February 16, 2019

Ubuntu 18.04 için önyüklenebilir bir USB bellek oluşturma

Bu yazıda, Linux terminalinden Ubuntu 18.04 için önyüklenebilir bir USB belleğin nasıl oluşturulacağını ele alacağız. Bunun için, 4GB veya daha büyük bir USB belleğe ihtiyacımız var. Öncelikle Ubuntu’nun indirme sayfasından, masaüstü, sunucu veya başka bir tür Ubuntu versiyonunu indirmiş olmanız gerekiyor. ISO kalıplarını USB sürücülere yerleştirmenize izin veren birçok farklı GUI aracı olsa da, bu yazıda, dd komutunu kullanarak önyüklenebilir ubuntu 18.04 USB belleği oluşturacağız. Şimdi, USB sürücüyü, bilgisayarın USB bağlantı noktasına takalım. USB sürücünüzün adını, terminalden vereceğiniz lsblk komutuyla öğrenebilirsiniz.

lsblk

Şuna benzer bir çıktı alacaksınız:

Görüldüğü gibi, bendeki USB sürücünüzün adı: sdc’dir. Elbette ki bu, bu sistemden sisteme değişebilir. Şimdi daha da emin olmak üzere, umount komutuyla bu USB sürücüyü sistemden ayırın:

sudo umount /dev/sdc1

Ayrılma başarılı olduysa, problemsiz ilerliyoruz demektir.

Ardından, ISO dosyasının yolunu kendinize uygun biçimde aşağıdaki komutta bulunan /dosya yolu yazan kısma yazıyorsunuz. /sdc kısmına kendi USB sürücünüzün adını doğru biçimde giriyorsunuz. Böylece komutunuz hazır hale geliyor.

sudo dd bs=4M if=/dosya yolu/ubuntu-18.04.2-desktop-amd64.iso of=/dev/sdc status=progress oflag=sync

Şimdi komutunuzu verebilirsiniz. Bendeki son durum, şu şekilde:

sudo dd bs=4M if=/mnt/depo/ISO/ubuntu-mate-18.04.1-desktop-amd64.iso of=/dev/sdc status=progress oflag=sync

ISO dosyasının boyutuna ve USB bellek hızına bağlı olarak işlem bir süre devam edecektir.Aşağıda işlemin sürdüğünü görüyorsunuz.

Sonunda, işlemin sona erdiğine ilişkin olarak, aşağıdakine benzer bir çıktı ile karşılaşacaksınız:

Artık, USB belleğinizde, önyüklenebilir bir Ubuntu var. Güle güle kullanın.

February 14, 2019

Selinux (Security Enhanced Linux) nedir.?

Selinux C dilinde, 1999 yılında NSA tarafından ordu için geliştirilmiş ve daha sonrasında Linux çekirdeğine eklenmiş ek bir güvenlik protokolü modülüdür. Selinux başta RedHat olmak üzere, özellikle türevi Linux dağıtımlarında entegre olarak gelmektedir fakat buna rağmen hepsi bu modülü entegre olarak içinde barındırmamaktadır. Ubuntu buna örnek olarak verilebilir ancak sonradan kurulum gerçekleştirilebilir. Selinux kullanıcı programlarına,...

Continue Reading

February 12, 2019

Dokunmatik Ekranın Linux’la Sınavı

Elimde HP Pavilion x360(11-k102nt) mevcut.Bilgisayar, tablet modu(360 derece klavye ve ekranı ters olarak birleştirince) ve çadır modunda(ekran ve klavyeyi ters “v” şeklinde koyunca), ayrıca normal bilgisayar olarak kullanılabiliyor.Bilgisayarın kalem desteği de mevcut ve derslerde inanılmaz işe yarıyor.

Okulumuza halihazırda etkileşimli tahtalar kurulmadığı için, derslerde bu bilgisayardan yararlanmak istememle birlikte mücadelem başladı.

Bunu çok içten söylemiyor olsam da, bilgisayar Windows 10 ile harika çalışıyor.Herşeyi dört dörtlük.Sağladığı kalem desteği, (Microsoft Office dahil), Adobe Reader’in üzerinde kalemle notlar alınabilmesi vb. işleri çok kolaylaştırıyor.

“Acaba Windows 10’un sunduklarını Linux ta bana sunmaz mı?” diyerekten çıktığım yolculuğun sonunda yorgun, ümitsiz ve yılgın vaziyetteyim.Belki benim beceriksizliğim ve yetersizliğim, belki Linux’un dokunmatik ekranlar üzerindeki hakimiyetinin henüz yeterli seviyede olmaması(deneyimlerimden elde ettiğim kendi düşüncem), belki de bilgisayarımla tam olarak anlaşamaması…Karar veremedim, belki de hepsi.Aşağıda, deneyimlerimden çıkardığım çıkarımları sıralıyorum.

1-İlk madde olarak şunu özellikle belirtmeliyim ki, bilgisayar dizüstü modunda Linux ile sıkıntısız bir şekilde uyum sağlıyor.Burada tek bir sorun daki yok.Sorun dokunmatik ekranla birlikte tablet gibi kullanmak istediğinizde başlıyor.

2-Dokunmatik ekran ağır çalışıyor ve geç algılıyor.Haliyle, tepki süresi yavaş ve insanı yoruyor.

3-Bilgisayarı tablet moduna alınca ya da çadır modunda, sağ tık menü açılmıyor.Yani ekrana basılı tutunca herhangi bir menü çıkmıyor.Normalde, ekran tablet modunda iken imlecin kaybolması ve sağ tık menünün çıkması gerekir, çünkü Ubuntu’da masaüstü simgeleri aktif durumda.İşin garibi, denediğim diğer dağıtımlarda da durum aynı.

4-Dokunmatik ekran çalışıyor ancak, sadece program açıp kapatmaya, menü açıp kapatmaya yarıyor.Çoklu dokunma, kaydırma, büyütme-küçültme vb. kullanılamıyor.Touchegg kurdum, ancak o da istediğimi tam olarak sağlayamıyor.(Belki de ben ayarlarını yapamamışımdır, emin değilim.)

5-Bilgisayarın kalemi mevcut.Ancak, ne LibreOffice, ne WPS office, ne de PDF okuyucular kalemle yazma desteği sağlamıyor.

6-Ekranı tam yatırıp tablet gibi kullanınca, dokunmatik pad(touchpad) devre dışı kalmıyor(klavye kalıyor).Düz yüzeyde sıkıntı değil de dizinizin üzerinde kullanırken fare aktif.Bu da istenmeyen tıklamalara sebebiyet veriyor.

7-Onboard(sanal klavye) kafasına göre takılıyor.Ayarlarını yapmama rağmen, istediği zaman çıkıyor.(Çoğu zaman da istemiyor!)Simgesi de panele eklenemiyor.İşin daha da garibi, Ubuntu’yu canlı(live) olarak denerken zırt pırt ortaya çıkan sanal klavye, kurulum yapınca ortalarda görünmüyor.Deepin’de onboard(sanal klavye) panele eklenebiliyor ve istenildiğinde tıklayarak aktif edilebiliyor. Ondaki sorun ise  küçük “i” harfi nin olmaması.Ne garip…

Ubuntu 18.10, Linux Mint 19.1, Deepin 15.9 ve de Pardus DDE 17.4 denediğim dağıtımlar.Hemen hepsinde sorunlar ortak.Bunların içerisinde en kullanılabilir olanı Deepin.

Bütün bu deneyimlerimden sonra, Windows 10’a mahkum bir şekilde kullanmaya devam ediyorum.Buna karşın, henüz pes etmiş değilim.Denemelerim devam edecek!

 

GreenWithEnvy (GWE) Nedir? Nasıl Kurulur?

GreenWithEnvy (GWE), NVIDIA grafik kartlarınızın fanlarını yönetebileceğiniz, bilgileri görüntüleyebileceğiniz ve overclock yapabileceğiniz bir yazılımdır.  GWE ile ayrıca fan profilleri oluşturabilir ve bu oluşturduğunuz profiller arasında geçiş yapabilirsiniz. Overclock yaparak daha fazla performans alabilirsiniz. Daha yüksek saat hızının daha yüksek güç tüketimi anlamına geldiğini

February 10, 2019

Blackbird

Kürkçü dükkanına mutlu bir dönüş oldu. Yaz için kuzey denizlerine açılma ya da bilgisayar alma seçeneklerinin arasında kaldım, bir saniye kadar:)

Karar gayet net şekilde belirlenince yeni evimde artık ekranı bile açılamayan kara şövalyeme uygun bir tedavi aramaya karar verdim. Sürekli kapanıyor oluşunun bir donanım arızası olduğuna düşünmüştüm son olarak, yanılmamışım. Elektronik konusunda ciddi şekilde tutkuluyum açıkçası. 10 senede ilk kez ameliyata alındı benim şövalyem, bazı vidaların başları gitmiş. Bazı vida yerleri un ufak oldu, bariz zaman aşınması diyebiliriz. Kasayı açmak bile ekstra çaba gerektirdi yani.

Sonunda HDD ve ram olmadan denemelere başlandı. Her denememiz ayrı ayrı başarısız oldu maalesef. Bir donörden işlemci denedik mesela. Ben unutmuşum donanımın ne olduğunu modeline bakıp tekrar hatırlattım. Kısa devreler aradık, milyonlarca soru sordum. Milyonlarca cevap aldım:) Bir ara bu işten “daha” iyi anlayanlara danıştık. Bir kaç yeni fikir sonrası olay anlaşıldı. Anakarta gömülü bir kondansatörümüz bozulmuş. Bunu anlamak yerine yenisini bulmak, devreye dahil etmek, lastikçiye kasayı ve fanı üflettirmek ve bilgisayarı geri toplamak 3,5 saat sürdü.

Eve bilgisayarı bırakıp bir yere yetişmeliydim ve geri kalan her şey geceye kalmalıydı. Hello katran karası geceler!

Siz hiç bilgisayara sistem kurarken hayata küsmediniz mi yoksa? Benim hayatım böyle küskünlüklerle geçiyor:) Artık Windows yok Arch linux kapanacak, Arch linux açılacak. Vadesini dolduracağı güne kadar mutlu yaşasın istiyorum. Tabi bunun için Linux doğru seçim mi? Bence evet, tüm eziyetine rağmen hep evet, yine evet:)

Yaklaşık 3,5 saat de benim çırpınmalarım sürdü. Bu sefer biraz daha yerleşik olmayı planlıyorum sistemde, buna uygun bazı değişiklikler yaptım. Şu an büyük bir sadelik içinde ama ev huzurundayım.

Son olarak Nuri Halil Poyraz bestelerine hayranım, hepsine ayrı ayrı.. Huzurumun tamamlayıcısı kendisidir bu gece, minnettarım.


February 09, 2019

Google, Ucuz Segment Cihazlar için Daha Hızlı Şifreleme Algoritması Adiantum’u Geliştirdi

Şifreleme algoritmaları matematiksel hesaplama için her zaman güçlü donanımlara ihtiyaç duydular. Bu sebeple kullanıcılar ya üst seviye pahalı donanım cihazları ya da şifrelemeden taviz veren düşük donanımlı cihazları seçeneklerinden birini tercih etmek zorunda kaldılar. Google yeni geliştirmiş olduğu şifreleme algoritması ile düşük donanımlı cihazların da şifreleme yapmasına yardımıcı olarak şifrelemenin bir tercih olmasını ortadan kaldırıyor.…

February 04, 2019

IP Tables

IPTables netfilter takımı ve birçok destekleyici tarafından geliştirilen güvenlik duvarı yazılımıdır. Komutlar için kullanılan kavramlar,             ACCEPT : Gelen paketleri kabul eder.             DROP : Gelen paketleri düşürür. Kullanıcıya bilgi vermez.             REJECT : Gelen paketleri reddeder ve kullanıcıya bilgi verir.             FORWARD : Gelen paketleri yönlendirir.             INPUT : Gelen paketleri temsil eder.            ...

Continue Reading

February 02, 2019

Ekran çözünürlüğü dosyası hazırlama

Daha önce ekran çözünürlüğü için yaptığım anlatımları başaranlar da var ama yeni kullanıcılara genelde zor geliyor. Bunu daha kolay hale getirmeyi araştırırken daha mantıklı ve daha uygun bir çözüm buldum. Bu çözümde kullanılacak yöntem eskisinden pek farklı olmasa da kararlılık açısından daha elverişlidir. Ayrıca bunun yanında yapılan ayarları kalıcı hale getirmek için her sistemde geçerli

January 28, 2019

Openbox’ta “Tap to click(tıklamak için dokun)” Aktif Etme

Openbox’ta, touchpad’te(dokunmatik yüzey) tıklamak için dokumayı(tap to click) etkinleştirmek için, öncelikle kurulu değilse dağıtımımızın depolarından libinput paketini kuruyoruz.Ardından, /etc/x11/xorg.conf.d  klasöründe 40-libinput.conf adında bir dosya oluşturuyoruz.Dosyanın içerisine aşağıdakileri kopyalayıp yapıştırıyoruz:

Section "InputClass"
Identifier "libinput touchpad catchall"
MatchIsTouchpad "on"
MatchDevicePath "/dev/input/event*"
Driver "libinput"
Option "Tapping" "on"
EndSection

Dosyamızı kaydedip çıkıyoruz.Bunun ardından giriş yöneticimizi yeniden başlatıyoruz:

# systemctl restart lightdm

Veya;

# systemctl restart gdm

Hangisini kullanıyorsak….

Masaüstüne döndüğümüzde artık tıklamak için dokunmayı aktif olarak kullanabiliyor olmalıyız.

January 26, 2019

Ovirt/RHEV 4.2 Engine Network(NIC) Infrastructure Ekleme ve Yapılandırma – Bölüm 6

İlk bölümdeki görselde, ağ alt yapısını tasarlamıştık ve bu tasarımda network alt yapısını da belirtmiştik. O bölümü hatırlatarak işlemlere devam edelim. Tasarımda 4 ayrı NIC kullandık; 1. Network interface “management” 2. Network interface “storage” 3. Network interface “hostnet” 4. Network interface “migration” “managemet” interface’sini sunucuları kurarken, yönetmek için atamıştık zaten. Ardından sunucuların storage erişmesi, iscsi...

Continue Reading

Kamu kurumları özgür yazılımdan ne anlıyor?

Son dönemde "yerli ve milli yazılım"dan bahsedildiğini sıkça duyuyoruz. Bu konuya bir açıklık getirmek için bir cümleyle özetlenebilecek bir yazı yazmıştım [1]: "Özgür yazılım yerli ve milli yazılımlardan bütün beklentilerimizi karşılama potansiyeline sahiptir." Evet özgür yazılımın bu potansiyeli var ama ülke olarak bunu değerlendiriyor muyuz? Bence hayır! Özgür yazılımın getirdiği dört özgürlükten [2] sırasıyla bahsedip bu iddiamı temellendirmek istiyorum.

Yazılımı istenilen amaç için, istenilen şekilde çalıştırma özgürlüğü

Bu özgürlük son kullanıcı açısından bakınca en temel olanı [3]. Peki kamunun özgür yazılıma (onlar hep açık kaynak diyorlar ama bence esas önemli konu bu değil) olan ilgisi gerçekten bazıları sahipli yazılımları kullanamıyor diye itiraz edişinden mi? Yoksa özgür yazılımların çok büyük oranda lisans bedeli verilmeden kullanılabiliyor olmasından mı? Burada kamunun sadece maliyet odaklı yaklaşımı özgür yazılımdan çok hızlı bir dönüşü beraberinde getirir. Bunu kendi ülkemizde yaşadığımız tecrübelerden de çok iyi biliyoruz. Bununla ilgili daha önce yazdıklarımı tekrar etmemek için linkini bırakıyorum [4].

Yazılım nasıl çalıştığını anlama ve onu istediği gibi değiştirme özgürlüğü

Kamu bu özgürlüğü neredeyse hiç kullanmıyor. Tamam özgür yazılımların kaynak kodları açık ve kamu onu değiştirebilir durumda ama bunu yapmıyor. Nereden biliyoruz yapmadığını? Özgür yazılımların geliştirme süreçleri tamamen açık olduğu için istediğiniz özgür yazılıma bakın geliştiricileri arasında kaç tane .tr uzantılı eposta adresi var. Üşenmeyen isimlere tek tek de bakabilir. Sizi yormamak için söyleyeyim çok büyük oranda hiç yok. Oysa Pardus temel olarak Debian üzerine inşa edilmiş bir dağıtım, bir tane bile Debian geliştiricisi istihdam etmesi gerekmez mi? Dağıtımla birlikte dağıtılan ofis paketi LibreOffice, bir tane olsun LibreOffice geliştiricisi çalıştırması gerekmiyor mu? Ankara'da postgresql konferansı düzenlendiğinde akın akın koşan TÜBİTAK birimlerinde bir tane olsun, ilaç niyetine postgresql geliştiricisi bulunmamasında bir gariplik yok mu?

Peki TÜBİTAK kendisi geliştirici çalıştırmıyor ama Debian vakfının, Belge vakfının, Postgresql vakfının destekçisi mi? Bunun da cevabı hayır. Böyle yazınca sadece TÜBİTAK hakkında yazıyorum gibi anlaşılmasın isterim. Her yerde adı geçen Havelsan, Aselsan ya da herhangi bir kamu kurumu için de durum aynı.

Bütün özgür yazılım kullanan kurumlar onun gelişimine katkıda bulunsun demiyorum ama hiçbirinin katkıda bulunmaması olacak şey değil. Bu özgürlüğü hiç değerlendirmediğimiz için buradan edineceğimiz bilgi birikimi diye bir şeyden bahsedemiyoruz. Ülkemiz insanının "ben de yapabilirim" hissine zerre katkısı olmuyor özgür yazılım kullanımının. Bu büyük bir kayıptır.

Yazılımın kopyalarını yeniden dağıtabilme özgürlüğü

Bu özgürlüğü kullanıyoruz ve kurumlar lisans ücreti ödemiyor ama yazılımı yapılandırmak ve özelliştirmek ayrıca bir emek istiyor. Yazılımın kendisine para vermemiş kurumlar bakımı ve ayakta tutulması için ücret ödemek istemiyor genellikle. Microsoft'a, Oracle'a her yıl düzenli ödenen bakım ücretlerini yerli firmalara verip sorunlarını çözdürmekte çok isteksiz kamu kurumları.

Yazılımın değiştirilmiş hallerini yeniden dağıtılabilme özgürlüğü

Kamu kullandığı özgür yazılımları geliştirmeye çalışmadığı için elinde değiştirilmiş bir hali de olmuyor ve bunu dağıtamıyor. Eğer bir özgür yazılımı kendi ihtiyaçları için kaynak kodunda bir değişiklik yaparak kullanıyorsa bile bunu özgür yazılım topluluğu ile paylaşmadığından bu özgürlük tamamen işlevsiz bir hale geliyor.

Açık kaynak yazılımlarla kendi problemlerini çözen kamu kurumları kendi yazılımlarının kaynak kodlarını açıp başka kurumların kullanımına da sunmuyor. Neredeyse aynı problemleri çözmek için her kurum kendi açık kaynak (!) çözümünü kendi geliştiriyor.

Bütün bunlara rağmen özgür yazılım kullanımı ülke için bir avantajdır ama sürdürülebilir bir durum değildir. Yazılım tekelleri ile fiyat konusunda mücadele etmek mümkün değildir. Yukarıda bahsettiğim [4] numaralı yazıdaki acı tecrübelerimizi unutmamalıyız. Özgür yazılım sadece bedava yazılım değildir, onu böyle anlayanlar Microsoft ve Oracle "sizden para almayalım" dediklerinde ilk geri dönenler olacaktır.

Özgür yazılım kendi başına bir amaç değil, daha iyi bir dünya için bir araç. Biz ülke olarak sadece tüketen bir ülke olmayı hedeflemiyorsak bu yolda bize yardımcı olabilecek bir araç. Üreten bir ülke olabilmenin de ilk şartı yüzümüzü üretime çevirmek olmalı.

Maalesef yanlış yoldayız!

[1] https://www.nyucel.com/2017/03/yerli-yazlm-milli-yazlm.html
[2] http://www.gnu.org/philosophy/free-sw.en.html
[3] https://www.nyucel.com/2017/03/son-kullanc-icin-ozgur-yazlm-neden.html
[4] https://www.nyucel.com/2012/07/bedava-m-ozgur-mu.html

January 24, 2019

Bit Pazarına Nur Yağdırdım

Başlamadan uyarayım:Okuyacağınız yazıdaki görüşler tamamen bana aittir, kişiseldir.Katılıp katılmamak okuyucuya aittir.

Bir Linux kullanıcısı olarak, günümüzün dizüstü bilgisayarlarını hiç beğenemiyorum.Neden beğenemiyorum?Sıralayayım…

Eğer biraz güçlü bir bilgisayar istiyorsanız, harici ekran kartına sahip bir bilgisayar almak zorundasınız, (çünkü üst seviyede paylaşımlı ekran kartına sahip dizüstü bilgisayar parmakla sayılacak kadar az, onlar da çok pahalı), buna eyvallah.

AMD cephesinin Linux ile olan nispeten sıkıntılı durumu, beni AMD tabanlı bilgisayarlardan uzaklaştırıyor.

Nvidia cephesinde ise bir Optimus teknolojisi var ki, resmen beni kendisinden nefret ettiriyor.O da büyük sıkıntı.Ben onunla uğraşmak istemiyorum.

Elbette, her ikisi de aşılmayacak sorunlar değil de, ben çok fazla dağıtım deneyen birisi olarak her denememde bir sürü ayarlamalar yaparak zaman kaybetmek istemiyorum.Kaldı ki, bazı donanımlarda birçok dağıtım bırakın çalışmayı, açılmıyor bile.

Fiyatlar çok uçuk.Üst seviye bilgisayarların öyle fiyatları var kiii…

Gelelim daha düşük özellikli dizüstü bilgisayarlara…Bunlarda da düşük işlemci ve diğer düşük özellikli bileşenler can sıkıyor ve kullanımı tam bir işkenceye çevirebiliyor.

UEFI…Aslında UEFI bana göre sıkıntılı bir durum yaratmamasına rağmen, Linux kullanıcıları oldukça şikayetçi.Linux kullanımına izin vermediği dizüstü bilgisayarlar bile gördüm.

Değinmek istediğim bir de tasarım yönü var günümüzün dizüstü bilgisayarlarında.Üst seviye ve pahalı bazı marka ve modelleri hariç tutarsak, geri kalan dizüstülerin büyük çoğunluğu estetikten yoksun.Ne önemi var, diyebilirsiniz.İyi de kullanırken sürekli yüzyüze olduğum bir şeyin güzel de olmasını isterim ben.Hele bir de o kadar para bayılıyorsam…

Bütün bunları niye anlattım?Onu da açıklayayım.Geçenlerde, bir durumdan dolayı ikinci el bir bilgisayar bakınırken, ünlü online satış sitelerinden birinde bir ilan gördüm, ikinci el bir dizüstü bilgisayar ilanı: Asus ROG G51J 3D.Görür görmez bilgisayara vuruldum desem yeridir.Nedenlerini biraz sonra sıralayacağım.

Hemen satıcıyla iletişime geçtim.Bana bilgisayarın çok kısa bir süre kullanıldıktan sonra kenara bırakıldığını, sıfır gibi durduğunu, o zamandan bu zamana sadece pilinin eskidiğini ve yarım saat civarına gittiğini söyledi.Samimiyetine inandım ve güvendim.Hem, pazarlık sonucu öyle bir fiyata anlaştık ki, dediğigibi çıkmasa bile üzülmezdim.Alımı yaptım.Satıcı da söz verdiği gibi bekletmeden kargoladı.

İki gün sonra bilgisayar elimdeydi.Paketi açtığımda tam anlamıyla şaşkınlığa uğradım.Gerçekten de satıcının söyledikleri aslında beklemediğim kadar doğruydu.Bilgisayar fabrikadan çıkmış gibi yeni duruyordu.Bırakın kullanıma bağlı aşınma, çizik ve kırığı, kılcal çizik bile yoktu.Satıcıya ulaşarak kendisine teşekkür bile ettim.Sonuçta, günümüzde böyle dürüst insanları bulmak çok zor.

Gelelim bilgisayara…

Bilgisayar yaklaşık 10 yıl öncesine ait bir oyun bilgisayarı.Asus’un ROG(Republic Of Gamers) serisine ait.Estetik olarak gerçekten çok hoş bir bilgisayar, hem de çok hoş.

Bileşenler o yıllara göre zirvede.Üstelik ekran kartı da ayrık ve GTX serisinden.(i7-720QM 4 çekirdek işlemci ve Nvidia GTX260M ekran kartı).Optimus yok çok şükür.

UEFI yok!

Klavye ışıklı ve günümüz dizüstü bilgisayarlarında 15.6 inç ekranlı bir dizüstü bilgisayarda neredeyse hiç rastlanılmayan  çift HDD desteğine sahip.(Aslında günümüz üst seviye bilgisayarlarında M.2 Sata+HDD seçeneği mevcut fakat fiyat ta ona göre kallavi.)

Monitörün arka tarafında hem ROG logosu hem de yanlardaki dik ve en alttaki yatık çıtalar ışıklı.Özellikle karanlık bir ortamda çalışırken bilgisayarın ışıklandırması insanı mest ediyor.

Giriş-çıkışlar açısından çok zengin.On yıl öncesinde ne varsa üzerinde mevcut.

Performans, günümüz üst seviye dizüstü bilgisayarları ile kapışacak cinsten.(Sonuçta o bir ROG!)Hele bir de 256GB SSD taktım ki, kelimenin tam anlamıyla performans canavarına dönüştü.

Bir eksi yönü var bu bilgisayarın.Biraz kalın ve günümüz dizüstü bilgisayarlarına kıyasla standartların üzerinde bir kalınlığa ve ağırlığa sahip: 3.4 kg.Bu da 10 yıl öncenin teknolojisi ve bir ROG bilgisayara göre kabul edilebilir bir değer.Hele ben mobilite amaçlı kullanmıyorken.

Bir de, ekran 1366×768.Böyle bir bilgisayarın ekranının Full HD olması beklenebilir.Ancak bu durum, benim gibi yakını görmede sorun yaşayan biri için hiç sıkıntı yaratmadı.Hatta daha da iyi oldu diyebilirim.Gözlerim bayram ediyor bu çözünürlükte!

Ha, bu arada ekranın bir de 3D özelliği mevcut.Baktım, kullanılabilir durumda.(Windows ile, dolayısıyla benim için önemsenecek bir özellik olamadı.)

Linux cephesinden bir sürü dağıtım denedim, hepsi sıkıntısız kurulup çalışıyor.Bu da beni ayrıca mutlu etti.

Eski teknolojileri severim ve mümkünse kullanırım da.Bu bilgisayarı da çok sevdim.En azından bozulana kadar(umarım bu olabilecek en uzun sürede olur) beni yukarıda bahsettiğim şikayetlerimden kurtardı.Eskilerin deyimiyle, “Bit pazarına nur yağdı.”; ben yağdırdım.Hem de tam anlamıyla.İşte bilgisayar bu:

 

Bilmenizi isterim ki ben bu yazımda on yıl öncenin bilgisayarını incelemedim.Sadece beğenimi paylaşmak istedim.

January 23, 2019

Parrot Linux, 32-Bit ISO’ya Veda Etti

Parrot Linux, yeni çıkan 4.5 sürümüyle birlikte 32-bit desteği sona erdi. Bununla birlikte geliştiriciler, 32-bit kullanan kullanıcılar için resmi yazılım deposu için güncelleme desteğine şimdilik devam edeceklerini belirtti. Bu güncelleme desteği de yavaş yavaş sonlandırılacak. Geliştiricilerden Lorenzo "Palinuro" Faletra, projenin başladığı zamandan beri 32-bit sürümü için çok

Wine 4.0 Kararlı Sürümü Çıktı

Wine ekibi, Wine 4.0 kararlı sürümünü çıkardıklarını duyurdu. Bir yıldır üzerinde çalışılan bu yeni sürüm, 6,000’den fazla değişikliği içerisinde barındırıyor. Wine 4.0 Sürümündeki Yeniliklerden Bazıları: Vulkan desteği Direct3D 12 desteği Oyun kontrolcüleri desteği Android’te High-DPI desteği Wine 4.0 sürümündeki yeniliklerin detaylarını şu sayfadan okuyabilirsiniz.

January 22, 2019

Archman JWM 2019-01

Archman JWM 2019-01 sürümü paylaşıma sunuldu. Bir önceki Openbox sürümünde bahsettiğim gibi bu sürüm de hafif ve hızlı olması amacıyla Doldur-Boşalt tekniğiyle yapıldı. Sistem varsayılan olarak boş sayılabilecek bir panelden ibarettir, ancak sisteme uyarlanan bir çok özellik sayesinde kullanıcılar tek tık ile bir çok seçenekten yararlanabilecekler. Bu sayede ister boş bir sistemi isterse

Python'da Kullanıcı Tanımlı Hatalar

Python projelerinde kullanıcılar hata tanımlayabilir ve aynı sistem tarafından tanımlı hatalar gibi try-except içinde kullanabilir.

    Ben pebble-remote projesini geliştirirken bu hata yakalama kısmında şöyle bir sorunla karşılaşmıştım. Kullanıcı tanımlı hata sınıflarım vardı ve bu sınıfların tanımlandığı dosyanın dışında bir yerde bu tanımlanan hataları yakalamak istiyordum. Hatanın tanımlandığı python dosyasını da import ettiğim halde bu hataları yakalayamıyordum.

   Daha iyi bir yöntemi de olabilir elbet ama benim deneyerek bulduğum çözüm hata sınıfının tam yolunu yazmak oldu.

Kullanmaya çalıştığım python modülünün yapısı aşağıda:

libpebble/pebble
├── __init__.py
├── LightBluePebble.py
├── pebble.py
└── stm32_crc.py

LightBluePebble.py dosyası içinde bir hata aşağıdaki gibi tanımlanmış:


LightBluePebbleError(Exception):
def __init__(self, id, message):
self._id = id
self._message = message
def __str__(self):
return "%s ID:(%s) on LightBlue API" % (self._message, self._id)

Bu hatayı yakalamak istediğim dosya içinde  içinde modülü aşağıda şekilde import ettim:


import pebble as libpebble

Bu haliyle aşağıdaki kod hatalıydı:


try:
...
except LightBluePebbleError as e
...

Doğrusu:


LightBluePebbleError = libpebble.LightBluePebble.LightBluePebbleError

try:
...
except LightBluePebbleError as e
...

Python Paketi Hazırlamak

Pebble Remote projesinin bana katkısı gerçekten çok büyük oldu. Daha buraya yazmadığım bir sürü büyük küçük birbirini gerektiren bi çok işi öğrendim.  Paketlemeyi öğrenme amacım pebble remote'un pip komutuyla kurulabilir hale gelmesini sağlamaktı.

Şimdi örnek olarak aşağıdaki python projesini pip ile kurulabilir hale getireceğiz

pebbleremote
└── pebble
    ├── bluetooth.py
    ├── data
    │   └── logo.png
    ├── __init__.py
    ├── py_script.py
    └── remote.py

setup.py dosyasını yazmalıyız

Öncelikle bu dosyanın yukarıdaki pebble modülü ile aynı seviyede olması gerekiyor.

pebble
├── pebble
│   ├── bluetooth.py
│   ├── data
│   │   └── logo.png
│   ├── __init__.py
│   ├── py_script.py
│   └── remote.py
└── setup.py

setup.py dosyasının içinde bulunması gerekenler:


from setuptools import setup

setup(name='pebble-remote',
version='1.0',
description='Libreoffice Impress tool for remoting presentations with Pebble',
url='http://github.com/Libreoffice/impress_remote/tree/master/pebble',
author='Gulsah Kose',
author_email='gulsah.1004@.gmail.com',
license='MPLv2',
packages=['pebble'],

scripts=['pebble/py_script.py'],

install_requires = ['setuptools'],
zip_safe=False)

Bu kadarını yazdığımızda sadece pebble modülünü gereken yere kuracak hale getirmiş oluruz. Ama içinde yukarıda olduğu gibi bir python dosyası olmayan modüle dahil olmayan dosyalar olabilir -data dizini ve altındaki png dosyası gibi-.

Onuda pakete dahil etmek için aşağıdaki yolu izliyoruz:

- Öncelikle MANIFEST.in dosyasının içinde aşağıdaki satırı  yazalım Bunu modül dışında olan dosyaları pakete dahil etmek için kullanıyoruz:

include /pebble/data/logo.png

 pebble
├── MANIFEST.in
├── pebble
│   ├── bluetooth.py
│   ├── data
│   │   └── logo.png
│   ├── __init__.py
│   ├── py_script.py
│   └── remote.py
└── setup.py

 - Bu ekleme için setup.py dosyasının içeriğini de değiştirmemiz gerekecek. Dosyanın son hali aşağıdaki gibi olacak:


from setuptools import setup 

setup(name='pebble-remote',
version='1.0',
description='Libreoffice Impress tool for remoting presentations with Pebble',
url='http://github.com/Libreoffice/impress_remote/tree/master/pebble',
author='Gulsah Kose',
author_email='gulsah.1004@.gmail.com',
license='MPLv2',
packages=['pebble'],

scripts=['pebble/py_script.py'],

package_data={
'pebble/data': ['logo.png'],
},

data_files=[
('/opt/pebble/logo/', ['pebble/data/logo.png'])

],

install_requires = ['setuptools'],

zip_safe=False)


Artık projemiz kurulmaya hazır hale gelmiştir. Aşağıdaki komutu kullanarak kurulumunu yapabilirsiniz:

$sudo python setup.py install

Kurulumu bu şekilde yaptığınızda paketi kaldırmak için aşağıdaki komutları kullanabilirsiniz:

$sudo python setup.py install --record file.txt
 
#cat file.txt | xargs rm -rf

 Şimdi bu projeyi python package index (PyPi) 'e yükleyelim:

Önce bu adresten bir hesap oluşturmalısınız. Projenizi buraya yüklemeden önce depoda aynı isimde başka bir proje varmı diye bakmalısınız. Çünkü pypi'de tüm paket isimleri eşsiz olmalıdır.

Sonra aşağısaki komutu çalıştırdığınızda karşınıza size kullanıcı adı parola gibi bilgilerinizi soran kısımlar çıkacak. Bunları doğru bir şekilde tamamladığınızda herşey yolundaysa 200(OK) kodunu göreceksiniz. Bunu gördüğünüzde artık projeniz pip ile kurulabilir hale gelmiş olacak.
 
$sudo python setup.py register sdist upload
 
Artık #pip install pebble-remote yazdığınızda projeniz sorunsuz kuruluyor olmalı.


Paketlemeyi öğrenirken faydalandığım linkler burada. Yukarıdaki setup.py dosyası içindeki alanların ne anlama geldiği ayrıntılı anlatılıyor:

1) http://www.scotttorborg.com/python-packaging/minimal.html#
2) https://pythonhosted.org/setuptools/setuptools.html

Bununla ilgili çok örnek bulmanız mümkün elbet ama pebble remote için yaptığım paketi aşağıdaki linkten inceleyebilirsiniz

3) https://pypi.python.org/pypi/pebble-remote/2.0

January 21, 2019

HAProxy(LoadBalancer) ve Keepalived(Cluster) Kurulum ve Yapılandırması

HAProxy, yüksek erişilebilirliğe(high availability) sahip yük dengeleyici(load balancing) ile TCP ve HTTP tabanlı uygulamalar için proxy sunucusu hizmeti veren açık kaynak kodlu bir yazılımdır. Keepalived, IP failover(yük devretme) yeteneğini ikiden daha fazla sunucu için sağlayacak yeteneğe sahip açık kaynak kodlu bir yazılımdır. Keepalived kendi arasında Multicast haberleşme tekniğini kullanmaktadır. Biz yapımızda HAProxy’i load balancer için,...

Continue Reading

Archman dağıtımının neden üyesi oldum?

Yazılımın dünyamıza girmesiyle her alanda olduğu gibi bilim adamları da fikir ayrılığına düştü. Bir kesim yazılımı sadece kendisinin bildiği şekilde yazarak trilyonları götürme planı yaparken, çok az sayıda olan yazılımcı ise özgürlüğün kısıtlanamayacağını savunuyordu. Özgür yazılımı savunanların başında gelen Richard M. Stallman, trilyonları elinin tersiyle iterek 1983 yılından bu yana özgür

January 20, 2019

Varsayılan Kabuğu Değiştirme

Modern dağıtımların çoğu, önceden kurulmuş ve varsayılan kabuk olarak yapılandırılmış BASH (Bourne Again SHell) ile birlikte gelir.
Linux’ta kabuk değiştirmekten sorumlu olan komut chsh‘dir.

Bilgisayarımızda hangi kabukların kurulu ve yapılandırılmış olduğunu chsh -l komutu ile kontrol edebiliriz.

[kesim@archlinux ~]$ chsh -l
/bin/sh
/bin/bash
/usr/bin/git-shell
/usr/bin/fish
[kesim@archlinux ~]$

Görüldüğü gibi benim bilgisayarımda BASH ve FİSH kurulu.Varsayılan kabuk olarak ise BASH kullanımda.

Bazı Linux dağıtımlarında, chsh -l geçersizdir. Bu durumda, mevcut tüm kabukların listesini /etc/shells adresinde bulabiliriz.Dosya içeriğini ise cat komutu ile gösterebiliriz.

[kesim@archlinux ~]$ cat /etc/shells
# Pathnames of valid login shells.
# See shells(5) for details./bin/sh
/bin/bash
/usr/bin/git-shell
/usr/bin/fish
[kesim@archlinux ~]$

Şimdi, chsh -s komutunu kullanarak varsayılan kabuğumuzu değiştirelim.

[kesim@archlinux ~]$ chsh -s /usr/bin/fish
kesim için kabuk değiştiriliyor.
Parola:
Kabuk değiştirildi.
[kesim@archlinux ~]$

Artık yapılacak tek şey bir oturum kapatma/açma değişimi  ve yeni varsayılan kabuğumuzun keyfini çıkarmak.

January 19, 2019

Raspberry PI ile VPN Gateway

Kaliteli ve hesaplı VPS (virtual private server) hizmetlerinin çoğalması kişisel projelere ivme kattı. Bir süredir aklımda olan VPN Gateway (VPN Router) projem, Raspberry PI ve DigitalOcean VPS sayesinde hayat buldu. Site-to-site VPN modeli ile çalışacak bu yapı ile uzak sunucu üzerindeki veriye daha güvenli erişim sağlanabilecek (ör. otorite imzalı SSL olamayan sayfalara parola girişi). Ayrıca bu yapıda uzak sunucunun üzerinden İnternet erişimi de sağlanabiliyor.

Ücretli/ücretsiz VPN servis sağlayıcılar nedendir bilinmez, hissedilir şekilde yavaş çalışıyorlar. Yıllardır Avrupa konumlu kullandığım VPS‘ler üzerinden geçirdiğim gündelik İnternet trafiğinde yavaşlama hissetmedim. Şahsi tecrübem 100ms paket gecikmesinin üstüne çıkılmadığı sürece hızda yavaşlama hissedilmeyeceği yönünde.

Farklı miniPC modelleri arasından RaspberryPI‘yi seçtim çünkü; yaygın kullanılıyor, kendine özel geliştirilmiş Raspbian adında Debian tabanlı bir işletim sistemi var ve enerji tüketimi yaklaşık 3W. Düşük enerji tüketimi ve düşük sahip olma maliyetinden dolayı, kart bilgisayarlar öğrenciler ve teknoloji meraklıları arasında yaygın kullanılıyor. Sistem gücü prototip projeler ve ev kullanımı için yeterli seviyede.

Çeşitli kaynaklarda RaspberryPI Model B‘nin 35$’dan satıldığı bilgisi var fakat Türkiye’de bu fiyatlara bulmak pek mümkün değil. Farnell distribütörü Yıldırım Elektronik 118TL fiyat veriyor, Robotistan‘da benzer fiyatlar var. Yurtdışı online satış yapan sitelerde kargo dahil 50$ civarında bulunabiliyor.

Kurulum adımları;

Adım adım RaspberryPI üzerine OpenVPN Client kurulumunu inceleyeceğiz (VPS üzerinde çalışan OpenVPN sunucu kurulumunu farklı bir yazıda paylaşmayı düşünüyorum).

RaspberryPI üzerine Raspbian‘ı kurup (raspberry.org’dan NOOBS indirilerek kolayca kuruluyor) SSH erişimini aldıktan sonra sistem güncellemelerini yapalım;

sudo apt-get update && sudo apt-get upgrade && sudo apt-get dist-upgrade

Cihazın sabit IP alması önemli. Bunu DHCP sunucudan yapabileceğimiz gibi doğrudan ağ kartına tanımlayabiliriz, ağ kartına tanımlayalım;

nano /etc/network/interfaces

ilgili satırları aşağıdaki gibi değiştirelim (seçilen IP, DHCP havuzunun dışında olmalı);

iface eth0 inet static
address 192.168.2.251
netmask 255.255.255.0
gateway 192.168.2.1

Cihaza gelen paketlerin yönlendirilmesi için aşağıdaki dosyada değişikliği uygulayalım;

nano /etc/sysctl.conf

aşağıdaki satırın yorum ifadesini kaldıralım, satır yoksa ekleyelim;

net.ipv4.ip_forward = 1

değişikliği etkinleştirmek için;

sysctl -p /etc/sysctl.conf

OpenVPN’in yapılandırılması;

OpenVPN istemci yazılımını yükleyelim;

sudo apt-get install openvpn

Cihaz açılıdğında VPN bağlantısını otomatik kurması için aşağıdaki dosyayı ilgili dizine oluşturalım (uzantının .conf olması önemli);

sudo nano /etc/openvpn/vpn.conf

Örnek conf dosyası aşağıdaki gibi;

client

dev tun
proto tcp
tun-mtu 1500
remote xx.xx.xx.xx 1194

resolv-retry infinite
nobind

persist-key
persist-tun

verb 3

keepalive 10 120
comp-lzo
cipher DES-CBC

#openvpn root yetkileriyle çalıştırmamak için;
user <kullanıcı_adı>
group <grup_adı>
daemon

script-security 2
up /etc/openvpn/update-resolv-conf
down /etc/openvpn/update-resolv-conf

<ca>
-----BEGIN CERTIFICATE-----
.........
-----END CERTIFICATE-----
</ca>
<cert>
-----BEGIN CERTIFICATE-----
.........
-----END CERTIFICATE-----
</cert>
<key>
-----BEGIN PRIVATE KEY-----
.........
-----END PRIVATE KEY-----
</key>

Sistem açıldığında VPN bağlantısının otomatik kurulması için aşağıdaki dosyada değişiklik yapalım;

nano /etc/default/openvpn

ilgili yorum ifadesini kaldıralım yada aşağıdaki satırı ekleyelim;

AUTOSTART=all

OpenVPN yapılandırmasını tamamladık.

Iptables’ın yapılandırması;

Kolaylık ve tak-çalıştır olabilmesi için tünel ağına bir NAT tanımlayalım. Aşağıdaki komutla NAT yapılandıralım;

sudo iptables -t nat -A POSTROUTING -o tun0 -j MASQUERADE

iptables tanımlarımızın kalıcı olması için iptables-persistent kullanacağız, komutlar aşağıdaki gibi;

sudo apt-get install iptables-persistent
sudo /etc/init.d/iptables-persistent save
sudo /etc/init.d/iptables-persistent reload

Herşey yolunda gittiyse sistemi yeniden başlattığınızda sistem açılacak, VPN bağlantısı kurulacak, VPN Gateway istekleri cevaplamak için hazır hale gelecektir. Kurulum sonrası cihazımız tak-çalıştır haline geliyor. Elektrik ve ağ kablolarını bağladığınız herhangi bir yerde VPN hattı kullanılabilir (DHCP’den adres alacak şekilde ayarlanmalı ve otomatik alınan adres öğrenilmeli).

Ağımızdaki trafiği kurduğumuz yeni VPN Gateway‘e yönlendirmede iki farklı yöntem uygulanabilir. Birincisi, DHCP tanımlarından Default Gateway bilgisine VPN cihazımızın IP adresi yazılabilir. İkincisi, istemcilere elle sabit IP tanımlarken Default Gateway bilgisine VPN cihazının IP adresi yazılabilir.

Kurduğumuz sistemde DNS sorguları dahil tüm trafik VPN tünelinden geçiyor. Ufak değişikliklerle ihtiyaca göre farklı modeller uygulanabilir. Bu sisteme çok benzer VPN Hotspot kurulabilir. İhtiyacım olur da kurarsam ayrı bir blog yazısında paylaşırım. Soru ve önerilerinizi bekliyorum.

Kaynak site: Hamdi ÖZCAN – ozcan.com

January 17, 2019

FreeIPA Komut Satırı Üzerinden DNS A kaydı Oluşturma

Şimdi DNS’e A kaydı gireceğiz. Bu işlemi GUI’de basit bir şekilde de yapabilirsiniz ki ilerde bir makale ile bu konuya da değinebiliriz, şimdi ise aşağıdaki komut yardımıyla bu işlemi komut satırıcı üzerinden gerçekleştirebiliriz. İlk önce kinit admine login olun(GUI ekranında login olduğunuz admin ve şifresi). > kinit admin Ardından aşağıdaki komutu çalıştırın. # ipa dnsrecord-add...

Continue Reading

January 15, 2019

Archman Openbox 2019-01

Yeni yılın ilk topluluk sürümü Archman Openbox 2019-01 paylaşıma sunuldu. Kod adı: Düden Şellalesi (Duden Waterfall) olarak belirlediğimiz bu sürüm alışıldık kullanım şeklinden çok farklı bir şekilde dizayn edildi. Pencere yöneticilerinin sınırsız özelleştirme imkanlarını kullanarak, bu sürümde olduğu gibi gelecek sürümlerde de farklı tasarımlar uygulanacak. Her ne tasarım olursa olsun,

January 14, 2019

Ovirt/RHEV 4.2 Kurulumu Hostlara NFS Iso/Export Ekleme – Bölüm 5

Ovirt/RHEV yapısında ISO ve EXPORT olarak NFS alan istemektedir. ISO alanı sanal makinaları kurmak için kullanılacak olan *.iso dosyalarının barındırılacağı alandır. EXPORT alanı ise sanal makineleri yedekleme, taşıma, kopyalama ya da dışarı aktarma amaçlı kullanılan alandır. Konuyu daha fazla uzatmadan nasıl yapacağımıza bakalım. Herşeyden evvel şunu belirtmem gerekir ki NFS alanlarını eklemeden önce Storage’den açtığınız...

Continue Reading

January 11, 2019

How to use DNS-over-TLS with Stubby?

Following the announcement of DNS over TLS for Google DNS (8.8.8.8), we examine how to configure DNS-over-TLS on our computers by using Stubby.

First, let’s install Stubby from the Ubuntu 18 software repository;

sudo apt install stubby

Stubby will start working directly with pre-defined configuration. To add Google DNS 8.8.8.8, add the following lines to the configuration file;

/etc/stubby/stubby.yml
# Google
- address_data: 8.8.8.8
  tls_auth_name: "dns.google"
- address_data: 8.8.4.4
  tls_auth_name: "dns.google"

After making sure that Stubby listens port 53, we can start using cryptic DNS by changing the DNS definition to 127.0.0.1 in our network settings.

sudo netstat -lnptu | grep stubby

January 10, 2019

Stubby ile DNS-over-TLS nasıl yapılandırılır?

8.8.8.8 için DNS over TLS‘in duyurulmasının ardından, stubby kullanarak kullanıcı tarafında nasıl yapılandırılacağını inceliyoruz.

Öncelikle stubby‘yi Ubuntu 18 yazılım deposundan kuralım;

sudo apt install stubby

Stubby kendi içinde gelen ön tanımlı ayarlar ile doğrudan çalışmaya başlayacak. Google DNS 8.8.8.8’i eklemek için aşağıdaki satırları ayar dosyasına ekleyelim;

/etc/stubby/stubby.yml
# Google
- address_data: 8.8.8.8
  tls_auth_name: "dns.google"
- address_data: 8.8.4.4
  tls_auth_name: "dns.google"

Stubby‘nin 53 portunu dinlediğinden emin olduktan sonra ağ ayarlarımızdan DNS tanımını 127.0.0.1 olarak değiştirerek kriptolu DNS kullanmaya başlayabiliriz.

sudo netstat -lnptu | grep stubby

AUR Yardımcısı Pakku’nun Yüzü:PakkuGUI

pakku hakkında Yaourt Öldü! Yaşasın Yaourt Alternatifleri! yazımda bilgi vermiştim.Bugünkü yazım da pakku‘nun arayüzüyle ilgili olacak.

pakku, AUR(Arch Kullanıcı Deposu)‘dan paket kurmaya/kaldırmaya yarayan bir yardımcı, bir yaourt alternatifi.PakkuGUI ise bu işi bir arayüzle halleden pakku‘nun kullanıcı arayüzüne dönüşmüş hali.Esasen PakkuGUI, yine işi uçbirim üzerinde hallediyor.

PakkuGUI için bir paket yöneticisi de diyebiliriz.Çünkü, sadece AUR’dan değil, Arch depolarından da arama ve kurulum yapabiliyor.

Komple bir paket yöneticisinden bir farkı var yalnız PakkuGUI‘nin:Depodaki paketleri listelemiyor.Bu da şu anlama geliyor ki, kuracağınız paketi tek tek elle girip aramanız gerekiyor.Elbette paketin adını bilmek te önem arzediyor burada.Örneğin Firefox dil paketini kurmak istediğinizde, paketin tam adını(firefox-i18n-tr gibi) bilerek aratmanız gerekiyor.

Firefox olarak aratırsanız sadece Firefox’u buluyor çünkü.Ne kadar pratik derseniz, orası kişinin tercihine bağlı.

Neler yapabiliyor PakkuGui?

AUR’dan paket arayabiliyor ve bulabiliyor.Bulduğu paketi kurabiliyor.Bunun için Install demek yeterli.

Kurulu paketleri bulup kaldırabiliyor.Bunun için de kurulu paketlerde arama yaparak Remove seçeneğini kullanmak yeterli.

Sistem güncellemesi yapabiliyor.Sysupgrade bunun için düşünülmüş.

Bağımlılıkları kaldırabiliyor.Manteniance de bu iş için kullanılıyor.

Preference seçeneği PakkuGUI ile ilgili ayarların yapılmasını sağlıyor.

 

January 09, 2019

AVM tipi Süperkahraman filmi: Aquaman

Süperkahraman filmlerini seviyorum. Külliyatına çok hakim olmadığım evrenlerde geçen bu filmleri izleyebilmek için bence iki şey gerekiyor, kurguyu sevmek ve daha da önemlisi kurguyu sorgulamadan kabullenmek.

Süperkahramanlık meşrebi itibarıyla fizik kurallarını, doğa kanunlarını ve inançların sınırları ötesinde icra edilen meşşaklatli, tehlikeli ve nankör bir meslektir. Derdi bitmez dünyada zalimin, vilyanın, sorumsuz idarecilerin yarattığı onca soruna göğüs gerildiği yetmezmiş gibi bu yerküre ötesinden dış fezadan gelen alyenin yükü de yine bu mesleğin omuzlarına biner. Hiçbir karşılık beklemeden bu necip ademoğlu için edilen bu hizmet karşılığı ne bir sosyal güvence ne de bir emeklilik maaşı bağlanır bu cefakar kahramanlara.

Çoğu zaman hükumeter gözünde muteber de değildir bu şahıslar. Ya yasa dışı eylemlerde bulundukları iddia edilir ya da kendi memleketinin milli emniyetini tehlikeye soktukları için suçlanırlar. Çoğu süperkahraman toplumdan dışlanır, sefil bir barakada dünya çilesini tamamlamak için kendi vatanında sürgün yaşar bu garipler. Örgütlenmedikleri için çoğu zaman topluma sorunlarını anlatamaz ve yaşadıkları ülkelerde gerekli yasal düzenlemeleri asla meclislerde geçirememeleri nedeniyle yaşam kaliteleri günden güne düşer. Oysa en azından Süperkahramanları Kalkındırma ve Yaşatma Derneği kursalar… Neyse, konumuz bu olmasa da toplumun hor görülen bu kesiminin yaşadığı sorunlara değinmiş olduğumu düşünüyorum.

Konumuza döneyim ve şimdiden sıkılanlara  Aquaman filmiyle ilgili kısa değerlendirmemi vereyim

  • Aksiyon&Hareket: 9/10
  • Gerçekliğe uygun kurgu: 4/10
  • Özgün konu: 5/10
  • Genel oyunculuk: 6/10
  • Görsellik: 9/10
  • Eğlence: 8/10
  • Bu tip filmleri sevmeyenler için eğlence: – 4/-10
  • Genel deneyim: Efektleri ve 3B deneyimi için sinema tercih edilebilir ama sırf merak için ise evde izlenir. 

Spoiler vermeden inceleme yazmak çok zor doğrusu. Aman, bundan sonrası spoiler içerir bakmayın gözünüzü kapatın deseler de insanın gözü o spoilera gider ve nihayetinde çoğu zaman heyecanı yok eder. Fakat buraya kadar gelmişseniz biraz bir şeyler öğrenme arzunuz vardır elbette…

Aquaman kim, Atlantis Neresi?

Aquaman yarı Atlantisli yarı Amerikalı birisidir. Peki Atlantisli kimdir, Atlantis neresi dersek filme göre yaratılmış Atlantisten bahsetmek gerek. Efsanevi Atlantis uygarlığı filimde şöyle tasvir edilmiş:

Çok ileri bir uygarlık, teknolojisi ve enerji kaynaklarıyla çok büyük bir nüfusa ulaşmış ve enerjiye daha da aç bir hale gelmiş, yeni bir enerji kaynağı bulma denemeleri felaketle sonuçlanmış ve neticesinde büyük bir patlama ve sonrasında devasa bir deprem ile denize batmış bir megakent.


Atlantis’in batmadan önceki hali. Teknolojileri ileri ama modern Atlantis teknolojisinin yanında Victoria dönemi buhar mekaniği gibi kalıyor.

Peki nasıl olmuş da Atlantisliler boğulmamış? Boğulmuşlar fakat bir kısmı boğulmamış. Nasıl olmuşsa bu batış esnasında bu yeni enerji kaynağının patlaması bir çeşit evrimi tetiklemiş ve su altında nefes alır hale gelmişler. Atlantisliler nasılsa yüzgeçleri olmadan bunu başarır şekilde insan olarak devam etmişler. Fakat ne yazık ki bu yeryüzüne çıkınca donanımları olmadan hava teneffüs edemiyorlar. 

Atlantis şehrinin şimdiki hali.

Atlantisliler yalnız değil, denizin dibine batmadan önce yeryüzünde yaşayan 7 krallıktan sanırım 5 tanesi su altında kalmış ve farklı şekilde evrimleşmişler, Xebeller yine insana benziyor, Balıkçılar yarı balık şeklinde evrimleşmiş, Brineler ise yengeçe dönüşmüşler Trench ise Allah muhafaza çok fena yaratıklar olmuşlar. 6. krallık Kayıp Krallık çölde bir yerde kuma gömülmüş, Denizin Ötesindeki krallık ise gizemli şekilde bırakılmış. 

Suyun altında kalan bu uygarlıklar elbette Dünya yüzeyindeki olaylardan bir haber değiller. Suyun üzerine çıkmakla ilgili aralarında fikir ayrılıkları var fakat rahatsız oldukları bir konu var ki bizi de çok mutsuz eden bir konu: Deniz Kirliliği… Biz denizleri kirlettikçe onlar da zarar görmekte. Atlantisliler ve Xebel krallığı yüzeye çıkıp ilkel olan bizleri tebası kılmak isterken, Balıkçı Krallığı “Şayet yüzeye çıkacaksak bu yüzeydekileri aydınlatma ve bilgimizi paylaşarak  uygarlıklarını ileri seviyeye taşımak şiarimızdır” demekte haliye bu politika diğerleri arasında da çok fazla kabul görmemekte. 

Gelelim  Jason Momoa (Game of Thrones’taki Khal Drogo) tarafından canlandırılan Aquaman, yani Arthur Curry’ye. Kendisi Atlantisli bir prenses olan ve görücü usulü evlilikten kaçan Atlanna (Nicole Kidman)’ın bir deniz fenerine sığınması ve fenerin yalnız bekçisi Thomas Curry (Temuera Morrison) ile aralarında geçen yıldırım aşkının meyvesidir.

Prenses Atlanna ile Bekçi Thomas’ın aşkı ne yazık ki töre kanunlarına kurban olmuştur. Fenerdeki güzel yuvalarına yapılan saldırıyla Prensesi Kralın adamları kaçırmış ve onu Atlantis’e geri götürüp berdeli ile zorla evlendirmiş ve vazifesi olan bir varis doğurduktan sonra infaz edilmek üzere Trnech’e atılmıştır. 

Atlantis teknolojik olarak ileri bir medeniyet olsa da görünen o ki demokrasiden payını almamış, monarşik ve feodal düzeni kültüründen silememiş, medeni kanın yerine töreye teslim olarak cinsiyetçi ve türcü bir tutum sergilemekte ve bir de gelip insanlara medeniyet dersi vermekte… 

Artur’un genç yaşta yeteneklerinin fark edilmesiyle toplumdan dışlanmış ve ufak balıkçı kasabasında beyhude bir hayat yaşamaktadır. İri yarı fakat kırılgan ve içe kapanık bu outcast-serseri yedi denizde zora düşen tüm denizcilerinin imdanıda koşmaktadır. Hatta korsanlar tarafından derinlerde saldırıya uğrayan nükleer denizaltı mürettebatına bile!

Aquaman coming from the ice-cold waters of the sea.

Filmin arkaplan hikayesi bu kadar. Buradan sonra ise olaylar başlamakta..

Savaşlar kendiliğinden çıkmaz. Troy filmindeydi sanırım “Bana bir savaş ver” diyordu savaş için bir bahane gerekti. Bu filmde de yine bir komplo ile başlayan tezgah sonrası Atlantislilerin aklı başında yöneticileri gizliden Aquaman ile bağlantı kurarak onu hakkı olduğunu düşündükleri Atlantis tahtına kral olarak oturması için kızıl saçlı Xebel Prensesi Mera (Amber Heard) aracılığıyla davet ettiler. Fakat bu davete icap etmek Aquman için tercih dışındaydı. Kader bu ya, birtakım olaylar sonucu Aquaman bunu kabul etti ve macera 5. viteste başlayarak filmin sonuna kadar bu taht mücadelesi durmadan devam etti. 

Başlıkta “AVM Tipi” dediysem aslında bundan filmi AVM’lerde izlenilmesi için yapmışlar anlamı çıkmasın. Filmin içindeki hikaye unsurları AVM gibi birçok restoran ve mağaza aynı yerde, filmde ve özgün öyküde de böyle birçok öyküye ve hikayeye atıf var, İndiana Jones’dan tutun, Ulusal Hazine, Arthur’un Excalibur’u taştan çıkarması misali Aquaman Arthur’un da Üç Dişli Mızrak (Trident)’i de kadim kralın tahtından çıkarabilmesi gibi birçok unsur mevcut. 

Sonuç olarak yukarıdaki kısa değerlendirmemde de bahsettiğim gibi kesintisiz hareket dolu, görselliği yüksek ve eğlencesi fena olmayan bir çerez filmi. 

Kurgunun gerçeğe yakınlığı konusunda ise diğer süperkahraman filmlerine göre biraz zayıf kalmakta. Bir de tarihi olayların sıralaması ve geçen zaman pek inandırıcı olmamakta – Roma İmparatoru kısmı ve 7 krallık aynı dönemse Atlantis’in kadimliği tartışılır-. Kurgu elbette, ona inandın buna niye inanmadın veya kazan doğurdu diye kestirmemek lazım. Kurgu filmde önemli olan izleyiciye bu kurguyu olası kılacak mantıklı süslemeler ve nedenler sunabilmek, kurgunun sanatı kurguya inandırmak. Bunu öyle güzel yapıyorlar ki 1930’lardan bugüne çizgi romanlarla başlattıkları  “Kurgusal Evrenler” kuruyorlar ve farklı maceraları bu evrende kesiştirerek bu evrenleri yaşar halde tutuyorlar. 

Filmin sonunda aklıma takılan bir konu da bu filmi yapmak için harcanan para olmuştu. Çok para tutmuştur dedim, yaklaşık 200 Milyon Amerikan Doları maliyeti olmuş, bizim paramızla 1 Milyar Türk Lirası, eski parayla 1 Kattrilyon. 143 dakikalık bu görseli üretmek için harcanan para… Kaç hastane kaç okul veya kaç km2 deniz yüzeyi temizlenebilirdi? Bu soruları biz kendi doğrusal düzlemimizde soruyoruz fakat sistemi biraz kavrarsak sorular şöyle oluyor: Kaç lira hasılat, kaç kişi bu filmi yaparken işe girdi (jobs created during the producing) veya kaç iş yaratıldı, sinema salonları ne kadar kazandı, avmler ne kadar kazandı, insanlar bu filme giderken ne kadar yol parası, benzin harcadı… Özetle tüketim… Bu 143 dakika karşılığında elle tutulmaz fakat gözle görülür bir değer sayıldı, bu değer karşılığında para birilerinin cebinden diğerlerinin cebine girdi, harcama ve tasarruf eşit kaldı. Giden bizim zamanımız oldu, izlerken harcadığımız zaman değil mesele, mesele ödediğimiz parayı kazanmak için harcadığımız zaman. 

Bonus:  <br><br>

1080 kelimelik bu yazıyı okurken zamanınızdan çaldıysam affola, bu kadar uzun olmasını düşünmüyordum doğrusu.

Mutlu Günler.

Sonrası AVM tipi Süperkahraman filmi: Aquaman blog.bluzz.net | Günlüğüm ilk ortaya çıktı.

January 07, 2019

FreeIPA(LDAP, DNS) – iDM(identity management) Replica Kurulumu

Daha önceki makalemizde FreeIPA server kurulumunu ele almıştık. İlgili makaleye http://www.fatlan.com/freeipa-idm-identity-management-kurulum-ve-yapilandirmasi/ linkinden ulaşabilirsiniz. Tabi bu bizler her yapıda olduğu gibi FreeIPA sistemimizde de yedekli çalışıp HA yapısını sağlayacağız. Kısaca FreeIPA Replica işlemi ile kesintisiz ve yedekli bir yapı sağlamış olacağız. Master FreeIPA : dc01.fatlan.local Replica FreeIPA : dc02.fatlan.local Master sunucumuz(dc01.fatlan.local) daha öncesinde kurulmuştu. Şimdi adım...

Continue Reading

Linux ALSA ses mimarisi ile nasıl mikrofon test edilir

Bazen Skype gibi bir sesli iletişim uygulaması ile kullanmak için mikrofunu test etmek gerekir. Linux üzerinde mikrofonu test etmenin en kolay ve en basit yolu alsa ses sistem paketi ile gelen öntanımlı alsa araçlarını kullanmaktır.

Bunun için öncelikle cat /proc/asound/cards komutu ile alsa’nın ses aygıtını tanıyıp tanımadığını kontrol etmek gerekiyor.

Ses aygıtının listesi
$ cat /proc/asound/cards
0 [NVidia ]: HDA-Intel – HDA NVidia
HDA NVidia at 0xefff0000 irq 20

Çıkan listede birden fazla aygıt görülebilir. Bizi, tanıdık görünen veya IRQ olan aygıt ilgilendiriyor. Alsa sistemi tarafından tanınan ses aygıtını kontrol etmek için kullanılacak diğer komut arecord -l komutudur:

$ arecord -l
**** List of CAPTURE Hardware Devices ****
card 0: NVidia [HDA NVidia], device 0: AD198x Analog
[AD198x Analog]
Subdevices: 3/3
Subdevice #0: subdevice #0
Subdevice #1: subdevice #1
Subdevice #2: subdevice #2

Mikrofon testi

Mikrofonu test etmek için komut satırında arecord komutu kullanılacak. Bu komut öntanımlı alsa ses aygıtını kullanarak sesi kaydedecek. Bizde tek ses kartı olduğundan, kullanılan komutta aygıt adı için özel bir parametre gerekmemektedir.

$ arecord -d 10 /tmp/test-mic.wav

Bu komutla ses 10 saniye süre ile kaydedilecektir. Daha fazla veya az süre ile kayıt için 10 rakamı değiştirilebilir. test-mic yerine istenilen başka bir ibare de yazılabilir. Ses dosyası /tmp dizini içerisine wav dosyası olarak kaydedilecektir.

test-mic.wav dosyasını dinleme

Kaydedilen wav dosyası aşağıdaki komutla dinlenebilir.

$ aplay /tmp/test-mic.wav

Not: Eğer sistemde birden fazla ses aygıtı varsa ve öntanımlı olmayan ses kartını kullanmak için arecord komutuna -D parametresi belirtilir (Parametre detayları arecord –help komutu ile incelenebilir).

Örn:

$ arecord hw:1,0 -d 10 /tmp/test-mic.wav

İkinci ses kartını kullanmak için verilen bu komutta “0” arecord -l komutunun çıktısındaki aygıt’ı (device), “1” ise kart’ı (card) belirtir.

Kaynak: https://linuxconfig.org/how-to-test-microphone-with-audio-linux-sound-architecture-alsa

Reklamlar

Feeds