı metninden [3] alıntılayacak olursam:

“Geçtiğimiz birkaç yıl tüm dünyada ve Türkiye’de toplumsal hareketlerin yükseldiği ve bu çerçevede iletişim ve iletişim ağlarının önem kazandığı bir dönem oldu. Egemenler interneti artık sadece yeni birikim stratejilerinin ayrılmaz bir parçası olarak değil, aynı zamanda kendi egemenliklerine yönelen büyük bir tehdit olarak da görmeye başladılar. Bu çerçevede internet üzerindeki izleme faaliyetlerinin giderek tırmandığı açığa çıkarken, internetin sınırlandırılmasına yönelik düzenlemeler de giderek daha fazla gündeme geliyor. Ancak diğer yandan internet üzerindeki görece özgür alanların sınırları genişliyor ve buralardaki iletişim ve örgütlenme kent meydanlarında somutlaşıyor. LaborComm 2014, bu alanda yaşanan deneyimlerin bilgisini üretmeyi ve ileriye dönük olarak emeğin ve iletişimin özgürleşim olanaklarını değerlendirmeyi amaçlamaktadır. Bunun yanı sıra düzenlenme amacına uygun olarak iletişim ve emeğin kesiştiği tüm alanlara ilişkin çalışmaları beklemektedir.”

Tahmin edilebileceği gibi, Gezi Direnişi ile ilgili epeyce bildiri vardı, programdan da görülebilir. Biz de, hem Gezi Direnişi’ni, hem de özgür yazılımı, özgür İnternet’i ve özgür iletişimi önemseyen 4 bilişim emekçisi (İzlem Gözükeleş, Taylan Özgür Yıldırım, Oktay Dursun ve ben) olarak bu yıl konferansta bir panel düzenlemeyi önerdik. Konferans yürütücüleri fikre olumlu yaklaştılar ve böylelikle konferansın kapanış oturumunu kapmış olduk. Oturum başkanımızın da şu an iletişim alanında akademik çalışmalarını yürüten ama özünde bizler gibi bilgisayar mühendisi olan Doç. Dr. Funda Başaran Özdemir olmasıyla biraz daha rahatladık 🙂

Panelimizin başlığını “Direniş Kendi İletişim Kanallarını Oluştururken; Özgürlük, Yazılım, İnternet ve Emekçiler” olarak belirledik, her birimiz konunun farklı birer boyutunu ele almaya çalıştığımız birer sunuş yaptık. Sunuşların ardından salondan gelen soru ve katkılarla da tartışmayı genişlettik. Hem bizlerin izlenimi, hem de panel sonrası dinleyicilerden gelen geri bildirimlere dayanarak söyleyebilirim ki güzel bir panel oldu.

Konferansın bildiri kitapçığı şu anda hazırlanma aşamasında. Önümüzdeki birkaç hafta içinde yayımlanmış olacak sanırım, konferans web sitesinden e-kitap olarak da indirilebilecek. Bizim paneldeki sunuşlarımız konferansın diğer oturumlarındaki gibi akademik bildiri niteliğinde değildi, ama yine de panelde konuşulanların da bildiri kitapçığında yer almasının güzel olacağını söylediler bize. Ben de toparlayabildiğim kadarıyla yaptığım sunuşu genel hatlarıyla kısa bir metinde aktarmaya çalıştım. Aşağıda o metni bulabilirsiniz.

Panelde ilk sunuşu ben yapmıştım ve özgür yazılımı neden bu kadar önemsediğimizi kısıtlı zamanda hızlı biçimde anlatmaya çalışmıştım. Yaptığım sunuşun içeriğinin büyük bir kısmı, bir süredir farklı etkinliklerde yaptığım “Her Yer Linux Her Yer Özgür Yazılım” sunumumla[4] çakışmakla birlikte, o sunumda yer verip burada anlatmadığım ve burada olup onda olmayan bazı kısımlar da var.

Özgür Yazılımı Neden Bu Kadar Çok Önemsiyoruz?

Richard Stallman’ın bundan yaklaşık 30 yıl önce başlattığı özgür yazılım hareketi, artık başladığı noktanın çok ilerisinde. İnternet’in sağladığı yayılma olanağının da katkısıyla bugün dünyanın her yerinde çeşitli özgür yazılımları geliştiren, yaygınlaştıran, yerelleştiren, paylaşan ve kullanan insanlar, şirketler ve hatta devletler bulunuyor. İnternet’e bağlı herhangi bir cihazı kullanan bir kişi, kendi kullandığı yazılımlar özel mülk yazılım olsa bile bağlandığı web sitesi özgür yazılımlar aracılığıyla hazırlandığı ve sunulduğu için dolaylı yoldan da olsa özgür yazılımları kullanmış oluyor. Teknik yeterlilikleri ve üstünlükleriyle özgür yazılımlar bilişim alanında kolaylıkla vazgeçilemeyecek bir yer edinmiş durumdalar.

Öte yandan, özgür yazılımı bu kadar çok önemsememizin ve her fırsatta öne çıkarmamızın sebebi sadece sunduğu teknik olanaklardan kaynaklanmıyor. Tarihçesi, ortaya çıkış gerekçeleri ve gelişim süreci ele alındığında özgür yazılım meselesi, teknik bir tartışma olmanın çok ötesinde, politik bir mesele olarak karşımızda duruyor. Özgür yazılım hareketini başlatan ve günümüzdeki en önemli temsilcilerinden biri olan Richard Stallman, çeşitli söyleşilerinde bu durumu şöyle dile getiriyor:

“Özgür yazılım, sadece teknik bir mesele değildir. Aynı zamanda etik, sosyal ve politik bir meseledir. Sadece bilişim alanında çalışanları değil, toplumun her kesimini ilgilendirir. Düşünce özgürlüğü, ifade özgürlüğü, kişisel bilgilerin gizliliği gibi konularla doğrudan ilgilidir. ”

Richard Stallman’ın çizdiği bu çerçeve, aslında epey geniş bir alanı tarifliyor olsa da, politik bir mesele olarak özgür yazılımı bireysel ve toplumsal özgürlükler bağlamında tartışmanın tek başına yeterli olmadığını düşünüyoruz. Elbette özgür yazılımların yazılım alanında üretici ve tüketiciler olarak bizlere sağladığı özgürlükler çok büyük önem taşıyor, özellikle de çokuluslu yazılım ve donanım tekelleri ile devletlerin bu özgürlüklerimize saldırılarını yoğunlaştırdıkları bir dönemde olduğumuzu göz önünde bulundurduğumuzda var gücümüzle savunmamız gereken bir mevkide bulunuyorlar. Fakat özgür yazılımı politik bir mesele olarak tartışırken, çok daha temelde olan ve aslında bu özgürlüklerin de kaynağını oluşturan, özgür yazılımların hem üretim hem de tüketim süreçlerini de doğrudan etkileyen bir noktayı ele almak istiyoruz: Kamusal mülkiyet. Eğer özgür yazılımlarla özel mülk yazılımları birbirinden net bir şekilde ayırt edebiliyorsak bunu sağlayan şey teknik özellikler değil, üretilen yazılımın ve kaynak kodunun mülkiyetinin kime ait olduğudur. Özgür yazılım hareketi, hem üretilen bir ürün olarak yazılımın, hem de o yazılımın üretilmesini sağlayan üretim aracı olarak kaynak kodlarının mülkiyetini topluma vermesiyle bir devrim yapmıştır. Yazılımın ve kaynak kodunun mülkiyetinin toplumsallaştırılması; yazılım geliştirme pratiklerinden paylaşım yöntemlerine, yazılımların çoğaltılma (kopyalanma) özgürlüğünden istenilen amaç doğrultusunda özelleştirilebilme ve kullanılabilme özgürlüğüne kadar tüm üretim ve tüketim süreçlerinin piyasa ekonomisi koşullarından bambaşka koşullarda şekillendirilebilmesine olanak sağlamıştır. Böylelikle hem bireysel ve toplumsal özgürlüklerimiz korunabilmiş, hem de özgür yazılımlar özel mülk yazılımlar karşısında birçok teknik üstünlüğe sahip olabilmişler ve yaygınlıklarını artırabilmişlerdir.

Politik bir mesele olarak özgür yazılımı ele alırken dikkate aldığımız önemli noktalardan bir başkasını da özgür yazılım hareketinin ortaya çıkış süreci bize anlatıyor. Bu nokta, özgür yazılım hareketinin, yazılımın metalaşmasına karşı geliştirilmiş bir hareket olmasıdır. 1970’li yıllara kadar, Richard Stallman’ın da aralarında bulunduğu yazılım geliştiriciler (hacker’lar) geliştirdikleri tüm yazılımları birbirleriyle paylaşmakta, böylelikle hem birbirlerinden öğrenmekte hem de çözülmüş bir sorunu tekrar çözmekle uğraşmak (“tekerleği yeniden keşfetmek”) zorunda kalmamaktadırlar. Yazılımların ticari olarak alınıp satılması yaygın değildir, bilişim alanında sadece donanım bir masraf kalemi olmaktadır. Ancak 1970’li yıllardan itibaren bu durum değişmeye başlar, yazılımın da parayla alınıp satılabileceği fikri yaygınlaşır ve birçok yazılım firması kurulur. Bunun yanı sıra, bu firmalar ürettikleri yazılımların kaynak kodlarını “ticari sır” oldukları gerekçesiyle paylaşmamaktadırlar. Bütün bunlara duyulan tepki, özgür yazılım hareketinin başlatılmasında tetikleyici olmuştur.

Özgür yazılım hareketinin uygulamaya koyduğu önemli özelliklerden birisi, hem kamusal mülkiyetle hem de hareketin metalaşma karşıtı niteliğiyle bağlantılı olan, “üretimde özgürlük, tüketimde eşitlik” ilkesidir. Özgür yazılımların mülkiyeti topluma ait olduğu için toplumun her bireyi özgür yazılımlar üzerinde aynı haklara sahiptir ve onları dilediği şekilde kullanma (tüketme) özgürlüğü vardır. Dolayısıyla tüketimde eşitlik sağlanmıştır. Öte yandan, yazılımı kullanma karşılığında bireylerden herhangi bir karşılık beklenmez. Üretim sürecine katılıp katılmama konusunda her birey kendisi karar verebilir ve üretime katılmayan bireyler, tüketim haklarını kaybetmezler; üretime katılan bireylerle hâlâ eşit tüketim hakkına sahip olurlar. Üretime katılmak isteyen bireyler ise bu özgürlüklerini istedikleri zaman kullanabilirler çünkü üretim aracı olan kaynak kodlarının mülkiyeti topluma aittir, onlar da bu kaynak kodlarını kullanarak istedikleri şekilde yazılım geliştirebilirler.

Özgür yazılım üzerine bugüne kadar yapılan sosyal araştırmaların bir kısmı, üretime katılan yani özgür yazılımları geliştiren ve diğer yollarla (çeviri, test, hata bildirimi vs.) bunlara katkı sağlayan bireylerin neden bu sürece katıldıkları sorusuna odaklanmıştır. Piyasa ekonomisi şartlarının geçerli olmadığı bir ortamda, bireyleri çalışmaya ve üretime yönlendiren sebepler birçok kez sorgulanmıştır. Bu araştırmalar sonucunda ortaya konan birkaç sonuca kısaca değinelim. Bunlardan biri, özgür yazılım toplulukları arasında bir “hediye ekonomisi” oluşmasıdır. Bir başka sonuç, bazı bireylerin “kendilerini kanıtlama” güdüsüyle üretim sürecine katıldıklarıdır; özgür yazılımlar kamusal alanda (İnternet) geliştirildiği için bu bireyler burada bireysel teknik becerilerini sergilemekte ve piyasa ekonomisinin geçerli olduğu yazılım geliştirme süreçlerinde (özel mülk yazılım üreten şirketlerde) iş bulma şanslarını artırmaktadırlar. Bir grup yazılım geliştirici ise, öğrenme ve merak güdülerini tatmin etmek amacıyla üretim sürecinde yer almaktadırlar; zihinsel emeğin ortaya konduğu yazılım geliştirme pratiğinde sıklıkla çeşitli “bulmaca”larla karşılaşılmakta, bireyler bu bulmacaları çözmekten zevk almaktadırlar. Tüm bunların yanı sıra, bazı bireyler de toplumsal çıkarları gözeterek özgür yazılımların geliştirilmesine katkı sağlamaktadırlar. Elbette saydığımız bu gruplar birbirlerinden homojen olarak ayrışmamakta, üretime katılan bir birey bu gerekçelerden birkaç tanesini sahiplenebilmektedir.

Özgür yazılımların geliştirilmesi aşamalarında kullanılmakta olan ve zamanla çeşitli gelişmeler göstermiş olan üretim pratikleri, ağırlıklı olarak meselenin teknik yönü ile ilgiliymiş gibi görünse de, esasen özgür yazılımın politik yanıyla doğrudan ilişkilidir. Özgür yazılımların tamamına yakını İnternet üzerinde, kamuya açık platformlarda geliştirilmektedir. Sadece geliştirilen yazılım ve yazılımın kaynak kodları değil, aynı zamanda tartışma ve karar alma süreçleri de kamusal erişime açık olarak yürütülmektedir. Bir özgür yazılımın geliştirilmesine katkı veren, yani üretim sürecine katılan bireyler, e-posta listesi ya da forum benzeri iletişim ortamlarında yazılım geliştirme süreci ile ilgili fikir alışverişinde bulunurlar ve bu iletişim ortamlarının arşivleri kamusal erişime açık olarak İnternet ortamında saklanır. Böylelikle üretim sürecine katılmayan bireyler de yürütülen tartışmaları izleyebilir, zaman zaman da çeşitli şekillerde kendi görüşlerini ifade edebilirler. Tüm bu özellikleriyle özgür yazılım geliştirme sürecinin oldukça verimli işleyen bir kolektif üretim süreci olduğu söylenebilir.

Özgür yazılımın, burada kısa kısa ele almaya çalıştığımız bu özellikleri, bu hareketin 30 yılı aşkın süredir adım adım ilerleyen ve büyük başarılar kazanan bir hareket olmasını sağlamıştır. Etkileri sadece bilişim alanıyla sınırlı kalmamış, özgür yazılımın başarısından etkilenen başka birçok alanda benzeri özellikleri taşıyan örnekler ortaya çıkmıştır. En basit ve akla gelen ilk örneği, özgür yazılım geliştirme sürecine benzer bir üretim süreciyle kolektif bilgi birikiminin oluşturulduğu Wikipedia projesidir. Benzer şekilde sinema, müzik, edebiyat gibi alanlarda çeşitli yansımaları olmasının yanı sıra, bilişim sistemlerinde kullanılan çeşitli donanımların kolektif biçimde üretilmesini ve bu alandaki tekellerin ortadan kaldırılmasını amaçlayan hareketler de ortaya çıkmaya başlamıştır.

Altını çizmeye çalıştığımız şekilde, özgür yazılım meselesi bir “politik mesele” olmayıp sadece bir “teknik mesele” olsaydı, tahminimizce şimdiye kadar çoktan sonlanmış bir durumda olurdu ve hepimiz özel mülk yazılımlara muhtaç olurduk. Bilişim ve iletişim teknolojileri hayatımızın her alanına nüfuz ederken, birer bilişim ve iletişim tüketicisi ve üreticisi olarak bugün sahip olduğumuz bazı bireysel ve toplumsal özgürlüklerimizi de çoktan kaybetmiş, ya da tıpkı Gezi Direnişi’nde olduğu gibi bunları savunmaya çalışıyor olabilirdik. Panelimizin ana konusuyla özgür yazılımın birbiriyle ne kadar içli dışlı olduğunu anlamak için, özgür yazılımı anlatırken sıklıkla kullandığımız bazı anahtar sözcüklere bitirirken değinmekte fayda var: “Özgürlük”, “Paylaşmak”, “Dayanışma”, “Kamusallılk”, “Kolektif üretim”, “Eşit tüketim”. Gezi Direnişi’ne baktığımızda, aynı anahtar sözcüklerin orada da meselenin kalbinde olduğunu görebiliyoruz.

adilga

[1] http://laborcomm.org/

[2] http://ilef.ankara.edu.tr/

[3] http://laborcomm.org/cagri-metni-2014/

[4] İlgilenenler LKD Seminer Çalışma Grubu sitesindeki Seminer Notları sayfasında bulabilirler:

http://seminer.linux.org.tr/seminer-notlari/