October 14, 2018

Linux’la Özgürlüğe Yeniden Kavuşmak

HP Pavilion 15-CB005NT dizüstü bilgisayarını kullanıyorum.Bilgisayarımın işlemcisi Intel Core i5-7300HQ, harici ekran kartı ise Nvidia GeForce GTX1050.Bu ikili Linux’ta sorun yaratmaya çok meyilli.Araları sorunlu yani.Dolayısıyla ben de de aynı sıkıntı mevcut.

Bilgisayarımda sağlıklı olarak sadece Debian çalışıyor.Diğer hiçbir dağıtımı tam olarak çalıştırmayı başaramadım henüz.Ya hiç açılmıyor, ya da kurulup açıldıktan sonra donuyorlar.Çeşitli kernel parametreleri yardımıyla açılıyorsa da(nomodeset, acpi-off= vb.), bu durumda da ekran parlaklığı ve kapatma sorun oluyor.Birini çalıştırabiliyorsam, diğeri çalışmıyor.Bu durumda da bilgisayarı kullanmak işkenceye dönüşüyor.(Bkz.)

Benim oyunlarla işim yok.Nvidia benim için hiç mi hiç gerekli değil.Diğer işlerim için işlemcinin entegre grafik kartı(Intel) yetiyor da artıyor bile.Bu nedenle Bumblebee vb. uygulamaları hiç kurmuyorum.

Araştırmalarıma devam ederken, internette yakaladığım küçük bir bilgi kırıntısının peşine düştüm ve artık tüm dağıtımları yukarıda sıraladığım tüm sorunları çözerek kullanabiliyorum.Benim için bunun anlamı şu:Artık istediğim dağıtımları Virtualbox yerine harici diskimde fiziksel olarak test edebileceğim ve özellikle de uzun zamandır kullanamadığım için sıkıntı yaşadığım Arch Linux’u sorunsuz kullanabileceğim!

Bunun için yapmamız gereken iki iki basit işlem var.

1-Kullandığımız metin editörünü açıyoruz.Aşağıdakileri kopyalayıp yeni açtığımız dosyamıza yapıştırıyoruz.

Section "Device"

Identifier "card0"


Driver "Intel"


Option "Backlight" "intel_backlight"


BusID "PCI:0:2:0"


EndSection

Ardından dosyamızı /usr/share/X11/xorg.conf.d , dizinine 20-intel.conf şeklinde isimlendirerek yapıştırıyoruz.(Elbette bu işlemleri yapabilmek için yönetici olmamız gerektiğini unutmuyoruz.)

2-Grub’u güncelliyoruz:

sudo update-grub

Bilgisayarımızı yeniden başlatıyoruz.Artık gönül rahatlığıyla bilgisayarımızı kullanabiliriz.En azından bu bende böyle.Esasen ben, bu bilgisayarı aldığımdan beridir sınırlı olarak kullandığım Linux’un özgür dünyasına tam anlamıyla şimdi kavuştum.Umarım, aynı sorundan muzdarip olanlar varsa işine yarar.

 

October 11, 2018

Microsoft’tan Linux ve Açık Kaynak için 60,000 Patent Desteği Geliyor

Microsoft’un Linux ve Açık Kaynak’a olan desteklerinden sizlere daha önceki yazılarımızda bahsetmiştik. Bu desteklere bir yenisi daha ekleniyor. Microsoft, Linux ve açık kaynağı korumaya yardımcı olmak için Open Invention Network’e (OIN) katılıyor. [update title="Open Invention Network (OIN) Nedir?" icon="info-circle"]Open Invention Network (OIN), Linux ve diğer açık kaynak yazılımları

October 07, 2018

Nemo Dosya Yöneticisi’nden Yararlanarak Gnome-Shell Masaüstünde Simge ve Dosya Kullanmak

Bilindiği üzere Gnome-Shell, 3.30 sürümüyle birlikte masaüstü simgelerine ve masaüstü kullanımına veda etti.Masaüsü simgelerinin olmaması yine birşey değil de, masaüstüne dosya kopyalama, koyma vs. olmaması hiç hoş ve konforlu bir durum değil.Bu da beni sıkıntıya soktu.Çünkü ben, masaüstünde simge ve dosya kullanımını, dolayısıyla da masaüstünü etkin kullanmayı seviyorum.

Diyebilirsiniz ki, ne uğraşıyorsun, başka masaüstü kullan.Bu da bir görüş elbette, lakin Gnome masaüstünü seviyorum, neyleyim!Buradan hareketle araştırmalarıma başladı…

Desktop Icon diye bir Shell eklentisi mevcut.Kurdum, denedim.Bu eklenti, direk masaüstünde işlem yapmaya izin vermiyor, ancak Home dizini altında yaptığınız işlemleri masaüstünüzde göstermeye yarıyor.Üstelik benim görmeyi sevdiğim masaüstü simgelerini de göstermiyor.Tam olarak aradığım şey değil yani!

O zaman, bir miktar yardım almak gerekiyor.Nereden?Cinnamon dosya yöneticisi Nemo’dan.Olsun, Gnome’dan hep vazgeçemeyeceğime göre, bu kadarcık yardım sıkıntı yaratmaz.Yalnııız, kullanıcıyı(burada ben oluyorum) bu tür taklalar atmak zorunda bıraktıkları için Gnome geliştiricilerine teessüflerimi sunuyorum.

Bu kadar laf kalabalığı yeter, artık işimize bakalım.Öncelikle, dağıtımımızın paket yöneticisi yardımıyla Nemo dosya yöneticisini sistemimize kuruyoruz:

sudo apt install nemo

Benim sistemim Debian bu arada.Ardından, kullandığımız metin editörünü açıyoruz ve içine aşağıdakileri kopyalayıp yapıştırıyoruz:

[Desktop Entry]
Type=Application
Name=Nemo
Comment=Start Nemo desktop at log in
Exec=nemo-desktop
OnlyShowIn=GNOME;
AutostartCondition=GSettings org.nemo.desktop show-desktop-icons
X-GNOME-AutoRestart=true
NoDisplay=true

Sonrasında oluşturduğumuz bu dosyayı nemo-autostart-with-gnome.desktop adıyla aşağıdaki dizine kaydediyoruz:

~/.config/autostart/nemo-autostart-with-gnome.desktop

İşlem bu kadar.Bir sonraki sisteme girişinizde Nemo dosya yöneticisi işini yapacak ve masaüstünü eskisi gibi kullanımınıza sunacak.Eğer hemen kullanmak isterseniz de, Alt+F2’yi çalıştırabilirsiniz.

Son not:Sistem Nemo dosya yöneticisinin masaüstünü kullanma özelliğini kullanmaya başlayacağı için, sağ tık menüsü de ona göre değişmiş oluyor.

Ve bir son not daha:Dosya yöneticisi olarah hala Nautilus kullanmaya devam ediyoruz.Dosya yöneticimiz Nemo olarak değişmiyor yani.Sadece Nemo’nun masaüstünde simge ve dosya kullanma özelliğinden faydalanmış oluyoruz.

En son not olsun bu da: Masaüstünde simge göstermek ve/veya göstermemek için dconf-editor‘dan yardım alabilir, bunun için /org/nemo/desktop yolunu takip edebilirsiniz.

October 04, 2018

Redhat/Centos 7 Üzerine DNS Server Kurulumu ve Yapılandırması – BİND(NAMED), NS(NAMESERVER) – Public DNS or Private DNS

Daha önceki yazılarımda DNS ile alakalı olarak bir çok bilgi paylaştım. DNS nedir.?, NS nedir.? gibi birçok soruyu ilgili makalelere havele edip bu yazımızda direk konuya geçiş yapmak istiyorum. NoT : Makalede kullanılacak olan domain fatlan.com’dur, ip ler tamamen sallamasyondur. Linux sistemlerde DNS sistemi kurup, aktif edebilmek için Bind paketini kurmalısınız. Servisin adı ise Named...

Continue Reading

October 02, 2018

Life is Strange 2 Linux’e Gelecek

Life is Strange 2, geçtiğimiz hafta (26 Eylül 2018) Windows ve PS4/Xbox için çıktı.  Gücünü Unreal Engine 4 motorundan alan Life is Strange 2’nin geliştiricisi DONTNOD Entertainment ve yayıncısı Square Enix.  Feral Interactive, Life is Strange 2’nin Linux ve macOS’a 2019’da geleceğini duyurdu.

September 29, 2018

Debian ile özel Xfce oturumu nasıl yapılır?

Kendi yaptığım Debian Xfce özel oturumundan çok memnun kalınca bunu Debian forumunda paylaşmıştım. Bu paylaşımdan memnun olan Debian forum yöneticisi sayın fortran ustamız, bu çalışma düzenlenirse iyi bir belge olacağını söylemişti. Yapmış olduğum bu özel oturumu haftalardır kullandığım ve testten geçirdiğimde gerçekten inanılmaz olumlu bir oturum ile karşılaşmıştım. Benzer yöntemi daha

September 28, 2018

Ubuntu 18.10 BETA Çıktı

Ubuntu 18.10 kararlı sürümü bir değişiklik olmazsa 18 Ekim’de çıkacak ve Cosmic Cuttlefish, Ubuntu’nun yayınlanan 29. sürümü olacak.  Sizlere daha önce bahsettiğimiz ve Facebook tarafından geliştirilen kayıpsız veri sıkıştırma algoritması sayesinde Ubuntu 18.10 kurulumları daha hızlı olacak. Ubuntu 18.10 - Yenilikler Neler? Linux Kernel 4.18 (güç verimliliği ve performans iyileştirmeleri

September 27, 2018

Total War: THREE KINGDOMS Linux’e Gelecek

Total War: Three Kingdoms, şu anda Creative Assembly tarafından geliştiriliyor. Steam sayfasında oyunun 7 Mart 2019’da çıkacağı belirtiliyor.  Feral Interactive, bugün yaptığı paylaşımla oyunun Linux ve macOS’a geleceğini duyurdu. Total War: Three Kingdoms, ödüllü Total War serisinin bir sonraki büyük tarihsel strateji oyunudur. Total War: THREE KINGDOMS, antik Çin boyunca yaşanan

Thunderbird Nedir? Nasıl Kurulur?

Mozilla Thunderbird, açık kaynaklı dağıtılan ve Mozilla tasarısının bir türev ürünü olarak geliştirilen e-posta ve haber öbeği istemcisidir. 28 Temmuz 2003'te kurulmuştur. Mozilla Thunderbird, Mozilla'dan daha ufak boyutlu ve daha hızlı bir istemci ve XUL kullanıcı arabirimi diliyle yazılıyor. Thunderbird Kurulumu Nasıl Yapılır? Thunderbird’ü kurmak için aşağıdaki komutları terminalde

September 25, 2018

GIMP Nedir? Nasıl Kurulur?

Geçtiğimiz ay Handshake ve GNOME Vakfı tarafından $100,000 bağış alan ve en iyi Photoshop alternatiflerinden biri olan GIMP (GNU Görüntü İşleme Programı), özgür ve ücretsiz bir grafik düzenleme yazılımıdır. GIMP Kurulumu Nasıl Yapılır? GIMP’i PPA ile kurmak için aşağıdaki komutları terminalde sırasıyla çalıştırın. sudo add-apt-repository ppa:otto-kesselgulasch/gimp sudo apt-get update

HandBrake Nedir? Nasıl Kurulur?

HandBrake ile herhangi bir kopya koruması içermeyen DVD veya BluRay’lerinizin formatlarını değiştirebilirsiniz. GNU GPL 2 lisanslı, ücretsiz ve açık kaynaktır. HandBrake’in Desteklediği Formatlar: Dosya: MP4 (M4V), MKV Video: H.265 (x265 ve QuickSync), H.264(x264 ve QuickSync), H.265 MPEG-4 ve MPEG-2, VP8, VP9 ve Theora Ses:  AAC / HE-AAC, MP3, Flac, AC3, veya Vorbis HandBrake Kurulumu

September 23, 2018

Altı çeşit Xubuntu

GNU/Linux dağıtımlarında hafif ve kullanışlı olması nedeniyle Xfce masa üstleri en çok tercih edilen masa üstü ortamlarından biridir, belki de tercih konusunda birinci sırayı çekiyordur. Ubuntu'nun desteklediği  aynı zamanda Ubuntu  tabanlı olan Xubuntu dağıtımı bir çok kullanıcının ilk tercihlerinden birisidir. Xubuntu geliştiricisi Xfce oturumunda bir hayli gelişmiş olmasının yanı sıra

September 22, 2018

LibreOffice 6.0 Başlangıç Rehberi Çıktı

LibreOffice Dökümantasyon Ekibi'nin hazırladığı “Getting Started Guide” serisinin yeni LibreOffice 6.0 güncel sürümü çıktı. Bu rehber sayesinde LibreOffice’in içindeki Writer, Math, Calc, Draw ve Impress ile ilgili birçok bilgiyi öğrenebilirsiniz. Ekip koordinatörü, yaklaşık 400 sayfa civarında olan rehberin güncellenmesinin çok uzun zaman aldığını ve bunu yapmanın zor olduğunu dile

September 19, 2018

KVM – qcow2 Disk Dosyası Boyutunu Küçültme (Reduce – Shrink Qcow2 Disk Files)

Şimdiki yazımızda KVM hipervisor katmanında guest’ler(vm – sanal makineler) için başınıza gelebilecek bir durumdan bahsedeceğiz. Malumunuz KVM hostlarınızda disk dosyalarınız(qcow2) diskte belli bir alanı kaplamaktadır. Fakat zamanla guestteki disk alanı hosttaki barındığı disk alanını doldurup hatta üzerinede çıkabilmektedir. Aslında VM diski filesystem tabanında düzenli alanlarla kullanmadığı yada dağınık yazdığı için yani bu durum adreslemeyle alakalı;...

Continue Reading

September 17, 2018

Facebook’tan Uber’e Dijital Ekonomi

Cambridge Analytica adlı veri analiz şirketinin milyonlarca Facebook kullanıcısının özel verilerine ulaştığı ve bu bilgilerle ABD seçmeninin davranışlarını etkilediği daha önce de konuşuluyordu. Ama geçtiğimiz günlerde bu skandalın ayrıntılarını da öğrendik. Mark Zuckerberg, 21 Mart’ta yaptığı açıklamada (https://www.facebook.com/zuck/posts/10104712037900071) ve ABD Senatosu’nda verdiği ifadede hatalarını kabul etmekle beraber bir mağduriyet portresi çizmeye çalıştı. Cambridge Analytica, Facebook’la yaptığı sözleşmeyi ihlal etmişti. Bu gibi sorunların tekrar yaşanmaması için gerekli önlemler alınacaktı. Ama sorun ya Cambridge Analytica değil de buna zemin hazırlayan dijital ekonomiyse?

Sosyal medyada mahremiyet denilince ilk akla gelen paylaşılan bir içeriğin başkalarınca (ebeveyn, öğretmen, amir, patron veya hükümet yetkilileri tarafından) kişinin aleyhine kullanılabileceğidir. Öğrenciler için sosyal medyada mahremiyet paylaştıklarının öğretmenleri veya ebeveynleri tarafından fark edilememesidir. Bir çalışan için mahremiyet amirinin veya patronunun sosyal medyada yazdıklarını görememesidir. Sosyal medya platformunun ayarları değiştirilerek mahremiyet seviyesi artırıldığında mahremiyetin sağlandığı düşünülür.

Bunun yanında, sayıları pek az olmayan cesur yürekler vardır. Bu cesur yürekleri iki gruba ayırabiliriz. Birinci gruptakiler, “benim saklayacak bir şeyim yok” der. Yasadışı ve otorite karşıtı işlere karışmadığını düşünerek telefonlarının dinlenmesinden rahatsız olmadığı gibi sosyal medyada kişisel verilerinin şirketlerin veritabanlarında saklanmasını da hiç umursamaz. “Tanrı Dağı kadar Türk, Hira Dağı kadar Müslüman” Facebook ve Twitter paylaşımları yapan birinin korkmasına gerek yoktur. İkinci grup ise “devlet zaten her şeyimizi biliyor. Facebook (Apple, Google veya Microsoft) da bilse ne olacak?” diye meydan okuyan cesur yüreklerden oluşur. Bu cesur yürekler, ne olabileceğini Facebook/Cambridge Analytica’nın seçim çalışmalarından öğrenebilirler…

Hükümetler veya şirketler kısa bir süre öncesine kadar insanları anlamak ve sınıflandırmak için kişisel verilerini toplamış ve onları fişlemiş olabilirler. Ancak şimdiki gözetimin amacı insanları çeşitli biçimlerde yorumlamak ve sınıflandırmak değil, onların davranışlarını ve kararlarını etkilemektir. Sosyal medya siteleri ve kişisel verilerimizi toplayan diğer kurumlar, hakkımızda çok şey bildikleri için reklamcılık sektöründe başı çekmektedir. İş modelleri, reklam vermek isteyen şirketlere belirli bir zamanda, belirli koşullarda, belirli bir ürünü alabilecek kullanıcıları (yani bizi!) satmak üzerine kuruludur. Örneğin, bipolar kişilik bozukluğunda mani halinin ön belirtilerinin klinik semptomlardan önce sosyal medya paylaşımlarından anlaşılabileceği ve bunun hedefli reklamcılık için kullanılabileceği iddia edilmektedir. Çünkü bipolar kişilik bozukluğunun mani evresinde insanlar alışverişe daha meyilli olurlar. Onların bu zaafından yararlanılabilir; belki de yararlanıyorlar!

Hepimiz belirli koşullarda iknaya daha açık olabiliriz. ABD için konuşursak, sosyal medya mesajlarıyla bir Demokrat’ı Cumhuriyetçi ya da Cumhuriyetçi’yi Demokrat yapmak pek kolay değildir. Ama Trump’ın sosyal medya yetkilisinin itiraf ettiği gibi Cumhuriyetçiler Facebook’tan, insanları kendilerine oy vermeleri için değil, Demokrat Parti’ye oy verebilecek seçmenleri oy kullanmamaya ikna etmek için yararlanmışlardır. Çünkü birçok ülkede seçmenler güle oynaya sandığa gitmezler ve seçime katılım oranları düşüktür. ABD’deki seçimlerde kişiye özel reklamlarla, kimi zaman yalan haberlerle, Demokrat Parti’ye oy verebilecek seçmenin sandığa gitme isteği kırıldı. Muhtemelen ırk ayrımcılığına karşı duyarlı olan bir seçmene Demokratlar’ın bununla yeterince mücadele etmediği, 11 Eylül saldırıları nedeniyle köktendincilere öfkeli bir seçmene ABD’nin Suriye’de köktendincileri desteklediği gibi seçmenin sandığa gitme hevesini kırabilecek reklamlar gösterildi.

Cumhuriyetçiler’in uyguladığı sosyal medya stratejisi, herhangi bir partinin, sandığa gönülsüz giden seçmenine karşı uygulanabilir. Seçimin hemen öncesinde bu gönülsüz seçmenlerin bamteline dokunabilecek reklamlar onların tıpış tıpış sandığa gitmelerini engelleyebilir. Dolayısıyla, sevgili cesur yürekler, cesaret gösterileriyle geçiştirilebilecek bir durum yoktur. Çok büyük olan ama şeffaf olmayan Facebook, ne öğrendiğimizi, nasıl hissettiğimizi ve oy verip vermememizi etkileyebilecek korkutucu bir güce sahiptir.

Medyada Facebook hakkındaki haberlerin artmasıyla beraber bazı kullanıcılar, Facebook hesabını kapattı. Facebook’un gözetimini sınırlamak için Facebook ayarlarını değiştirmek veya Mozilla Firefox eklentilerinden (örneğin https://addons.mozilla.org/en-US/firefox/addon/facebook-container/) yararlanmak gibi öneriler getirildi. Bu önerilere, Facebook gibi merkeziyetçi bir ağ yerine ademiz merkeziyet, özgürlük ve mahremiyeti temel alan Diaspora sosyal ağı (https://diasporafoundation.org) da eklenebilir. Ancak gelinen aşamada ne Facebook’u kısmen sınırlandırabilen teknik çözümler ne de sadece Facebook’a odaklanan yasal yaptırımlar yeterli olacaktır. Morozov’un (2018) yazdığı gibi Facebook’u sorunlarımızın nedeni değil, bir belirti olarak görmek gerekiyor. Dijital ekonomi, şirketlerin çıkarı yerine kamu yararını dikkate alacak biçimde yeniden düzenlenmediği takdirde akıllı şehirler, Dördüncü Endüstri Devrimi, nesnelerin interneti vb adlarla pazarlanan gelecek eşitsizliği daha çok artıracak. Bu nedenle, dijital ekonomiyi, dijital ekonomide verinin yerini tartışmamız ve mülkiyet ilişkilerini sorgulamamız gerekiyor.

Dijital ekonomi, sadece bilişim teknolojileri sektörüne değil, iş modelleri için bilişim teknolojilerine, veriye ve internete giderek daha fazla dayanan işletmelere atıfta bulunmaktadır. İmalat, hizmet, telekomünikasyon, madencilik ve taşımacılık gibi geleneksel sektörler dijital ekonomiye göre yeniden yapılandırılmaktadır (Srnicek, 2016). Dijital ekonominin hegemonik bir model haline gelmesiyle beraber şehirlerin akıllanmasından, işçilerin ve hükümetlerin esnekleşmesinden daha çok söz eder olduk. Dijital ekonominin başını Google, Facebook, Amazon, Apple ve Microsoft gibi şirketler çekiyor görünebilir. Ama Airbnb, TaskRabbit, Uber gibi yeni şirketlere, GM ve Siemens gibi devlerin son yıllardaki faaliyetlerine de yakından bakmak gerekiyor. Hem Facebook/Cambridge Analytica skandalı hem de Uber ile taksicilerin çatışması dijital ekonominin farklı yüzleridir.

Son yıllardaki gelişmeleri açıklamak için çeşitli terimler ortaya atılmaktadır: esnek ekonomi, paylaşım ekonomisi, talep üzerine ekonomi, bir sonraki sanayi devrimi, uygulama ekonomisi, dikkat ekonomisi, platform kapitalizmi vb. Bazı kuramcılar, dijital ekonomiyi açıklamak için bilişsel, maddi olmayan, enformasyonel, bilgiye dayalı nitelemelerini kullanıyorlar. Ekonominin, üretim araçlarından yoksun ama enformasyona sahip yeni bir sınıf tarafından kontrol edildiğini iddia edenler de var. Bu terim ve tanımlamalardan Srnicek’in (2016) veriyi temel alan platform kapitalizminin dijital ekonomiyi anlayabilmek için daha açıklayıcı bir çerçeve sunduğunu düşünüyorum. Srnicek (2016) veriyi hammadde olarak değerlendirmekte ve 21. yüzyıl kapitalizminin verinin çıkarılmasına (extract) ve kullanımına yoğunlaştığını savunmaktadır. Bilişim teknolojilerindeki gelişmeler sonucunda veri, firmaların çalışanlarıyla, müşterileriyle ve diğer firmalarla olan ilişkilerinde merkezi bir rol oynamaktadır. Srnicek (2016) veriyi hammadde olarak nitelendirirken Marx’ın (2011) Kapital’deki hammadde tanımından yararlanmaktadır:

Başlangıçtan beri insanlara yiyecekleri, hazır geçim araçlarını sağlayan toprak (iktisadi anlamda su da bunun içindedir), insanın faaliyetinden bağımsız olarak, insan emeğinin genel nesnesidir. Emeğin yalnızca çevreleriyle dolaysız ilişkilerinden kopardığı her şey, doğanın kendiliğinden sağladığı emek nesneleridir. Yaşadığı ortam olan sudan çıkarılarak avlanan balık, ormandan kesilen ağaç, topraktaki damarından ayrılan maden cevheri bunun örnekleridir. Buna karşılık, emek nesnesi olan şey, deyim yerindeyse daha önce harcanan emeğin eleğinden geçmişse, ona ham madde diyoruz. Örneğin, çıkarılmış bulunup da yıkanmaya hazır olan maden cevheri böyledir. Her ham madde emek nesnesidir; ama, her emek nesnesi ham madde değildir. Emek nesnesi ancak daha önce harcanan emekle bir değişiklik geçirdikten sonra ham madde haline gelir (s. 182-183).

Bu bağlamda, çıkarılması/ayrılması gereken hammadde, veri ve bu hammaddenin doğal kaynağı da kullanıcı etkinlikleridir.

Veri, bir şeyin olduğunu; bilgi (knowledge) ise neden olduğunu ifade eder. Veri, bilgi içerebilir ama bu zorunlu değildir. Verinin kaydedilebilmesi ve saklanabilmesi için maddi bir ortama gerek vardır. Veri merkezlerinin enerji tüketimleri dikkate alındığında (internet, dünyadaki enerji tüketiminin %9.2’sinden sorumludur) verinin son derece maddi olduğu görülecektir. Ayrıca verinin toplanması, kaydedilmesi ve analiz edilmesi için gelişmiş bir altyapıya gerek vardır.

Veri, dijital ekonomi öncesinde esnek üretimin küresel lojistiği gibi işlerde kullanılmaktaydı. Fakat bilişim teknolojilerindeki gelişmeler veri miktarını, çeşitliliğini, toplanma ve analiz hızını artırmıştır. Günümüzde veri, üretim süreçlerinin optimum hale getirilmesinde kullanılmakta; tüketici tercihlerine ilişkin bilgi vermekte; sürücüsüz arabalar, Google Haritalar, Siri gibi hizmetlerin temelini oluşturmaktadır.

Eski iş modelleri, verinin çıkarılması ve kullanımında yetersiz kalmaktadır. Örneğin, bir fabrikada bir mal üretilip satıldığında hem fabrika iş süreçlerindeki işçilerin etkinliklerinden ve makinelerin işleyişinden hem de daha sonra tüketicilerin kullanımlarından veri elde edilememekte; bu iş modelleri, üretim süreçlerinin en optimum hale getirilmesi, esnekliğin sağlanması, işçilerin koordinasyonu ve dışkaynak kullanımı gibi ihtiyaçları karşılayamamaktadır. Srnicek’in (2016) platform adını verdiği iş modeli, çoğunlukla veriyi daha iyi idare edebilmek gibi iç ihtiyaçlardan doğmuştur. Bu yeni iş modeli, kaydedilen ve miktarı sürekli artan verinin tekelleştirilmesi, çıkarılması, çözümlenmesi ve kullanımı için verimli bir yol sunmaktadır.

Platform, en genel anlamıyla iki ya da daha fazla kullanıcının etkileşimini sağlayan dijital altyapıdır. Platform sahipliği, platformda çalışan yazılımın ve/veya donanımın sahipliğidir. Bu altyapılarda çoğunlukla özgür ve açık kaynaklı yazılımdan yararlanılır. Platformlar, müşteriler, servis sağlayıcılar, üreticiler, tedarikçiler ve fiziksel nesneler gibi farklı tipte kullanıcıları bir araya getirir. Bazı platformlar kullanıcılara kendi ürün, hizmet ve pazar yerlerini oluşturmalarına yardım eden araçlar sunar. Örneğin, Microsoft Windows, yazılım geliştiriciler için yazılım geliştirme araçları; Apple, hem yazılım geliştirme aracı hem de satış için pazar yeri; Google, reklamcılar ve içerik sağlayıcıların hedefli reklamcılık uygulamaları için kullanıcıların arama etkinliklerine dayanan enformasyon; Uber, sürücülerin yolcuları, yolcuların sürücüleri bulabilmeleri için bir uygulama sağlar. Platformlar, bir yandan taraflar arasındaki ilişkiyi kurarken diğer yandan kullanıcı etkinliklerinden elde ettiği veriyle daha çok güçlenir. Ayrıca ağ etkisiyle, platformu kullanan kullanıcı sayısı artıkça platform daha da değerlenmektedir. Birçok kullanıcı hâlâ Facebook’ta kalmaya devam ediyorsa bunun nedeni Facebook’un teknik üstünlüğü değil, Facebook’la daha çok insan içeren bir sosyal ağa erişebiliyor olmalarıdır. Sosyal ağları merak eden yeni bir kullanıcı Diaspora* (https://www.diasporafoundation.org/) gibi daha az sayıda insanın kullandığı özgür bir ağı değil, eski ve yeni arkadaşlarını bulabileceği Facebook’a katılmayı tercih edecektir. Yine aynı şekilde, Google arama motorunu kullananların sayısı artıkça arama motorunun algoritması gelişmekte, daha doğru arama sonuçları göstermekte ve bu nedenle daha çok rağbet görmektedir. Ayrıca bu platformlarda bir kapasite artırımı gerektiğinde bunun marjinal maliyeti de çok düşük olmakta, platformlar ihtiyaca göre hızla ve kolayca ölçeklenebilmektedir.

Ağ etkilerinin önemini dikkate alan şirketlerin en önemli stratejilerinden biri kullanıcıyı platformlarında olabildiğince tutabilmek ve onun etkinliklerinden yeni açılımlar sunan farklı veriler elde edebilmektir. Bunun için bazı hizmetleri maliyetinin çok altında veya bedava sunarak kullanıcıları platformlarına çekmekte, daha sonra bundan elde ettiği gücü farklı hizmetlerin ücretli sunumunda kullanabilmektedir. Örneğin Facebook, kullanıcıların platformunda olabildiğince vakit geçirmesi için elinden geleni yaparken ve bundan hiçbir ücret talep etmezken bunun arkasında Mark Zuckerberg’in hayırsever duyguları değil, kullanıcıların Cambridge Analytica gibi şirketlere pazarlanmasından elde edebileceği yüksek kârlar vardır.

Platformlar, kullanıcıların birbirleriyle etkileşimde olduğu dijital altyapılardır. Ama bu etkileşim, platform sahibinin koyduğu kurallar ve ilkeler çerçevesinde gerçekleşir. Sosyal medya platformlarında, ne zaman hangi içeriğin gösterileceğine karar veren platform sahibinin tercih ettiği algoritmalardır. Uber veya Airbnb’de kullanıcı ile hizmet sağlayıcı, bu platformların koyduğu kurallara göre bir araya gelir. Uber, hizmet sağlayıcının payını tek taraflı değiştirebilir. Endüstriyel platformların açıklık politikası hukuksal gereklilik değil, ağ etkilerinden yararlanmak isteyen platform sahiplerinin bir stratejisidir.

Srnicek (2016) platformları beşe ayırmaktadır. Birincisi, Facebook ve Google’ın başını çektiği reklamcılık platformlarıdır. Kullanıcılardan elde ettikleri veri üzerinde analiz çalışması yaparlar ve bu analizin sonucunu reklam alanı satmak için kullanırlar. İkincisi, bulut bilişim hizmeti sunan AWS (Amazon Web Services) ve Salesforce gibi şirketlerdir. Üçüncüsü, Dördüncü Endüstri Devrimi diye pazarlanan endüstriyel platformlardır. Siemens ve General Electric gibi şirketler geleneksel üretimi, birbirine bağlı süreçlere dönüştürmek için gerekli platformları geliştirmektedir. Dördüncü platform tipi içinse Spotify ve Netflix örnek verilebilir. Geleneksel ürünler, hizmete dönüşürken ürün satışının yerini kiralama ve abonelik modelleri almaktadır. Beşincisi ise en bilinenleri Uber ve Airnbb olan, esnek platformlardır. Sabit sermaye yatırımının çok az olduğu ve neoliberalizmin kuralsızlaştırma (deregulation) politikalarını derinleştiren platformlardır.

Reklamcılık Platformları

Reklamcılık platformları, platform kapitalizminin ilk örnekleridir. Bu platformların iş modelleri, verinin önemi hakkında oldukça öğretici olmuş ve diğer platform tiplerine öncülük etmiştir. 1998’de kurulan Google, en başından beri kullanıcıların aramalarından elde ettiği verileri toplamakta ve analiz etmektedir. İlk başta bunun gerekçesi, veri toplayan birçok şirketin savunduğu gibi kullanıcılarına ve müşterilerine sundukları hizmetin kalitesini artırmaktır. Fakat 2000’li yılların başında dotcom balonunun patlaması sonucu teknoloji şirketlerinin içinde bulunduğu kriz Google’ı bir karar vermeye zorlar. İş modelini değiştirerek arama hizmetini ücretli yapmak bir seçenektir. Ama arama hizmeti ücretli olduğunda kullanıcı sayısı da düşecektir. İkinci seçenekse, arama bilgileri, çerezler ve veri elde edebileceği diğer kaynaklardan yararlanarak reklamcılara hedefli reklam alanları satmaktır. Google, ikinci seçeneğe yönelir. 2016’nın ilk çeyreğindeki verilere göre Google’ın gelirinin %89’u, Facebook’un gelirinin de %96,6’sı reklamlardan gelmektedir.

Reklamcılık platformları ilk olarak çevrimiçi etkinlikleri izler ve kaydeder. Kullanıcıların siteyle etkileşiminin yanı sıra webdeki gezintileri de çerez ve diğer araçlarla takip edilir. Bu nedenle, kullanıcının bir reklamcılık platformundaki etkinlikleri (Google’da arama yapması veya Facebook’ta beğenmesi) ve webdeki gezintileri artıkça veri de artar. Daha sonra veri bilimcileri ya da yapay öğrenme algoritmaları çıkarılan veri (hammadde!) üzerinde çalışır. Reklamcılık platformları, kullanıcıların e-posta adreslerini veya telefon numaralarını satmazlar. Reklamcılara, belirli bir anda, belirli bir türdeki reklama en uygun tepkiyi verecek kişileri altın bir tepside sunarlar.

Demokrasinin adayların pazarlanmasına dönüştüğü bir çağda reklamcılık platformlarının siyasetçiler tarafından da kullanılıyor olmasına şaşırmamak gerekir. Belki bu durum son seçimde, Trump yerine Clinton’a avantaj sağlamış olsaydı Facebook olayı bu kadar büyümeyecekti. Facebook/Cambridge Analytica skandalından sonra, en iyi ihtimalle Facebook’un faaliyetlerinin denetlenmesine karar verilecek. Fakat bu iş modeli devam ettiği sürece insanlık için büyük bir tehlike söz konusudur.

Reklamcılık platformlarına, kullanıcıların siteyle etkileşimi ya da webde çerezlerle takibi de yetmemektedir. Bu platformların, kullanıcıların finans ve sağlık verileri hakkında planları vardır (https://www.cnbc.com/2018/04/05/facebook-building-8-explored-data-sharing-agreement-with-hospitals.html). Sosyal medya verilerinin kişilerin finans veya sağlık verileriyle birleşmesi, platformların gündelik yaşama daha çok sızmasıyla sonuçlanacaktır.

Bulut Platformları

Bulut platformları, ilk kez 1990’larda e-ticaret uygulamalarında denenmiş; e-ticaret şirketleri, işlerinin maddi yanları için dış kaynak kullanımına yönelmişlerdir. Ancak işler planlandığı gibi gitmemiş, bir süre sonra kendi veri ambarlarını ve lojistik ağlarını kurmak ve çok sayıda çalışan istihdam etmek zorunda kalmışlardır.

Amazon’un AWS (Amazon Web Services) adlı bulut platformu bir çok platformda olduğu ilk başta şirket içi ihtiyaçlara yanıt verebilmek için geliştirilmiştir. Amazon, geliştirdiği alt yapıyla yeni hizmetleri kolayca ayağa kaldırıp kullandıktan sonra bu altyapıyı başka şirketlere kiralayabileceğini fark etmiştir. Amazon, talep üzerine (on demand) sunucu, depolama, hesaplama gücü, yazılım geliştirme araçları ve işletim sistemleri, hazır uygulamalar sunmaya başlamıştır. Böylece e-ticaret sitelerinin 1990’lardaki dış kaynak kullanımı hayalini gerçekleştirmiştir: İnternet üzerinde iş yapmak isteyen şirketler artık kendi donanımlarına, yazılım geliştirme araçlarına ya da uygulamalarına sahip olmak zorunda değildir; Amazon’un bulut platformu onlara bu olanağı sunmaktadır.

Yazılımın bir hizmet olarak sunulması, bir diğer deyişle, kullanıcının yazılıma sahip olmadan onu bulut platformları üzerinden kullanması Adobe, Google ve Microsoft’un da yararlandığı bir iş modelidir. Adobe, bulut üzerinde yazılım aboneliği hizmeti vermektedir. Google, AWS’ye rakip analiz araçları hizmeti vermektedir. Bunun yanında, Google’ın bulut bilişimde en iddialı olduğu alan yapay öğrenmedir; Google, örüntü tanıma ve ses çevriyazı hizmeti sunmaktadır. Google’ın başarısının sırrı sihirli algoritmalar değil, veri (hammadde!) zenginliğidir. Microsoft da işletmelerin kendi yapay zeka robotlarını (bots) geliştirmelerine yardımcı olmak için yazılım geliştirme aracı hizmeti sunmaktadır. IBM ise kuantum bulut bilişimi hayata geçirmeye çalışmaktadır.

Amazon’un patronu Jeff Bezos, bulut bilişimi elektrik hizmetinin gelişimine benzetmektedir. Eskiden fabrikaların kendilerine özel jeneratörleri varken daha sonra elektrik üretimi merkezileşmiş ve fabrikalar, büyük jeneratörler satın almak yerine ihtiyaca göre elektrik hizmeti satın almaya başlamıştır. Dijitalleşmeyle beraber farklı sektörlerde faaliyet gösteren firmalar aynı yolu izlemekte, kendi içlerinde bilişim teknolojisi altyapısı kurmak ve bunun için personel istihdam etmek yerine bulut bilişim hizmetlerinden yararlanmaktadır. 2016 verilerine göre Amazon’un AWS iş modeli perakende satışlarıyla karşılaştırıldığında daha kârlıdır.

Ürün platformu şirketleri Netflix ve Spotify, AWS’nin müşterileri arasındadır. Airbnb ve Uber gibi birçok esnek platform şirketi AWS’yi kullanmaktadır. Bunun dışında Uber, harita hizmeti için Google, mesajlaşma için Twilio, e-posta gönderimi için SendGrid ve ödemeler için Braintree kullanmaktadır. Endüstriyel platformlardan General Electric, iç ihtiyaçları için AWS’den hizmet almaktadır.

Özünde üretim araçlarının kiralandığı bulut platformları reklamcılık platformlarına göre daha sağlam bir iş modelidir. Reklamcılık platformunda veri için ücretsiz (ama bir maliyeti olan) hizmetler sunulmakta, bu hizmetlerden veri elde edilmekte ve daha sonra reklamcıların talebi beklenmektedir. Bulut platformlarında ise hem üretim aracı kiralama hizmetinden doğrudan bir gelir elde edilmekte hem de sunucularda yeni veri kümeleri toplanmaktadır. Dolayısıyla yakın zamanda, ücretli ve ayrıcalıklı olanların erişebileceği internet hizmetleri artabilir.

Endüstriyel Platformlar

Nesnelerin endüstriyel interneti kısaca, üretim sürecinin gömülü algılayıcı ve mikro çiplerle, lojistik sürecinin (çoğunlukla RFID’den yararlanan) ise takip cihazlarıyla izlenmesini içerir. Her şey internet üzerinden birbirine bağlıdır. Üretim sürecindeki her bir bileşen, herhangi bir müdahaleye gerek kalmaksızın sistemin diğer bileşenleriyle iletişime geçebilir. Üretim sürecinde bileşenlerin onları gölge gibi takip eden enformasyonel varlıkları vardır. Bileşenlerin konum ve durum verisi ağın diğer bileşenleriyle paylaşılır. Nesnelerin endüstriyel internetinin emek maliyetlerini %25 azaltacağı, veri merkezlerinin enerjiyi istenilen zamanda istenilen yere dağıtmasıyla enerji tasarrufunun %20 olacağı, bozulmalar ve yıpranmalar meydana gelmeden öngörülebileceği için bakım masraflarını %40 azaltacağı, hataları azaltıp kaliteyi artıracağı iddia edilmektedir. Ayrıca ürün, üretim sürecinden sonra izlenebileceğinden anket ve odak grup araştırmalarından daha etkili geribildirim alınabilecektir.

Srnicek (2016) nesnelerin endüstriyel internetinde temel zorluğun bileşenlerin birlikte çalışabilirliği olduğunu ve platformların bunu sağlama iddiasıyla ortaya çıktığını belirtmektedir. Dünya Ekonomi Formu raporundan (http://www3.weforum.org/docs/WEFUSA_IndustrialInternet_Report2015.pdf) anlaşılabileceği gibi nesnelerin endüstriyel internetinin asıl kazananı ağ etkilerinden yararlanan platform sahipleri ve ortakları olacaktır. Almanya’nın Siemens, ABD’nin General Electric (GE) tarafından temsil edildiği uluslararası bir yarış vardır. Siemens, akıllı üretim yeteneklerini ve MindSphere adlı endüstriyel platformunu geliştirmek için 4 milyar Avro harcamıştır. Siemens, Alman devleti tarafından desteklenmektedir ve kurulan konsorsiyum nesnelerin interneti hakkındaki farkındalığı artırmaya odaklanmıştır. Predix adlı platformu geliştiren GE ise Intel, Cisco ve IBM ile beraber çalışmaktadır ve şimdiden çeşitli denemeleri vardır. Predix’in 2020 yılında 15 milyar dolar gelir getirmesi beklenmektedir.

Hem Siemens’in MindSphere hem de GE’nin Predix platformlarında, platformdan yararlanacak kullanıcılar kendi yazılımlarını geliştirmeyecek, platformun sunduğu altyapı hizmetleri, geliştirme araçları ve uygulamalar kullanılacaktır. GE’nin sıvılaştırılmış doğal gaz işi Facebook kadar veri toplanmaktadır ve bu kadar veriyi analiz edebilmek için geliştirilmesi uzmanlık isteyen özel araçlara gerek vardır. Endüstriyel platformlar, üretim sürecinin içsel bilgisine sahip oldukları için AWS gibi genel bulut bilişim platformlarından daha avantajlı olduklarını öne sürmektedirler.

Endüstriyel platformlar, fabrikalar, tüketiciler ve uygulama geliştiriciler arasında konumlanmakta, küresel üretim sürecini başından sonuna kadar izlemeyi hedeflemektedir. Yine kullanıcılardan veri çıkarılmakta ve bu veri rekabette daha hızlı, ucuz ve esnek hizmetler sunmak için kullanılmaktadır. Siemens ve GE, platformlarına kimlerin bağlanacağı, verinin nerede saklanacağı ve kimlerin uygulama geliştirebileceği hakkında bir standart yerleştirmeye çalışmaktadır. Ağ etkileriyle kazananın her şeyi alacağı bu oyunda platformlarına daha çok kullanıcıyı çekebilmek için (bir zamanlar Google’ın Android’de yaptığı gibi) açıklığı savunmaktadırlar.

Ürün Platformları

Ürün platformlarında ürün satışı yerine talep üzerine kiralama ve abonelik hizmetleri sunmaktadır. En bilinen örneklerinden biri dinleyiciler, plak şirketleri ve reklamcılar arasında konumlanan Spotify’dır. Fakat bu platformlar, yalnız dijital ürün aboneliğiyle sınırlı değildir. Son yıllarda insanların satın alma gücünün azalmasıyla beraber araba ve ev gibi pahalı ürünlerde de bu tip platformlara yönelim vardır (Srnicek, 2016).

Ürün platformunun en ilginç örneklerinden biri jet motoru üreticilerinin satış yerine kiralama üzerine kurulu iş modelidir. Önde gelen jet motoru üreticilerinden Rolls Royce, “hizmet olarak mal” satışı yapmakta, böylece havayolları jet motorlarını satın almak yerine kullandıkları her saat için bir ücret ödemekte ve Rolls Royce hizmet anlaşması süresince bakım ve parça değişimi desteği vermektedir.

Hammadde olarak veri, bu iş modelinde de önemli yere sahiptir. Jet motorundaki algılayıcılardan elde edilen veri, hava durumu verileriyle ve hava trafik kontrolden gelen veriyle birleştirilerek Birleşik Krallık’taki kumanda merkezine iletilmektedir. Bu verilerden, motorların aşınma ve yıpranmaları, olası sorunlar ve programlı bakım zamanları hakkında bilgi elde edilmektedir. Bir sorun yaşanmadan önce Rolls Royce bunu fark edebilmekte ve gerekli önlemleri almaktadır. Jet motoru üreticilerinin elindeki veri, rekabette önemli bir avantaj sağlamakta ve sektöre girmek isteyebilecek yeni şirketlerin önüne ek (ve daha büyük) bir engel çıkarmaktadır.

Esnek Platformlar

Ürün platformlarında platform sahibi, platformda hizmet olarak sunulan ürünün sahibiyken esnek platformlarda ürünün sahibi değildir. Esnek platformlar, mobil uygulamalar ve web siteleri yardımıyla tüketiciler ile hizmet sağlayıcıları bir araya getirir ve hizmet sağlayıcının kazancından pay alır. Bu iş modeli, işbirliğine dayalı tüketim, örgüsel (mesh) ekonomi, denkler arası (peer to peer) platform, esnek ekonomi, talep üzerine ekonomi, paylaşım ekonomisi gibi adlarla da anılmaktadır. En ünlüleri Uber ve Airbnb’dir. Bunun dışında, TaskRabbit ve Amazon’un Mechanical Turk’u gibi mobilya montajından temizliğe, tesisat işlerinden market alışverişine kadar çeşitli hizmetler sunan platformlar vardır. 2000’li yıllarda yaşamın dijitalleşmesi, 2008 krizi sonrası artan işsizlik ve bulut platformlarının sunduğu kolay ölçeklenebilirlik esnek platformların gelişimine zemin hazırlamıştır.

Uber’in piyasa değeri dünyanın en büyük araba kiralama şirketlerinin değerini aşmaktadır. Airbnb, dünyanın en büyük otel zincirleriyle boy ölçüşmektedir. Veri yine merkezi bir roldedir. Örneğin Uber, yolcuyla sürücüyü bir araya getirdiği tüm araba yolculuklarını izlediği gibi sürücüleri yolcu almadıkları zaman da takip edebilmektedir. Uber bu verileri sadece en uygun rotayı tespit edebilmek, taksi talep eden bir müşteriye en yakın taksiyi yönlendirebilmek veya talep artışı olabilecek yerleri öngörebilmek için kullanmamaktadır. Platformuna üye sürücülerin başka platformlar adına çalışıp çalışmadığını ya da Çin’de olduğu gibi sürücülerin protestolara katılıp katılmadığını tespit edebilmek için de kullandığına dair örnekler vardır. Esnek platformlarda müşteriler, aldıkları hizmeti değerlendirmekte ve hizmet değerlendirme puanlarına göre bir itibar (reputation) sistemi oluşmaktadır. Bazı platformlarda hizmet almak isteyenler, hizmet sağlayıcıyı buna göre seçerken bazılarında belirli bir puanın altına düşen hizmet sağlayıcılar (sürücü, ev sahibi vb) platform sahibi tarafından sistemden (işten) atılmaktadır (Slee, 2015).

Srnicek (2016), esnek platformların ekonomik nedenler nedeniyle kalıcı olamayacağını ve ürün platformlarına evrilebileceğini düşünmektedir. Uber’in lüks arabalardan kargo hizmetine kadar çeşitli denemeleri olmuştur. Şu anda bilindiği üzere sürücüsüz arabalar üzerine çalışmaktadır. Uber’i belki yakında akıllı şehirlerin ulaşım hizmetlerinde göreceğiz ve elinde tuttuğu sürüş verileri şirkete yeni iş alanlarında yardımcı olacak. Uber, Türkiye’de ve birçok ülkede “gelecek” olarak görülmekte ve gösterilmektedir. Başta Uber ve Airbnb olmak üzere esnek platform şirketleri “yaratıcı yıkım”la özdeşleştiriliyorlar. Yaratıcılığı tartışılır ama bu şirketlerin iş modelleri toplum için ciddi bir yıkımı ifade etmektedir.

İnsanın beğenmediği bir hizmeti anında değerlendirmesi, örneğin gereksiz yere yolu uzatan bir taksiciye düşük puan vermesi ve bunun dikkate alındığını bilmesi tüketiciler açısından güzel bir duygudur. Birçok insanın taksicilerle ilgili pek hoş olmayan anıları vardır. Ayrıca belirli sayıda görevi reddeden sürücülerin Uber’le ilişkisi kesileceğinden sürücünün kısa mesafe veya tipini beğenmedi (bazı ülkelerde taksi şoförleri arasında ırkçılık yaygındır) diye kendisine bildirilen yolcuyu almama gibi bir şansı olmayacaktır. Sürücüler açısından baktığımızda ise haksız bir suçlamaya maruz kalmak (tüm taksiciler kötü değildir), bu nedenle işinden olmak ve itiraz edememek de acıdır. Ama birçok tüketici bunu düşünmeyecektir; taksicilere karşı yılların birikmiş öfkesi vardır. İstanbul Taksiciler Birliği Başkanı’nın “Uber’e binen vatan hainidir” gibi açıklamaları da bu öfkeye tuz biber ekmektedir.

Güvencesizleştirme ve taşeronlaştırma 1970’lerden beri devam bir eğilimdir. Srnicek’in (2016) belirttiği gibi esnek platformlar bu eğilini takip etmekte ve aşırı taşeronlaştırma yoluyla işlemektedir: işçiler taşeronlaştırılır, sabit sermaye taşeronlaştırılır, bakım ve eğitim maliyetleri taşeronlaştırılır. Platformdaki işçiler, platformun çalışanları değil bağımsız yüklenicileridir. Platformda hizmet sunanların bunu (sürücülük yapmak, evini kiraya vermek, tesisat tamiri yapmak vb) ek gelir için yaptıkları varsayılır; ama çoğu zaman tek gelirdir. İnsanın komşusuna yardım etmesi kişiler arası ve ticari olmayan bir ilişkidir. Belediyelerin veya kamu kurumlarının yasalara dayanarak bu ilişkiye müdahale etmesi söz konusu değildir. Esnek, milyar dolarlık platformlarda kurulan ilişki ise bundan çok daha farklıdır.

Çalışanların hakları umurumuzda olmayabilir ama Slee’nin (2015) vurguladığı gibi yalnızca iyi hizmet almak isteyen tüketiciler değiliz. Aynı zamanda vatandaşız; hükümetlerin ve şirketlerin hâlâ (!) bazı sorumlulukları var; en azından olmak zorunda. Slee (2015) bu tip iş modellerini kuralsızlaştırma (deregulation) hareketi olarak değerlendirmektedir. Paylaşım ekonomileri olarak pazarlanan iş modelleri kurumsal kapitalizme bir alternatif değil, kuralsızlaştırılmış serbest piyasanın hayatımıza daha çok sızmasıdır. Herhangi bir sorunda bunun sorumluluğu kimde olacaktır? Değerlendirme puanları sihirli değnek değildir; sorun yaşandıktan sonra verilir. Bazı yerlerde, taksi hizmetini veren kuruluşların belirli sayıda çocuk dostu araçlar barındırması ve araçların engelli vatandaşlara uygun olması zorunluluğu vardır. Ayrıca ticari araçların gerekli bakım ve kontrollerinin yapılması, buna uymayanların ticari faaliyetlerine devam edememesi gerekir. Taksi sürücülüğü riskli bir meslektir ama taksi sürücülerinin saldırılarına maruz kalan yolcular da vardır. Benzer vakalar Uber taksi hizmetlerinde de yaşanmaktadır. Klasik taksi hizmetinde yaşanılan sorunların bir muhatabı ve hizmeti verenlerin sorumluluğu vardır. Uber, bu gibi sorunlarda kendisinin taksi firması değil, sadece platform sahibi olduğunu söyleyerek sıyrılmaktadır. Haklılar; Uber’de yolculularla eşleştirilen sürücüler Uber’in ücretli çalışanı değildir. Ülkemizde taksicilik hizmetlerinin hiç denetlenmediği veya yetersiz olduğu savunulabilir. Ama sorunun çözümü Uber’in kuralsızlığı, diğer bir deyişle serbest piyasanın şefkatli kolları değil, vatandaş olarak yetkilileri görevlerini yapmaya zorlamaktır. Bu görevler, sadece taksi hizmetlerinin denetlenmesiyle değil genel olarak ulaşım politikalarıyla ilgilidir. Ayrıca Facebook/Cambridge Analytica’yı konuşurken Uber’in yolcuların mahremiyeti hakkındaki sicilinin pek parlak olmadığını atlamamak gerekiyor (https://stallman.org/uber.html#privacy).

Ne Yapmalı?

Ekonomi ve toplumsal ilişkiler dijitalleştikçe toplanan veri miktarı sürekli artmaktadır. Mahremiyet ve toplanan verilerin kullanıcılar aleyhine kullanılabilir olması önemli bir tehlikedir. Ama daha önemlisi veri, ekonomik bir güç sağlamakta ve eşitsizliği derinleşmektedir. Bria (2018) teknoloji firmalarını dijital altyapıyı (veriyi ve yapay zekayı) kontrol eden feodal lortlara benzetmektedir. Dijital altyapıdaki hakimiyetleri ekonomik ve politik etkinliklerde belirleyici olmaya başlamıştır. Facebook/Cambridge Analytica skandalı sonrasında ufak bir ihtimalle Facebook iş modelini değiştirip abonelik modeline geçebilir. Ama Morozov’un (2018) yazdığı senaryo daha olasıdır: “…Bizi birkaç çürük elmadan ve onların etik sapmalarından kurtarmaya, temelde bir sorun olmadığı, asli hiçbir konunun tehlikede olmadığı konusunda ikna etmeye çalışacaklar.”

Teknik çözümler gözetimi zorlaştırabilir ama tamamen engelleyemez. Sosyal ağları kullanmayarak veya çeşitli yazılımsal çözümler uygulayarak gözetimin üstesinden gelsek bile komşumuz sosyal medya gözetiminin kurbanıysa ve aynı seçimde oy kullanacaksak endişelenmemiz gerekir. Bu nedenle, genel bir politik çözüme gerek vardır (Yanlış anlaşılmasın, en başta Diaspora* Sosyal Ağı ile Facebook’un birlikte kullanılması ve daha sonra Facebook’un tamamen terk edilmesi olmak üzere tüm teknik çözümleri destekliyorum; sadece yetersiz görüyorum.).

Günümüzdeki gözetimin Sovyetler Birliği’ni aştığını yazan Stallman’a (2018) göre verinin kullanımı yerine toplanmasının düzenlenmesi daha doğru bir yaklaşım olacaktır. Eğer bir sistemin temel işlevini yerine getirmesi için belirli bir veriye gerek yoksa bunu toplamayacak şekilde tasarlanması gerekir.

Morozov (2018) ise veriden vazgeçmek istememekte ve veri tartışmasını, solun bütün fikirlerini yeniden düşüneceği özgün bir fırsat olarak görmektedir:

kestirimsel çözümleme [predictive analysis – ç.n.] çağında refah koşulları nasıl örgütlenmeli; sensörlerle ve sıklıkla üstün teknolojilerle donatılmış yurttaşların çağında bürokrasi ve kamu sektörü nasıl örgütlenmeli; aynı anda her yerde mevcut otomasyon çağında yeni tür sendikalar nasıl örgütlenmeli; ademi merkeziyetçi ve yatay iletişim çağında merkezi bir politik parti nasıl örgütlenmeli?

Ayrıca Morozov (2018) “daha fazla veri koruma, daha fazla vergi ve daha fazla anti-tröst gibi teknokratik söylemlerin” yetersiz kalacağını ve önümüzde üç politik seçenek olduğunu belirtmektedir. Birincisi, büyük teknoloji şirketlerinin mevcut modelle devam etmeleri ve zaman içinde devletin görevlerini üstlenmeye başlamalarıdır. Böylece Facebook/Cambridge Analytica skandalında olduğu gibi etkilenebilecek seçimlerimiz olmayacak, kararlar meclis yerine şirketlerin yönetin kurulu toplantılarında alınacaktır. Donald Trump’ın eski baş stratejisti Steve Bannon’un önerdiği ikinci seçenek teknoloji devlerine karşı kripto parayla evcilleştirilen finans sektörünün güçlendirilmesidir. Üçüncü seçenekse, “veriye ilişkin toplumsal hakları oluşturan, tanıyan ve geliştiren devlet kuruluşlarının (ulusal düzeyden kentsel düzeye) görevlendirildiği gerçek bir ademi merkeziyetçi özgürlükçü politika”dır:

Bu kuruluşlar çeşitli veri kümelerini farklılaşmış erişim koşullarına sahip havuzlar şeklinde düzenleyecektir. Ayrıca düşük ticari kapasiteye sahip olup da büyük bir toplumsal etki vaat eden iyi fikirlerin girişim sermayesi almasını ve bu fikirlerin ilgili veri havuzlarının üzerinde gerçekleştirilmesini güvence altına alacaktır.

Önümüzde zorlu bir görev vardır. Ayrıca birkaç yıl içinde şehirler önemli bir mücadele alanı olacak gibi görünmektedir. Yakında platform kapitalizminin şehirlere uyarlanmış biçimlerini görmeye başlayabiliriz. Google’ın Toronto’daki deneyi başarılı olursa benzer girişimler artacaktır (https://sidewalktoronto.ca/). Google, yine her zamanki gibi sadece yardımcı olmak istemektedir. Crawford (2018), yerel hükümetleri buna kanmamaları konusunda uyarmaktadır. Google’ın yan kuruluşu Sidewalk, su kullanımından hava kalitesine kadar çeşitli verileri toplayacak, bina içindeki ve dışındaki, sokaklardaki algılayıcılar sürekli çalışacaktır. Verinin mülkiyeti kritik bir konudur.

Her şeye rağmen umut verici ve yol gösterici girişimler de var. Decode Projesi (https://decodeproject.eu/) çerçevesinde Barselona ve Amsterdam’da denenen akıllı şehirlerin dayanışma, sosyal yardımlaşma ve kolektif haklar üzerinde yükselmesi planlanmaktadır. Vatandaşların kendi verilerini geri kazanabilmesi için blokzinciri gibi ademi merkeziyetçi teknolojiler üzerinde çalışılmaktadır. Amaç, bir yandan insanların mahremiyetini korurken diğer yandan insanların, algılayıcıların ve cihazların ürettiği verilerden veri müşterekleri yaratmaktır. Veri müşterekleri, insanların erişebilecekleri, katkıda bulunabilecekleri ve kullanabilecekleri, kamu yararının gözetildiği ve fikri mülkiyet sınırlaması olmayan, paylaşılan bir kaynak olacaktır. Decode Projesi’nin kurucusu Bria (2018), veriyi yol, elektrik, su ve temiz hava gibi bir kamu altyapısı olarak düşündüklerini ama vatandaşlar için bir başka panoptikon inşa etmediklerinin altını çizmektedir. İnsanlar anonimlik düzeyini ayarlayabilecekler, istemedikleri taktirde kimlikleri tespit edilemeyecektir. Veri, veriye dayalı hizmetler inşa etmek isteyen yerel şirketlerin, kooperatiflerin ve sosyal örgütlerin kullanımına açık olacaktır. Veri yoğun platformlar, Facebook/Cambridge Anayltica skandalında olduğu gibi seçime müdahale amacıyla değil, politik katılımı artırmak ve politikacıları daha hesap verebilir yapmak için kullanılacaktır.

Kolay değil ama çağımızın feodal lortları şehirlerden püskürtülebilirse onu püskürten toplumsal hareketler yeni bir dönemin kapısını aralayabilir.

Kaynaklar

Bria, F. (2018). Our data is valuable. Here’s How We Can Take That Value Back, https://www.theguardian.com/commentisfree/2018/apr/05/data-valuable-citizens-silicon-valley-barcelona, son erişim 12/04/2018

Crawford, S. (2018). Beware Of Google’s Intentions, https://www.wired.com/story/sidewalk-labs-toronto-google-risks/, son erişim 12/04/2018

Marx, K. (2011). Kapital, cilt 1, çev. Mehmet Sevik, Nail Satlıgan, İstanbul: Yordam Yayınları.

Morozov, E. (2018). Facebook Skandalından Sonra Dijital Ekonomiyi Kamusal Mülkiyete Dayandırmanın Zamanı. The Guardian, http://sendika62.org/2018/04/facebook-skandalindan-sonra-dijital-ekonomiyi-kamusal-mulkiyete-dayandirmanin-zamani-evgeny-morozov-484947/, son erişim 12/04/2018

Slee, T. (2015). What’s Yours Is Mine: Against the Sharing Economy. New York: OR Books.

Srnicek, N. (2016). Platform Capitalism, Cambridge: Polity Press

Stallman, R. (2018). A Radical Proposal To Keep Your Personal Data Safe, https://www.theguardian.com/commentisfree/2018/apr/03/facebook-abusing-data-law-privacy-big-tech-surveillance, son erişim 12/04/2018

September 11, 2018

Linux için WPS Office Güncellendi

Linux için WPS Office’in yeni sürümü Ubuntu ve diğer Linux dağıtımları için çıktı. Popüler Çin tabanlı ofis programı (eski bilinen adıyla Kingsoft Office) açık kaynak değil, fakat ücretsiz olarak indirip kullanabilirsiniz. Linux için WPS Office’in Özellikleri: Fedora, CentOS, OpenSUSE, Ubuntu, Mint, Knoppix ve daha fazlasıyla uyumlu 32-bit ve 64-bit sistemleri destekliyor Microsoft

September 08, 2018

Root parolası nasıl değiştirilir?

Root parolasını değiştirmek için öncelikle terminali açıyoruz ve root hesabına giriş yapmak için aşağıdaki komutu girip enterliyoruz:
su
Yazılan komutun altında parola istemini bildiren sekme açılacaktır:

Burada kullanıcıdan mevcut root parolası istenmektedir. Bu nedenle mevcut root parolasının girilmesi gerekir. Mevcut parola girildiği zaman normal root girişi sağlanmış olur:

Artık root konumuna gelinmiştir. parola değiştirme isteğinin bildirilmesi gerekir, bunun için:
passwd
komutunun girilmesi gerekir. Bu komut girildiğinde yeni parolanın girilmesi istenecektir:

Yeni parolayı girip enterleyince, yeni parolanın tekrar girilmesi istenecektir:

Yeni parolayı tekrar girilip enterlenince, artık işlem tamamlanmıştır. Şİfrenin başarıyla güncellendiği belirtilecektir, artık yeni parola geçerlidir.

September 07, 2018

Linux Mint 19.1’in Kod Adı Belli Oldu

Linux Mint 19.1’in kod adı “Tessa” olacak. Linux Mint 19.1 tahmini olarak Kasım/Aralık 2018 gibi çıkacak ve 2023 yılına kadar desteklenecek. Linux Mint 19 kullanıcıları yükseltme yapabilecek. Yükseltme işlemi Güncelleme Yöneticisi’yle kolay ve güvenli bir şekilde yapılabilecek.

September 06, 2018

El İle Ekran Çözünürlük Ayarlama -2-

Burada vereceğim bilgi daha önce yapmış olduğum buradaki anlatımın devamıdır. İntel ekran kartlı bazı arkadaşların sonuç alamaması gibi durumlarla karşılaşmaları üzerine bunun yapılması gereken basit bir işlem eksikliği yüzünden olduğunu gördüm. İntel ekran kartlarında burada anlatacağım işlem yapılmazsa bir önceki anlatımım yetersiz kalabiliyor. Bu yüzden oradaki işlem yapıldıktan sonra

September 04, 2018

Redhat/Centos TimeZone Değiştirme

İlk önce “date” komutunu çalıştırıp, şuan ki saat bilgilerimizi görelim. İlk önce “cp” komutu ile “localtime” dosyasının yedeğini alalım. > cp /etc/localtime /etc/localtime.bak Ardından dosyayı silelim > rm /etc/localtime Ya da yukarıda olduğu gibi iki komut yerine aşağıdaki gibi “mv” komutuyla tek seferde işi çözebilirsiniz. > mv /etc/localtime /etc/localtime.bak Şimdi “ln -s” komutu ile Türkiye’ye...

Continue Reading

September 03, 2018

Flameshot Nedir? Nasıl Kurulur?

Flameshot, ekranın istediğiniz bir kısmının görüntüsünü alabileceğiniz ve bu görüntü üzerinde vurgulamak ve öne çıkarmak istediğiniz alanları kolayca işaretleyebileceğiniz özellikleri içerisinde barındıran basit ama güçlü bir araçtır. Not: Kırmızının dışında farklı renk seçeneklerini seçmek için kullanmak istediğiniz araçlardan birine tıkladıktan sonra farenin sağ tuşuna tıklayarak renk

September 02, 2018

Xfce panele conky nasıl eklenir?

Tint2 panele Conky ekleme işe yarayınca bu defa da Xfce panele nasıl ekleriz sorusu oluştu. Zira Xfce panele doğrudan Conky eklenmez, ancak Tint2 paneldekine benzer ama farklı bir işlem ile mümkün olduğunu gördüm. Tabi bunlar deneme-yanılma ile sağlanabiliyor, çünkü standardı olmayan ama sonuçta bu da farklı ihtiyaçlardan birisidir. Zaten dediğim gibi Conky'i doğrudan panele eklemiyoruz,

September 01, 2018

Pidgin Nedir? Nasıl Kurulur?

Pidgin, çoklu platform destekli, özgür ve ücretsiz bir anında iletişim yazılımıdır. Birden fazla hesabınızla aynı anda giriş yapıp kullanabilirsiniz. Pidgin’in Desteklediği Sohbet Ağları: AIM, Bonjour, Gadu-Gadu, Google Talk, Groupwise, ICQ, IRC, SILC, SIMPLE, Sametime, XMPP, Zephyr Pidgin Kurulumu Nasıl Yapılır? Pidgin’in en güncel sürümünü kurmak için aşağıdaki komutları terminalde

Pidgin’e Protokol [Facebook, Steam, Discord, Telegram, Skype] Nasıl Eklenir?

Pidgin, çoklu platform destekli, özgür ve ücretsiz bir anında iletişim yazılımıdır. Birden fazla hesabınızla aynı anda giriş yapıp kullanabilirsiniz. Not: Pidgin’in en güncel sürümünü kurmak isterseniz şu linkten okuyabilirsiniz. Pidgin’e Facebook Protokolü Nasıl Eklenir? Facebook protokolünü kurmak için şu linkten DEB uzantılı dosyayı indirip kurabilirsiniz. Not: Yukarıdaki kurulum

August 31, 2018

LMDE 3 "Cindy" Cinnamon Sürümü Çıktı

LMDE (Linux Mint Debian Edition), Linux Mint’in bir projesi ve amacı, Ubuntu olmadan dağıtımın nasıl çalışacağı konusunda Linux Mint ekibinin bilgilenmesini sağlamak. LMDE’nin hedefi, Ubuntu’yu kullanmadan olabildiğince Linux Mint ile aynı olmak. Temel paketler Debian tarafından sağlanıyor. LMDE’nin sürüm numaraları yok. Hata ve güvenlik düzeltmeleri haricinde Debian temel paketleri aynı

August 30, 2018

GtkHash Nedir? Nasıl Kurulur?

GtkHash ile indirdiğiniz Linux dağıtımların ISO dosyalarının doğruluğunu, CD/USB’ye yazmadan önce kontrol edebilirsiniz. Bu sayede kurulum sırasında sorun yaşamamak için ISO dosyasının sorunsuz bir şekilde indirildiğinden emin olabilirsiniz. GtkHash, en çok bilinen HASH fonksiyonları olan MD5, MD6, SHA1, SHA256, SHA512, RIPEMD, TIGER ve WHIRLPOOL’u da destekliyor. Dilerseniz GtkHash’in

August 27, 2018

Aegisub Nedir? Nasıl Kurulur?

Aegisub, film ve videolar için altyazı oluşturup düzenleyebileceğiniz, açık kaynak kodlu ve çapraz platform bir yazılımdır. Aegisub ile altyazılar için karaoke efektleri oluşturabileceğiniz Otomasyon isimli güçlü bir araca da sahiptir. Aegisub Kurulumu Nasıl Yapılır? Aegisub’ı kurmak için aşağıdaki komutları terminalde çalıştırın. sudo add-apt-repository ppa:alex-p/aegisub sudo apt

August 26, 2018

xdgmenumaker nasıl kurulur?

Pencere yöneticili oturumlar için geliştirilmiş, hızlı ve  yetenekli bir menü olan xdgmenumaker yazılımının nasıl kurulacağını anlatmaya çalışacağım. xdgmenumaker bir çok pencere yöneticili oturumlara kurulabiliyor, bu anlamda büyük bir açığı da kapatmış oluyor. Kurulan oturum listesi şunlardır: * blackbox * compizboxmenu * fluxbox * fvwm * icewm * jwm * pekwm * twm * windowmaker Bunlardan

August 24, 2018

Linux’te Windows 95 Kurulumu Nasıl Yapılır?

Sizi bilmem ama benimle aynı yaşlarda ve benden büyük olan kişilerin yolu illa ki Windows 95 ile kesişmiştir. Kendi adıma konuşacak olursam o zamanlar Windows 95’i kullandığımı bilmeden/umursamadan internet kafede bilgisayar kullanmaya ve öğrenmeye çalışıyordum. O günlere gitmek ve Linux’te Windows 95 nostaljisi yaşamak için herhangi bir ayar yapmanıza gerek yok. Electron ile hazırlandığı

August 23, 2018

Çok yönlü dağıtım: Alt Linux

Alt Linux uzun zamandır takip ettiğim, kendine göre çok yönlü ve beğendiğim bir dağıtım. 2001 yılında iki büyük Rus şirketi tarafından Mandrake Linux tabanıyla çıkarılmış, daha sonra Debian felsefesini baz alarak kendi tabanını ve kendi deposunu oluşturmuş. Tabi bunu sadece şirket olarak yapmamış, şirket desteğiyle birlikte gönüllü topluluğu ile yürütmüş. RPM paketlerini kullandığı için

Feeds