April 19, 2018

Linux’te Android Studio Nasıl Kurulur? [4 Yöntem]

Android'in resmi IDE’si olan Android Studio ile Android cihazlar için yüksek kalitede Android uygulamaları geliştirebilirsiniz. Android Studio, Android geliştiriciler için gerekli olan araçları içinde barındırır. Android Studio Kurulumu Nasıl Yapılır? Aşağıdaki kurulum yöntemlerinden birini denemeden önce JAVA’yı bilgisayarınıza kurmanız gerekiyor. OpenJDK veya Oracle JAVA’dan birini kurmak

Debian 9 stretch Ralink wifi adaptör ile ağları görüyor ama internete bağlanmıyor

Eğer burada belirtildiği gibi ralink wifi adaptörü kullanılıyorsa ve eğer wifi ağına bağlanılıyor ancak internete bağlanılamıyorsa aşağıda anlatıldığı gibi bir yapılandırma dosyası oluşturup wifi.scan-rand-mac-address‘i etkisiz kılınarak sorun çözülebilir.

Öncelikle inxi -n ile ağ kartları bilgileri açılır.

Ralink-01

Daha sonra sorun olan wifi kartındaki (resimde kırmızı alanda belirtildiği gibi) IF değeri kopyalanır.

Root olarak kate /etc/NetworkManager/conf.d/no_mac_random.conf komutu ile no_mac_random.conf dosyası yaratılır

Ralink-4

ve oluşturulan no_mac_random.conf dosyasının içerisine aşağıdaki satırlar eklenip dosya kaydedilir.

[device-wlx0026757fa059]
match-device=wlx0026757fa059
wifi.scan-rand-mac-address=0

Kırmızı ile belirtilen device değerine yukarıdaki komutta bulunan IF değeri yazılmalıdır.

Ralink-5

En son root olarak service network-manager restart komutu ile ağ yöneticisi yeniden başlatılarak işlem tamamlanır. Sistem yeniden başlatılsa da olur.

Kaynak:

https://forum.linuxmint.net.tr/ Debian 9 Ralink Wifi Sorunu

https://github.com/qca/open-ath9k-htc-firmware/issues/132

 

April 18, 2018

Linux’te Microsoft Quantum Development Kit Nasıl Kurulur?

Quantum Development Kit sayesinde yeni quantum odaklı programlama dili Q# (Q Sharp) ile quantum uygulamaları geliştirebilirsiniz. İlk önce sadece Windows’taki Visual Studio için hazırlanan Quantum Development Kit, VS Code ve quantum simülasyon desteğiyle birlikte macOS ve Linux’e de port edildi.  Microsoft Quantum Development Kit'in Özellikleri: Yeni quantum odaklı programlama dili, Q#

April 16, 2018

Ağ Tarafsızlığı ve Tekelleşme

2016’nın sonunda FCC (Federal Communications Commission – ABD Federal İletişim Komisyonu) üyesi Ajit Pai, ağ tarafsızlığının (net neutrality) ortadan kalkmasına sayılı günler kaldığını duyurmuştu. Donald Trump’ın 2012’den beri FCC üyesi olan Pai’yi 2017’nin Ocak ayında FCC Başkanı olarak atamasıyla beraber ağ tarafsızlığı tartışması yeniden alevlendi. Aralık ayında da üç Cumhuriyetçi ve iki Demokrat üyeden oluşan FCC, Cumhuriyetçi üyelerin desteğiyle Obama döneminin ağ tarafsızlığı ilkelerinin yürürlükten kaldırılması için harekete geçti.

Hatırlanacağı üzere 2015’te FCC önce interneti daha az düzenlenen enformasyon hizmetleri sınıfından çıkararak daha katı düzenlenen telekomünikasyon hizmetleri sınıfı altına almış daha sonra da hem sabit hem de mobil geniş bant hizmetleri için geçerli olacak Açık İnternet İlkeleri’ni ilan etmişti. Açık İnternet İlkeri’ne göre geniş bant sağlayıcıların,

  • yasal içeriklere, uygulamalara, hizmetlere ve zararsız cihazlara erişimi engellemesi,
  • yasal internet trafiğine içerik, uygulama, hizmet ve cihaz temelinde müdahale etmesi,
  • ödemeyle bazı trafiği önceliklendiremesi

yasaklanıyordu.

Pai başkanlığındaki FCC’nin bu kararının tüketicileri olumsuz etkileyeceği savunuluyor. Her şeyden önce Verizon, Comcast ve AT&T gibi geniş bant sağlayıcılar evlere ve işyerlerine ulaşan içerik üzerinde daha fazla kontrole sahip olacaklar. İSS’ler (İnternet Servis Sağlayıcılar) televizyon paketleri gibi internet paketleri satmaya başlayabilirler. Örneğin şimdi televizyonlar için maç, sinema, çizgi film vb paketler satılıyor. Bunu Facebook ve Twitter’a özel sosyal medya paketleri takip edebilir (Bazı ülkelerde ve kısmen de Türkiye’de uygulandığı gibi). İnterneti sosyal medya, mesajlaşma ve video izlemek için kullanacaklara yönelik farklı paketler pazarlanabilir. Bu tip iş modelleri yaygınlaşırsa genel internetin yerini parçalı internet alacak ve bugünkünden çok daha farklı bir internetimiz olacak. Bir diğer endişe ise ödemeye dayalı önceliklendirmenin doğuracağı sonuçlar. İnternetteki hızlı şeritlerin büyük şirketlere ayrılacak olmasından sadece tüketiciler değil sektöre yeni adım atan yenilikçi firmalar da olumsuz etkilenecek. Tabi aynı olumsuzluk küçük e-ticaret siteleri için de geçerli olacak ve büyük şirketlerle rekabet etmeleri zorlaşacak. Tüketiciler doğal olarak daha hızlı işlem yapabildikleri web sitelerine yönelecekler (https://www.technologyreview.com/s/609840/net-neutralitys-dead-the-battle-to-resurrect-it-is-just-beginning/, https://www.nytimes.com/2017/12/14/technology/net-neutrality-rules.html).

Pai ve diğer Cumhuriyetçiler ise ağ tarafsızlığına değil geniş bant hizmetlerinin enformasyon hizmeti olmaktan çıkarılarak bir telekomünikasyon hizmeti olarak sınıflandırılmasına karşı olduklarını öne sürüyorlar. Pai, ağ tarafsızlığı hakkındaki korkuların yersiz olduğunu, 2015 öncesinde Obama yönetiminin getirdiği kısıtlamalar yokken de İSS’lerin tüketiciyi kısıtlayıcı adımlar atmadığını savunuyor. Pai’ye göre sıkı düzenlemeler İSS’lerin ağ altyapılarını genişleterek daha kaliteli hizmet vermelerini engelliyor. İSS’ler de artan bağlantı ihtiyacı nedeniyle büyük yatırımlar yaptıklarını ve bunun karşılığını almak istediklerini belirtiyorlar. Buna karşın içerik firmalarının ağı tüketmesinden şikayet ediyorlar. Ayrıca ağ tarafsızlığı masum gibi görünse de hükümetin şirketler üzerindeki kontrolünü artıran bir araç gibi değerlendiriliyor. George Washington Üniversitesi’nden Hal Singer ise önceliklendirmenin iyi olabileceğini düşünüyor. Singer’a göre korkulanın aksine teletıp hizmeti sunan bir firma için internette hızlı şeritlerin ayrılabilecek olması, aynı hizmeti sunan diğer firmalara adil davranıldığı sürece, tüketiciler için yararlı olacaktır (https://www.technologyreview.com/s/603432/what-happens-if-net-neutrality-goes-away/).

Pai, İSS’lerin denetimini daha çok tüketicilerin korunmasına ve tekel karşıtı yasalara yoğunlaşan FTC’ye (Federal Trade Commission – Federal Ticaret Komisyonu) devretmeyi planlamaktadır. Fakat FTC, ağ tarafsızlığı gibi genel kurallar koyamamakta her bir sorunla ayrı ayrı ilgilenmektedir. Sektöre yeni giren yenilikçi firmaların tekellerle baş edebilmesi çok zordur. Ayrıca Pai, her ne kadar ağ tarafsızlığı konusunda tüketicilerin içini rahatlatmaya çalışsa da AT&T’nin kendisine ait DirectTV’yi kota sınırlaması olmaksızın sunarak haksız rekabete neden olması karşısında sessiz kalarak teşvik edici olmuştur. Ayrıca AT&T’nin DirectTV girişiminden de anlaşılabileceği gibi önümüzdeki yıllarda telekomünikasyon ve enformasyon tekelleri arasında büyük rekabet olacak. AT&T’nin Time Warner’ı, Verizon’un Yahoo ve AOL’u almaya çalışarak içeriğe yatırım yapması tarafların büyük savaşa hazırlandığını gösteriyor. Küçük firmaların bu süreçte ayakta kalmaları zor görünüyor.

Burada en ilginç noktalardan biri de önceki yıllarda ağ tarafsızlığını en ön saflarda savunan Google ve Facebook gibi devlerin seslerini fazla yükseltmemeleri. Önceki tartışmalarda daha aktif olan Google, eski yasanın iyi olduğunu, şimdikinin ise tehlikeler içerdiğini söylemekle yetindi. Ancak daha öncesinde de Verizon’la işbirliği ve ağ tarafsızlığını kablosuz ağların dışında değerlendiren bir öneriyle gelmesi artık ağ tarafsızlığı savunucuları için eskisi gibi sağlam bir müttefik olmadığını gösteriyordu. Apple da tartışmaya dahil oldu ve ağ tarafsızlığını desteklediğini duyurdu. Son zamanlarda daha çok Rusya kaynaklı propaganda suçlamaları ile boğuşan Facebook da FCC’nin bu kararından duyduğu üzüntüyü ifade etti. Microsoft ve Amazon ağ tarafsızlığına karşı atılan adımlardan rahatsızlıklarını ifade ettiler. Netflix ise daha açık sözlüydü. Artık kendini İSS’ler ile daha iyi pazarlık yapabilecek güçte gördüğünü, ağ tarafsızlığına önem verseler de bunun artık birinci öncelikleri olmadığını duyurdu.

Şirketlerin bu utangaç itirazlarının arkasında farklı nedenler olabilir. Trump yönetiminin düşmanca politikalarından çekiniyor olabilirler. Bunun yanında, yatırımcılarını fazla korkutmamak için daha geri planda kalmayı tercih etmiş de olabilirler. Farhad Manjo’ya göre ise internet zaten yavaş yavaş ölmekte. Ağ tarafsızlığının yürürlükten kaldırılması bu ölümü ancak hızlandırıyor . Büyük Beşli, interneti ele geçirmiş durumda ve ağın üst katmanlarındaki tarafsızlığı bizzat kendileri ihlal ediyor (https://www.nytimes.com/2017/11/29/technology/internet-dying-repeal-net-neutrality.html, http://money.cnn.com/2017/12/14/technology/business/amazon-google/index.html). Dolayısıyla İSS’lere yöneltebilecekleri eleştiriler kendileri için de geçerli ve tekel karşıtı yasalar kendilerine de uygulanabilir. Zaten bir süredir Büyük Beşli’nin artan gücünden, etkinliklerini düzenlemenin gerekliliğinden ve şirketlerin parçalanmasından söz ediliyor.

Acaba telgraf, telefon, film, radyo ve televizyon gibi internetteki özgürlüğün de sonuna mı geldik? Söz konusu enformasyon teknolojilerinin tarihi incelendiğinde benzer örüntüler içerdikleri görülüyor. Garajlarda veya çatı katlarında çalışan, yalnız mucitler; bir hobi olarak başlayan ama sonra yeni endüstrinin temellerini atan bir çalışma; eğreti bir üretim mekanizmasından mucizevi bir üretim sistemine doğru gelişme; teknolojiyi icat edenlerin ilk başta icat ettikleri şeyin nasıl kullanılabileceğini ön görememesi; teknolojinin gelişiminde ilk baştaki açıklığın ve çok sesliliğin yerini sınırları belirli bir teknolojiye bırakması ve tekelleşme. Sonra bir başka teknolojik yenilikle yeniden açılma ve yeni bir yenilikler çağının başlangıcı! Wu (2010), enformasyon endüstrisinde açıklık ve kapalılık dönemleri arasındaki bu salınımı çevrim olarak adlandırıyor. Açıklık döneminde yeni buluşlarla yeni tekelin temelleri atılıyor ve yeni temeller üzerinde yükselen tekel bir süre sonra her şeyi kontrol etme ihtiyacıyla yeni oluşan enformasyon endüstrisini kendi kontrolü dışındaki yeniliklere kapatıyor. İnternet için de açıklık döneminin bittiği ve artık kapalılık dönemine girildiği söylenebilir mi? Ağ tarafsızlığı tartışmalarını ve Büyük Beşli’nin son yıllardaki hamlelerini bildiğimiz internetin sonuna gelindiğini gösteren kıyamet alametleri olarak değerlendirebiliriz. Fakat çevrimdeki açıklık ve kapalılık dönemlerini kaçınılmaz olarak görmemek gerekiyor. Yazının devamında Wu’dan (2010) aktaracağım örneklerden de görülebileceği gibi tekeller (kimi zaman paranoyakça hareket ederek) yaratıcı yıkımın önüne geçerek kapalılık dönemlerini uzatabilmiş ya da yeniliklerin kendi iş modellerine zarar vermeden kontrollü bir şekilde gelişmesini sağlayabilmiştir. Yine aynı şekilde, tam tersinin, kapanmanın, önüne geçilebilir mi?

Ağ tarafsızlığı önemli bir mevzidir ve ABD’deki gelişmeler, tüm dünyayı doğrudan etkileyecektir. Birincisi ağ tarafsızlığı, ifade özgürlüğü için olmazsa olmazdır. Günümüzde toplumsal muhalefet radyo ve televizyon yayınlarında zayıf kalmakta kendini çoğunlukla internette ifade edebilmektedir. Gelecekte bu olanağı kaybedebilirler. İkincisi ağ tarafsızlığı, internetin tekellerin çıkarlarından daha bağımsız gelişimi için gereklidir. Aksi taktirde enformasyon tekellerinin çıkarları toplumsal ihtiyaçların önüne geçecektir.

Ağ tarafsızlığının olmadığı bir örnekle başlayalım: Telgraf ve Western Union.

Western Union, Associated Press ve ABD Seçimleri

Google ve Facebook’un ABD seçimlerine etkileri hala tartışılıyor. Fakat enformasyon akışının kontrolünün bir yerde yoğunlaşması internet öncesinde de çok tehlikeliydi. ABD’deki 19. Başkanlık seçiminde Rutherford B. Hayes’i başkanlığa taşıyan da telgraf tekeli Western Union oldu. Hayes, zamanın gazetecilerinin değerlendirilmelerinden de anlaşılacağı üzere ABD Başkanlığı için yetersiz bir isimdi. Fakat Western Union ve onun iş ortağı Associated Press, Hayes’i ABD’nin 19. Başkanı yapmayı başardı.

1876 yılında tekel olan yalnızca Western Union değildir. ABD’li haber ajansı da rakipsizdir ve daha sonra rakibi olacak United Press henüz kurulmamıştır. Ne ortak taşıyıcılık (common carriage) ne de ağ tarafsızlığı telgraf için gündemde değildir. Ortak taşıyıcılığın kökenleri Roma Hukuku’na ve Orta Çağ İngiltere’sine kadar uzanmaktadır. Ortak taşıyıcılık, önemli bir kamu hizmetini sunan sadece tek bir özne olduğu durumlarda ortaya çıkar. Kurallar gereği bir köyde bulunan ve ortak taşıyıcı kapsamında değerlendirilen han, rıhtım ve hatta cerrah makul bir ücret karşılığında köyde yaşayan herkese hizmet sunmalıdır (Guniganti ve Grabowski, 2013). Ortak taşıyıcılık çerçevesinde, bir kasabaya başka bir şehirden un getiren bir gemi ne “ben sadece A fırını için un getiririm, B fırını için getirmem.” diyebilir ne de “unun kilogramı A için 10 TL, B için 20 TL” diyebilir.

Western Union’ın ise böyle bir sorumluluğu yoktur. Western Union tellerinde Associated Press mesajları ayrıcalıklı olarak iletilmektedir ve Associated Press de Cumhuriyetçiler ile yakın ilişki içindedir. Bu nedenle kamuoyuna sürekli Hayes’in ne kadar iyi bir yönetici olduğu hakkında haberler pompalanmaktadır. Buna rağmen, Demokratlar seçimde açık bir üstünlük elde ederler. Ancak Demokratlar seçim sonucundan emin değillerdir. New York Times (o zamanlar Cumhuriyetçi’dir) muhabiri John Reid, Cumhuriyetçiler’i Demokratlar’ın kuşkusu hakkında bilgilendirir. Western Union ve işbirliği yaptığı Associated Press, kamuoyunu taraflı bilgilendirmekle kalmamış Demokratlar’ın kendi aralarındaki mesajlaşmaları da Cumhuriyetçiler’e sızdırmıştır. Böylece gönderilen mesajların gizli kalacağına dair kamuoyuna verdiği söze de sadık kalmamıştır (Wu, 2010).

Parti merkezi, Reed’den aldığı bilgiye dayanarak Güney’deki Cumhuriyetçi valileri bir telgraf mesajıyla uyarır ve onlardan seçim komisyonlarını yönlendirmelerini ister. Bir süre sonra da Demokratlar’ın kararsızlığından yararlanan Cumhuriyetçiler zaferlerini ilan ederler. Taraflar arasında birkaç ay süren sert çatışmalar yaşanır. En sonunda Demokratlar yenilgiyi kabul etmek zorunda kalır.

Burada sorun sadece iletim şirketinin tekel olması değildir. İletim şirketinin içerik üreticisiyle işbirliğine gitmesi ve onu ağında tek ya da öncelikli yapması daha büyük bir sorun oluşturmaktadır. Bu olaydan sonra da farklı enformasyon endüstrilerinde aynı sorun karşımıza çıkacaktır. Film endüstrisinde yapımcı şirketler, dağıtıcı; dağıtıcılar da yapımcı olmaya çalışacak ve en sonunda izleyicinin ne izleyebileceğine karar veren bir avuç şirket kalacaktır. Geçmişte başarısızlığa uğrayan AOL-Time Warner ortaklığı, günümüzde ABD’deki telekomünikasyon tekellerinin içerik şirketlerini satın almak istemesi, Facebook ve Google’ın internet altyapısı sağlama girişimleri aynı tehlikeyi içermektedir: Sahibinin hizmetinde olan tek sesli enformasyon endüstrisi.

Ağ tarafsızlığının ortadan kalkmasının doğuracağı ikinci tehlike, yeniliklerin (inovasyon) tekellerin çıkarlarına bağımlı hale gelmesi ise öylesine bir iddia değil, enformasyon endüstrisinde birçok kez karşımıza çıkan bir olgudur. Başta en büyük tekel AT&T olmak üzere tekeller birçok yeniliğin ortaya çıkmasında ve yaygınlaşmasında belirleyici olmuştur. Fakat kendi çıkarlarına aykırı yenilikler ya engellenmiş ya da geciktirilmiştir. AT&T’nin tekel politikaları, televizyonun öncüsü, hatta babası olarak bilinen David Sarnoff’un aslında FM radyonun ve televizyonun gelişimini geciktiren kişi olması enformasyon tekellerinin politikaları hakkında önemli dersler içermektedir.

AT&T Tekelinin Oluşumu

Wu’nun (2010) vurguladığı gibi en devrimci yenilikler enformasyon endüstrisine egemen tekelin (ya da tekellerin) dışından, kendi laboratuvarlarında, idealist bir ruhla çalışan amatörlerden geldi: Telefon, radyo, televizyon, PC (kişisel bilgisayar), kablolu yayın. Microsoft, Apple ve Google böyle kurulan şirketlerdi. Tekellerin bir amatörden çok daha geniş araştırma geliştirme olanakları vardır. Ama bu olanaklarını, para kazanmalarını sağlayan teknolojileri iyileştirmek için kullanırlar. Dolayısıyla Christensen’in (2003) belirttiği gibi yenilikleri iki sınıfa ayırabiliriz: besleyici yenilikler ve yıkıcı yenilikler. Besleyici yenilikler, bir ürünü daha iyi yapan ama onu tehdit etmeyen yeniliklerdir. Yıkıcı yenilikler ise ürünü tamamen ortadan kaldırarak yenisiyle değiştirir. Wu (2010), elektrikli daktilo ve kelime işlemci yazılımı (Microsoft Ofice, LibreOffice gibi) örneklerini verir. İlki daktiloları besleyen bir yenilikken ikincisi onu ortadan kaldırmıştır.

Ayrıca yıkıcı ürünlerin temelini atacak kişinin Alexander Graham Bell gibi dışarıdan ama egemen teknolojideki sorunları fark edebilecek kadar yakından biri olması gerekir. Bell’in ilk baştaki amacı zamanın birçok mucidi gibi telgrafı daha iyileştirmektir. 1870’lerde mucitler ve yatırımcılar, telefon diye bir şeyin olabileceğini fark etmelerine rağmen bunun kullanışlı olmadığını düşünmektedirler. Yatırımcıların asıl gündemleri tek bir hat üzerinden aynı anda çoklu telgraf mesajı göndermek veya telgrafların evde basımını sağlamak gibi telgraf teknolojisini ilerleten uğraşlardır. Bell’in de telgrafı iyileştirmek üzerine başladığı çalışma bir süre sonra farklı bir yöne evrilir. Bell’in arkasındaki en önemli yatırımcı, Gardiner Hubbard da telefonu ilk başta bilimsel bir oyuncak olarak görmesine ve Bell’den telefonla uğraşmayı bırakarak telgrafı iyileştirme çalışmalarına yoğunlaşmasını istemesine karşın daha sonra telefondaki potansiyelin farkına varır (age).

Bell Telephone Company 1877’de, Hubbard’ın yönetiminde kurulur. İşadamlarının evleri ve işyerleri arasında basit telefon bağlantıları kurmaktadırlar. Telgraf tekeli Western Union ilk başta telefonu ciddiye almaz. 1877’de Hubbard, şirketin sahip olduğu patentleri 100000 dolara satmak istediğinde Western Union’ın başkanı William Orton bu teklifi reddeder. Bell şirketi hızla büyümektedir. Her abonenin istediği kişiye bağlanmasını sağlayan anahtar panelleri inşa ederler. Hubbard’ın temellerini attığı iş modeliyle, hem telefon hizmeti sağlayıcılarına araç sağlamaya hem de lisans kiralamaya başlarlar. Western Union bir yıl sonra büyük bir hata yaptığını anlar. Thomas Edison ve Elisha Gray’i işe alarak onların tasarladığı telefonlarla Bell’e rakip olmaya çalışır. Kıyasıya bir yarış başlar, her iki taraf da yeni santraller kurarak etki alanını genişletmeye çalışmaktadır. Bu tip rekabetlerde patent davaları çok yaygındır. Bell de Western Union’a patent ihlali davası açar (Fischer, 2011). İki taraf arasındaki mücadelenin kızıştığı bir anda beklenmedik bir gelişme olur ve Western Union, “Soyguncu Baronların Kralı” lakaplı Jay Gould’un şirketi ele geçirme planları yaptığını fark eder. Bunun üzerine daha zayıf bir rakip olarak gördüğü Bell ile vakit kaybetmek istemez ve anlaşma yolunu tercih eder. 1879’un sonunda yapılan anlaşmaya göre, Western Union tüm patent haklarını Bell’e bırakacaktır. Bell de telgraf hizmetleriyle ilişkisini kesecek, Associated Press’le rekabete girişmeyecek ve Edison telefonlarından elde edeceği yıllık hasılatın %20’sini Western Union’a bırakacaktır (Wu, 2010).

AT&T (American Telephone & Telegraph) 1884’te, uzun mesafe hizmetlerle ilgilenmek üzere Bell’in alt kolu olarak kurulur. Bell telefon hizmetlerinde tekeldir ama telefonun kime ve nasıl hizmet edeceği belirsizdir. İlk telefon aboneleri acil durumlarda erişilmek istenen doktorlar olmuştur. Onları yine aynı nedenle eczacılar takip etmektedir. Ama Bell’in asıl hedeflediği kesim olan işadamları yazılı kayda daha çok önem verdiklerinden telefona mesafeli yaklaşmaktadır. Şirketin en büyük hatası sıradan insanlara çok az ilgi göstermesidir (Fischer, 2011). Bu boşluğu da Bağımsızlar doldurmaya çalışmıştır.

Bell ilk tekel döneminde özellikle Doğu’da, büyük şehirlerde yaşayan zenginlere hizmet götürmektedir ve hizmetin uzun mesafe kapasitesi zayıftır. Herkese telefon hizmeti sunmanın henüz çok uzağındadır. 1903 yılında şirket yeniden yapılanmaya gider. Artık yeni yapıda yerel hizmet veren düzinelerce Bell şirketi (Atlantik Bell, Kuzeydoğu Bell gibi) ve holding olarak da AT&T vardır. 1900’lerin başında, Bell’in telefon hizmetinin erişmediği yerlerde insanlar kendi telefon hatlarını kurmaya başlarlar. Bağımsızlar olarak adlandırılan, yerel telefon hizmeti veren firmalar ortaya çıkar. Çiftçiler telefonu kimi zaman sosyalleşme kimi zaman da (daha radyo yayınları ortada yokken) konser verme amacıyla kullanmaktadır. Telefon, halkın yaratıcılığı sayesinde onu geliştirenlerin hiç düşlemediği biçimde farklı kullanım alanları yaratmaktadır. Örneğin telefon belirli bir sayıda çaldıktan sonra açıldığında abonelere yol ve hava durumu bildirme hizmeti verilmektedir. Wu (2010), bir endüstrinin açık mı yoksa kapalı mı olduğunun en önemli göstergelerinden birinin sektöre giriş maliyeti olduğunu belirtmektedir. Giriş maliyeti düşükse açıklıktan söz etmek mümkündür. Bell’in büyük şehirlerdeki tekeline rağmen telefon henüz açık bir teknolojidir. Büyük şehirlerin dışında, az bir maliyetle, telefon hatları kurulmakta, yerel hizmet verilmektedir. Bu durum teknoloji tarihinde sürekli karşımıza çıkmaktadır: Teknoloji dışarıdan katkıya ne kadar açık olursa gelişimi de o kadar çok yönlü olmaktadır.

Bağımsızlar’ın hatlarını artırması ve yayılması AT&T’yi tedirgin eder. AT&T, Bağımsızlar’a karşı terör eylemlerine yönelir. Ardından karşılıklı sabotajlar gerçekleştirilir. AT&T’nin gücü tükenmekte ve Bağımsızlar’ın sunduğu ucuz ve kaliteli telefon hizmeti rağbet görmektedir. 1887’de şirketin başkanıyken Bell’den ayrılan Thedore N. Vail, 1907’de tekrar şirketin başına geçtiği zaman Bağımsızlar’la neredeyse aynı fikirdedir ve onlar gibi telefon hizmetini her vatandaşa ulaşması gereken bir kamu hizmeti olarak görmektedir. Vail sadece Bağımsızlar’ın varlığına tahammül edememektedir (age)!

AT&T, 1909’da Western Union’ı satın alarak uzun mesafe iletişimde tekel haline gelir. Vail, daha önce Bağımsızlar’a karşı uygulanan uzlaşmaz politikayı terk ederek onları havuç ve sopa politikasıyla, kendi ağlarına katılıp zenginliğe ortak olmakla tamamen yok olmak arasında bir seçime zorlar. Uzun mesafe ağlarından yoksun olan Bağımsızlar’ın çoğu teslim olur. Vail’in AT&T’si “Tek Sistem, Tek Politika, Evrensel Hizmet” ilkesiyle hareket etmektedir ve Bağımsızlar’ı birbir yutarken 1910’ların tekel karşıtı fırtınasıyla karşı karşıya kalır. AT&T gibi rakiplerini birer birer yutan John D. Rockefeller’in Standard Oil şirketi 35 parçaya bölünmüştür. Vail ustaca bir manevra yapar. Hükümete iyi niyetini göstermek için kendini kısıtlamayı ve faaliyetlerinin düzenlenmesini kabul ettiğini bildirir. Western Union’ı satmayı kabul eder. Bağımsızlar’ın kendisine ait uzun mesafe hatlarını kullanabileceğini ve artık Bağımsız şirketleri satın almaya çalışmayacağını söyler. Telgraf ölmekte olan bir teknoloji olduğundan Western Union’ın satışı akıllıca bir hamle olmuştur. Bağımsızlar’a verilen, uzun mesafe hatları kullanma tavizinden yararlanıldığı hakkında pek fazla bir örnek yoktur. Ama bu iyi niyet gösterisi ve tavizlerle parçalanma tehlikesinden kurtulduğu gibi doğal tekel iddiasıyla daha güçlü bir konuma gelmiştir (age).

AT&T hükümete kendini doğal tekel olarak kabul ettirir. Ölçek ekonomisinde, işlemlerin ölçeği genişlerken maliyetler azaltılabilir. Çıktı artarken birim maliyetin düşmesi nedeniyle piyasaya ilk giren daha avantajlı konumda olur ve fiyatları düşürerek piyasaya katılmak isteyenleri engelleyebileceğinden doğal tekel durumu oluşur. ABD’de elektrik, su, kanalizasyon gibi altyapılar doğal tekeldir. Vail, kentler arası iletişimin büyük yatırım gerektirdiğini belirterek telekomünikasyon sektöründe de doğal tekeli savunmuştur. AT&T’nin sunmak istediği hizmet birçok ülkede devlet tarafından yerine getirilmektedir. Vail, AT&T’yi devlete yardımcı olan, şirket çıkarının yanında kamu çıkarını da gözeten aydınlanmacı bir tekel olarak tanımlamıştır. AT&T, 1984’teki neoliberal fırtınaya kadar, telekomünikasyon sektöründeki ortak taşıyıcılık sorumluluğunu yerine getirmiş ve ABD’nin her bölgesine söz verdiği kamu hizmetini götürmüştür. AT&T, tekel yılları boyunca hem uzun mesafe hatlarda hem de müşteri tarafı teçhizatında tek hizmet sağlayıcı olmuştur. AT&T sistemin mükemmelliği, hizmetin ucuz ve kaliteli sunulabilmesi için tekel olmasının gerekli olduğunu savunmaktadır. Sovyetler’deki merkezi planlamanın ABD’deki karşılığı AT&T ve RCA (Radio Corporation of America) gibi tekeller olur. Bilim ve teknoloji alanında bugünün teknolojisinin temellerini atan birçok önemli çalışmaya da imza atarlar. Ama tekel dışından gelen teknolojik yeniliklere kapalı bir sistem oluştururlar (age).

Aşağıdaki örnekler tekellerin yenilikçiliğinin sınırlarını göstermektedir.

Hush-A-Phone

Üretimine 1921 yılında başlanan Hush-A-Phone, telefonun ahizesine takılan, gürültü kirliliğini azaltan ve mahremiyeti artıran bir aparattır. Ürünü piyasaya süren Hush-A-Phone Şirketi’nde sadece iki kişi çalışmaktadır: şirketin sahibi Henry Tuttle ve sekreteri. Hush-A-Phone ev kullanıcıları için hiçbir zaman bir gereklilik olmaz. Tuttle 1950 yılındaki bir konuşmasında şimdiye kadar 125000 ünite sattıklarını iddia etmektedir. Kısacası Hush-A-Phone, kendi yağıyla kavrulan bir şirkettir. Tuttle, 1921’de ürettiği aparatla da kalmamış, Hush-A-Phone’u modern telefon tasarımlarına uyumlu hale getirmek için MIT’de akustik üzerine çalışan Leo Beranek’ten de yardım almıştır. Beranek, daha alt sınırdaki seslerden feragat edip mahremiyeti artırarak ve dış sesleri azaltarak Hush-A-Phone’u geliştirir. Seste sadece hafif patlamalar vardır.

Ama 1940’ların sonunda karşısında ABD’de doğal tekel konumunda olan AT&T’yi bulur. AT&T, telefon cihazları dahil olmak üzere tüm telefon hizmetlerinde söz sahibidir. AT&T tamircileri telefon abonelerini Hush-A-Phone gibi AT&T’nin ürünü olmayan cihazları kullanmamaları, bunun imzaladıkları sözleşmenin ihlali olduğunu ve telefon hizmetlerinin kesilebileceğini söyleyerek uyarırlar. AT&T’nin tehdidinin altı boş değildir. Federal Hükümet ile yapılan sözleşmede hiçbir cihazın, aparatın veya devrenin telefon şirketi tarafından sunulan araçlara bağlanmaması hakkında bir madde vardır. Tuttle bunun üzerine bir avukat tutar ve 1948’de ilgili maddenin değiştirilmesi için FCC’ye başvurur. FCC, bu başvuruyu mahkemeye taşır.

Telefona takılan bir plastik parçası için AT&T gibi bir devin müşterilerini tehdit etmesi komik gelebilir. Ama AT&T son derece ciddidir ve mahkemeye bir avukatlar ordusuyla gelirler. Karşı tarafta ise Tuttle, Beranek, bir avukat ve uzman olarak J.C.R. Licklider (daha sonra internetin öncülerinden olacaktır) vardır. AT&T’nin yaylım ateşi başlar. AT&T’nin ilk gerekçesi, telefon hizmetinin kendi sorumluluklarında olduğu ve Hush-A-Phone’un bu hizmeti olumsuz etkilediğidir. Testlerine göre iletimde 13 desibellik bir kayıp vardır. Alıcıda ise bu kayıp 20 desibeldir. AT&T’nin ikinci tezi ise Hush-A-Phone’un işe yaramaz bir aparat olduğu ve tüketicilerin aldatıldığıdır. Tüketicilerin korunması AT&T’nin sorumlulukları arasındadır. Kendilerinden emin bir şekilde, yararlı bir şey olsaydı AT&T’nin bunu çoktan icat edeceğini eklerler. Daha sonra aparatın telefon tamircilerinin güvenliğini tehlikeye attığı, aparattan kaynaklı kaçaklar nedeniyle elektrik akımına kapılıp ölebilecekleri öne sürülür. Ardından aparatın hijyen sorunu yarattığını, içinde yemek taneciklerini, kokuları ve ufak tefek parçacıkları topladığını söyleyerek yaylım ateşini bitirirler.

AT&T’nin bu saldırıları büyük oranda temelsizdir. AT&T, telefon tamircilerinin iş kazasına uğrayabileceğini söylediğinde Tuttle’ın avukatı bunun daha önce yaşanıp yaşanmadığını sorunca AT&T’nin yanıtı henüz böyle bir şey olmadığı ama olabileceğidir. Hush-A-Phone’un tüketicilere hiçbir yararı olmadığı ve sadece onları aldattığı tezine karşı Tuttle, iki önemli yararı olduğunu belirtir. Birincisi, telefonla konuşurken bürodaki sesin azaltılması çalışanların sağlığı için yararlıdır. İkincisi, mahremiyettir. Telefon konuşmasının dışarıdakiler tarafından izinsiz dinlenmesini önlemektedir. Daha sonra Licklider, AT&T’nin öne sürdüğü belirsiz iletim kaybı tezine karşı, Hush-A-Phone’un neden olduğu kayıp oranını teknik olarak ispatlayarak telefon hizmetine zarar verilmediğini gösterir. Son olarak da mahkeme heyetinin önünde bir gösteri yaparlar. Tuttle, sekreterini arar önce Hush-A-Phone kullanarak, daha sonra da onu çıkararak konuşmasını ister. Licklider’i doğrulayan bir sonuç ortaya çıkar: Hush-A-Phone, akustiği değiştirmekte ve seste patlamalar yapmaktadır. Fakat sesin anlaşılabilirliğinde herhangi bir sorun yoktur.

Ancak FCC’nin 1955’teki kararı, AT&T’nin iddiaları doğrultusunda olur. FCC kararında telefon sistemlerine dışarıdan takılan herhangi bir aparatın telefon hizmetini olumsuz etkileyebileceğini ve iş kazalarına neden olabileceğini yazar. Davayı kendi olanakları ile finanse eden Tuttle iflasın eşiğindedir. Ama pes etmez ve kararı ABD Temyiz Mahkemesi’ne götürür. 1956’da mahkeme, insanın telefonu eli ile kapatması veya bir cihazla kapatması arasında bir fark olmadığını belirterek FCC’nin kararının adil veya mantıklı olmadığına ve en önemlisi de kamuya bir zararı yoksa tüketicilerin telefonlarını yararlı gördükleri herhangi bir biçimde kullanabileceklerine karar verir. Ayrıca ancak beş yıl sonra karar verebilen FCC’yi de bu gecikmeden dolayı uyarır. Tuttle, davayı kazanmıştır. Fakat 1960’larda AT&T yeni ahizelerini satmaya başladığında Hush-A-Phone saf dışı kalır.

Wu’ya (2010) göre ufak bir şirketin geliştirdiği bir plastik parçasına karşı AT&T’nin bu kadar tepki göstermesinin asıl gerekçesi, dışarıdan yeniliğin AT&T tekelinin meşruluğunu sarsmasıdır. AT&T, merkezi yenilik geliştirme sistemini temsil etmektedir. Aynı konuya on şirketin odaklanarak tekerleği yeniden keşfetmeye çalışması kaynak israfıdır ve verimsizdir. AT&T, araştırma geliştirme faaliyetlerini merkezileştirerek kamu kaynaklarını en verimli şekilde kullanmaktadır. Dışarıdan birinin bir yenilikle gelmesi bu imajı sarsacak ve diğerlerine kötü örnek olacaktır. AT&T, her zamanki gibi sistemin mükemmelliği için sistemin tüm parçalarına egemen olmak istemektedir. AT&T’nin sadece Hush-A-Phone davasına bakarak yargılanmaması gerektiği düşünülebilir. Nitekim AT&T’nin 1925’te, telefon teknolojisini geliştirmek amacıyla kurduğu Bell Laboratuvarları telefon tellerinin yalıtımı gibi doğrudan telefon hizmetini iyileştiren yeniliklerin yanında dünyadaki en iyi bilim insanlarını kendi bünyesine katıp onlara serbest bir çalışma ortamı sağlayarak kuantum fiziği veya enformasyon teorisi gibi tamamen farklı alanlarda birçok önemli buluşa da imza atmıştır. Bell Laboratuvarları’ndan yedi Nobel ödülü çıkmış, bilgisayar tarihinin en önemli buluşlarından transistör burada icat edilmiştir. UNIX İşletim Sistemi ve C Programlam Dili yine Bell Laboratuvarları’nda geliştirilmiştir. Tüm bunlar açık seçik ortadayken Hush-A-Phone yalnızca bir ayrıntı değil midir?

Wu’nun (2010) bir başka örneğine bakalım…

Clarence Hickman’ın Manyetik Kayıt Cihazı

Bell Laboratuvarları, bilimcilere ve mühendislere istedikleri konuları araştırma olanağı sunarken bunun meyvelerinden yalnız şirket değil toplum da yararlanıyordu. Elbette bunun finansmanı ABD halkının vergileri ve hükümet desteği ile sağlanıyordu. Birçok ülkede devlete bağlı üniversiteler ve araştırma kuruluşları tarafından yürütülen araştırmalar ve hatta gizli projeler neredeyse hükümetin bir kolu haline gelmiş AT&T tarafından yürütülüyordu. Ama Wu’nun (2010) vurguladığı gibi AT&T’nin üniversitelerden önemli bir farkı vardı: AT&T’nin çıkarları bilginin ilerlemesi ile çeliştiğinde tercih AT&T’nin çıkarları olmaktadır. Clarence Hickman adlı mühendisin hikayesi tekellerin yeniliğe yaklaşımını gösteren örneklerden sadece biridir.

1934’ün başlarında Hickman, Bell Laboratuvarları’nda çalışmaktadır. Hickman’ın geliştirdiği makinenin bağlı olduğu bir telefon arandığında ve kimse telefonu açmadığında makine devreye girmekte ve bip sesinden sonra arayan kişi mesaj bırakmaktadır. Wu (2010) makinenin işlevinden çok Hickman’ın geliştirdiği manyetik kayıt ilkesine dikkati çekmektedir. Manyetik kayıttan önce ses yalnızca kayda basılarak veya piyano rulosu yapılarak saklanabilmektedir. Bu yeni teknoloji, işitsel kasetler ve videoteyplerin yanında silikon yongalarla kullanıldığında bilgisayarda depolamanın önünü açabilecek potansiyele sahiptir ve AT&T’nin elinde bu teknolojiyi ilerletme fırsatı vardır. Fakat Hickman buluşunu gösterdiğinde AT&T yönetimi manyetik depolama araştırmasının durdurulmasını istemiş ve manyetik kayıt teknolojisini kamuoyundan gizlemeyi tercih etmiştir. Manyetik kayıt teknolojisi ABD’ye çok daha sonra, Almanya’dan yabancı teknoloji ithali ile gelecektir.

Yönetim ticari değeri de olabilecek bu buluşu neden yasaklamıştır? Wu’ya (2010) göre AT&T, şaşırtıcı biçimde, telefon konuşmalarının kaydedilebilir olmasının insanların telefondan vazgeçmesine neden olacağı, böylece de iş modellerine zarar vereceğinden endişe etmektedir. Konuşmaların kaydedilme olasılığı iş adamlarının telefondan uzak durmasına neden olabilirdi. İş adamları dışındaki tüketiciler de konuşmaların kaydedilebildiğini öğrendiklerinde telefonda rahat konuşamayacakları için telefon kullanımı azalacaktı. Bu nedenle, manyetik kayıt AT&T yönetimi tarafından bir risk olarak algılanarak Hickman’ın çalışmasının ilerlemesine izin verilmedi.

Benzer teknoloji yıllar sonra kullanılabilir olduğunda ve hatta telefon konuşmalarının kaydı gözetim amacıyla kullanıldığında bile telefon sektörü bundan fazla etkilenmedi. Ama AT&T yöneticilerinin, telefon sektörünün sarsılmasına karşı en ufak olasılığı bile dikkate almaları gerekiyordu. Wu’ya (2010) göre bu örnek yeniliğe merkezi olarak yaklaşmanın başlıca problemidir. Merkezi aklın tüm yenilik sürecini planlayıp kontrol edebileceğini düşünüyorlardı ki bu geleceğin bilimsel olarak planlanabilir ve uygulanabilir olduğu anlamına geliyordu. Bu nedenle, yıkıcı olabilecek yeniliklere karşı paranoyakça davranıyorlardı. Kayıt makinesi tek örnek de değildi. Bu korku nedeniyle AT&T, fiber optik, mobile telefonlar, sayısal abone hattı (DSL), belgegeçer (faks) cihazı, hoparlör gibi teknolojilere karşı ölçülü yaklaşacak ve bu gibi teknolojilerin gelişimini yavaşlatacaktır.

Yıkıcı yeniliklerden korku yalnız AT&T için geçerli değildir. FM (Frekans modülasyonu) radyoların ve televizyonun da benzer hikayeleri vardır.

Edwin Armstrong ve FM Teknolojisi

Radyonun ilk zamanları interneti anımsatmaktadır. Açık ve sınırsız bir ortamdır. Arkasında belirgin bir iş modeli yoktur ve daha çok insancıl hedefler vardır. Radyo, ABD’de ve Avrupa’da farklı yollar izleyecektir. Avrupa’da daha çok insanları eğitmenin ve onlara bazı değerleri kazandırmanın bir aracı olarak görülmüştür. ABD’de ise ilk başta açık ve yerel seslerin ön planda olduğu bir ortam vardır. Fakat zamanla bu idealizmin ve açıklığın yerini merkezileşme ve ticari kaygılar alır. David Sarnoff’un RCA’sı, uzun mesafe iletim ağlarına sahip olmasından dolayı avantajlı olan ve radyo yayıncılığında da tekel olmak isteyen AT&T’yi yine bir patent davasında alt edebilmiştir. Bu sefer sahnede AT&T yerine RCA, Clarence Hickman’ın yerinde Edwin Armstrong vardır.

Sarnoff, Armstrong’u AM (Amplitude modulation) radyoyu iyileştirmek üzere görevlendirmiştir. Ama Armstrong radyo dalgalarının iletimi için başka bir teknolojiyle çıkagelir: FM. Armstrong bu etkileyici teknolojiyi Sarnoff’a gösterir. Sarnoff etkilenir ama bundan sonra ne yapılması gerektiği hakkında Armstrong’u yanıtsız bırakır. Armstrong aylar sonra Sarnoff’la tekrar karşılaştığında yanıtını sorar. Armstrong’a göre FM teknolojisi radyo endüstrisini yeniden canlandıracak bir potansiyele sahiptir. Sarnoff bunun sıradan bir buluş olmadığını, bir devrim olduğunu söyler sonra da konuyu değiştirir. Armstrong, laboratuvarına geri dönerek çalışmalarına devam eder. Fakat bir süre sonra laboratuvarını boşaltması istenir.

Sarnoff, AT&T yönetimi gibi yeniliğin yıkıcılığından korkmuştur. AM radyo üzerine kurulu radyo sisteminin sarsılması iş modellerine zarar verecektir. Şüphelerinde haklıdır. FM teknolojisi doğru yönetildiğinde radyo endüstrisini, kontrolün ve düzenlemenin daha az olduğu 1920’lerin açıklık dönemine götürecek bir potansiyele sahiptir. Armstrong, FM teknolojisinin AT&T’nin uzun mesafe hatlarını da gereksizleştireceğini düşünmektedir. Daha da önemlisi, FM yalnızca müzik ve haber yayını için değil kablosuz belgegeçer yapmak için de kullanılabilecektir. Dolayısıyla FM, yalnız radyoda değil farklı alanlarda da gelişmeye açık bir teknolojidir.

Sarnoff’un temel korkusu ise FM teknolojisinin radyo sayısını da artıracak olmasıdır. Bir diğer deyişle, tüketiciler için farklı seçenekler olacak ve reklam pastası küçülecektir. Armstrong’un bu teknolojiyi başka yollardan hayata geçirme şansı da olmaz. Sarnoff, yoğun kulis faaliyetleri ile FM’in ilginç ama fazla test edilmemiş, marjinal ve zamansız bir teknoloji olduğunu yaymaktadır. FCC’yi de etkileyerek FM yayıncılığını yasaklattırır ve FCC, deneysel FM çalışmaları için tek bir tane yüksek frekans bandı ayırır. FCC daha sonra aldığı kararlarda da FM sistemine geçişi kontrollü, radyo endüstrisinin devlerine zarar vermeyecek şekilde yapacaktır. 1940’ta Armstrong beş yıl içinde FM radyonun AM radyoyu geçeceğini düşünmektedir. 1980’lere kadar FM bunu başaramaz. Birçok teknoloji tarihçisi FM’in yavaş ilerleyişini televizyonun çıkışına bağlamaktadır. Wu’ya (2010) göreyse FCC’nin politikaları FM’in gelişimini yavaşlattığı gibi bu yeni teknolojinin stero AM dışında başka bir yöne evrilmesini de engellemiştir.

Sarnoff’un yaptıkları bununla da sınırlı kalmamıştır. RCA da 1946’da, kendini hazır hissettiğinde, FM teknolojisine yönelmiş ama Armstrong’la anlaşmak yerine onun patentlerini izinsiz kullanmayı seçmiştir. Armstrong dava açtığında ise kullandıkları FM teknolojisinin Armstrong’kinden farklı olduğunu ve FM teknolojisine katkılarının Armstrong dahil ülkedeki herkesten daha çok olduğunu öne sürmüşlerdir. Hush-A-Phone davasında olduğu gibi bu tip patent davaları küçük şirketler veya bireyler için hem maddi hem de manevi olarak zordur. Büyük şirketlerin kimi zaman stratejisi davayı uzatarak zaman kazanmak veya karşı tarafı olabildiğince yıpratmak üzerine kuruludur. Nitekim bu dava da yıllarca sürer. Hem maddi hem de psikolojik olarak çöken Armstrong, 1 Şubat 1954’te intihar eder.

Philo Farnsworth ve Televizyon

Sarnoff, FM’in AM radyo için oluşturduğu tehdidi fark etmekle kalmamış televizyon teknolojisini de doğru değerlendirerek televizyon, radyonun yerini almadan RCA’yı televizyon yayıncılığına hazırlamıştır.

Sarnoff, 1920’lerin sonlarında televizyonda da FM’deki stratejisini uygulamıştır. Önce televizyonu itibarsızlaştırmaya çalışır ve bu yıkıcı yeniliğin henüz hazır olmadığı hakkında bir kampanya yürütür. Asıl hazır olmayan ise Sarnoff’un RCA’sıdır. Sarnoff’un kampanyasının amacı yine FCC’yi ikna ederek televizyonun gelişimini yavaşlatmak ve RCA için vakit kazanmaktır. FCC, Sarnoff’un gerekçelerini haklı bulur. Wu (2010), konuya komplocu bir açıklamak getirmek yerine FCC’nin Sovyet tarzı planlı ekonomi yaklaşımından etkilenmiş olabileceği üzerinde durmaktadır. Muhtemelen FCC, Sovyetler’in Beş Yıllık Planları’nı daha başarısız bir biçimde taklit etmeye çalışmakta ve televizyon için bir geçiş süreci öngörmektedir. FCC izin vermediği için ticari televizyon yayınları beklemek zorundadır.

Bunalım Dönemi ve mekanik televizyonun yetersizliklerine FCC’nin bu kararı da eklenince televizyon teknolojisini geliştirmek isteyenler geleceği belirsiz bir teknolojiye yatırımcı bulmakta zorlanırlar. Para kazanamayan ve para desteği bulamayan birçok yenilikçi mühendis birkaç yıl sonra bu hayalinden vazgeçer. Bu süreçte Sarnoff sessiz görünse de RCA’nın laboratuvarlarında elektronik televizyon geliştirmek için gizli bir çalışma yürütülmektedir. Şimdi karşısında yine bir yalnız mühendis vardır, televizyonun mucidi Philo Farnsworth.

Farnsworth, RCA’nın mühendislerini laboratuvarına davet etmiş ve üç gün boyunca geliştirdiği televizyon teknolojisini onlara anlatmıştır. Farnsworth, RCA’dan destek beklerken şirketin kendisini yok etmeye çalışacağını hiç düşünmemiştir. Sarnoff Farnsworth’un çalışmasını önemsemeyen bir tavır takınarak sahip olduğu her şeyi satın almak için ona sadece 100000 dolar önerir. Sarnoff, Farnsworth’un televizyonuyla ilgilenmiyor görünmesine rağmen durum tam tersidir. Farnsworth’un televizyonu RCA’nın geliştirmekte olduğu televizyondan daha iyidir ve televizyon endüstrisinin temeli olacak niteliktedir. RCA’nın mühendisleri, Farnsworth’un laboratuvarlarına yaptıkları gezide öğrendikleri elektronik televizyon teknolojisinin tersine mühendisliğine başlarlar. Diğer yandan Sarnoff, Farnsworth’un televizyonunun işe yaramazlığı üzerine yaptığı kulis faaliyetlerine devam etmektedir. Amacı özellikle yatırımcıları Farnsworth’dan uzak tutmaktır ve bunda da başarılı olur.

Sarnoff daha da ileri gider. 1934’te, Farnsworth’un dava açmasını beklemeden, onun kendi mühendislerinin patentini ihlal ettiğini iddia ederek dava açar. Dava 1939’ta sonlanır, Farnsworth haklılığını ispat ettiği gibi Sarnoff’u bir milyon doların yanında patent kullanım ücreti ödemeye zorlar. Fakat 1939’da Sarnoff’un RCA’sı televizyon yayını için hazırdır. 1999’da Time dergisi, Sarnoff’u “Yayıncılığın Babası” ilan eder!

Sarnoff, televizyon teknolojisinin yıkıcılığını kontrol altına alarak yayıncılıktaki tekelini devam ettirmiştir. Böylece televizyon ABD’de “görüntü” eklenmiş radyo olarak, aynı iş modeliyle gelişecektir.

Sonuç

İnternetin de sonuna mı geldik? Bir zamanlar telefon ve radyoda olduğu gibi internet de açıklık döneminden sonra hükümetlerin ve tekellerin kontrolüne mi girecek? ABD’deki ağ tarafsızlığı tartışmalarının sonucu yalnız ABD’yi değil tüm dünyayı etkileyecek.

İnternetteki açıklığı sadece ağ yapısı bağlamında değerlendirmemek gerekiyor. PC devrimi de bunun bir parçasıydı. PC’ler olmasaydı internet bugünkü gibi geniş kesimlere ulaşamayabilirdi. Günümüzde gelişmeye ve geliştirmeye açık PC’lerin yerini akıllı telefon ve tablet gibi daha çok tüketime yönelik teknolojilere bırakması kapanma yönünde bir eğilimi ifade etmesine rağmen kodlamaya verilen önem (ucuz işgücü gibi hedefleri olsa da) açıklığı zorlayacak bir güce sahip.

Ağ tarafsızlığının ortadan kalkmasıyla, internet altyapısının mülkiyet ilişkilerindeki değişim İSS’lerin gücünü artıracak. İSS’lerle içerik şirketlerinin dikey entegrasyonu, kullanıcıların interneti belirli sınırlar içinde kullanmaya zorlanması ve internet hizmetlerine erişimin denetlenmesi ile sonuçlanacak. Sorun sadece sosyal medya kullanımı, film izleme, müzik dinleme, dosya paylaşımı vb ile ilgili olsaydı en fazla internet öncesi günlere geri dönüyoruz diye üzülebilirdik. Ancak nesnelerin internetiyle beraber gündelik yaşam daha çok internete gömülecek ve internet altyapısındaki mülkiyet ilişkileri daha yaşamsal olacak. Bu nedenle, internetteki tekelleşme, AT&T’nin telefondaki ve RCA’nın radyodaki tekelinden daha kritik ve gündelik yaşamı çok daha derinden etkileyecek. Yazıda tekellerin, teknolojik yenilikleri nasıl kendi çıkarları doğrultusunda yönlendirdiğini aktarmaya çalıştım. İnternetteki tekelleşme toplum için daha yıkıcı sonuçlar doğuracak. Üstelik yaratıcılıktan yoksun bir yıkım…

Kaynaklar

Christensen, C. M. (2003). The innovator’s dilemma: The revolutionary book that will change the way you do business (p. 320). New York, NY: HarperBusiness Essentials.

Fischer, C. S. (2011). Telefon Liderliği Ele Geçiriyor. Crowley, D. ve Heyer, P.(ed.), İletişim Tarihi,(Çev. Berkay Ersöz), Ankara: Siyasal Kitabevi.

Guniganti, P., Grabowski, M. (2013). Applying Common Carriage to Network Neutrality in the United States. Regulating the Web: Network neutrality and the fate of the open Internet, 71.

Wu, T. (2010). The master switch: The rise and fall of information empires. Vintage.

April 13, 2018

Touchpad Indicator Nedir? Nasıl Kurulur?

Touchpad Indicator ile dizüstü bilgisayarınızın imleçsürer (touchpad) ayarlarıyla ilgili değişiklikleri yapabilirsiniz. Touchpad Indicator'ın Özellikleri: Touchpad’i kapatıp açabilirsiniz Fare takıldığında Touchpad’i devre dışı bırakabilirsiniz Yazı yazarken Touchpad’i devre dışı bırakabilirsiniz Touchpad Indicator Kurulumu Nasıl Yapılır? Touchpad Indicator’ı kurmak için aşağıdaki

Open Street Map Nedir?

KONUK YAZAR: S.E Open Street Map, en kısa haliyle Vikipedi tarzında bir Google Maps altyapısıdır. Üye kullanıcılar OSM üzerinde istedikleri değişiklikleri yapabilirler ve eksi yerler tamamlayabilir. Elementary OS’ta Maps OSM’yi gösteriyor. Bağımsız teknolojileri tanımayan Türkiye için harita kalitesinin beklenenin altında olduğunu söyleyebiliriz. Buna rağmen harita düzenlemenin kolaylığı

Elementary OS için Başlangıç Bluetooth’u Kapatma

KONUK YAZAR: S.E Elementary OS’ta bilgisayarınız başlarken Bluetooth da bilgisayarla birlikte başlar. Eğer günlük yaşamınızda Bluetooth kullanmıyorsanız bu, sadece bilgisayarınızın şarjından götürür. Aşağıdaki adımları izleyerek Bluetooth’u varsayılan olarak kapatabilirsiniz. 1. Ayarlar’dan Uygulamalar’ı seçin. 2. Başlangıç sekmesine tıklayın ve pencerenin alt tarafındaki komut

Linux’ta Başlık Çubuğunu Kaldırma

KONUK YAZAR: S.E Kullandığınız Linux sürünüme çeşitli yollarla başlık çubuğunu kapatıp israf olan ekran alanını geri kazanabilirsiniz. Eğer Gnome masaüstü arayüzü kullanan bir dağıtım (Ubuntu 17.10, Fedora vb. ) kullanıyorsanız Gnomes Shell Extensions’tan No Title Bar gibi bir eklentiyle bu sorunu çözebilirsiniz. Eğer Elementary OS kullanıyorsanız, Maximus isimli yazılımı kullanabilirsiniz.

HiDPI Ekranda Spotify Linux Uygulaması

KONUK YAZAR: S.E Elementary OS Örneğinde Spotify’ın bir Linux var; fakat ekranınız yüksek çözünürlükteyse bu uygulamadaki her şey küçücük görünecektir. Bu sorunu çözmek için aşağıdaki adımları izleyin: 1. Dosyalar uygulamasına sağ tıklayın ve yönetici olarak çalıştırın. 2. Pencerenin üst tarafındaki konum çubuğuna tıklayın ve aşağıdaki adresi yapıştırın. /usr/share/applications/ 3. Burada

Elementary OS’ta Bilgisayarın İsmini Değiştirme

KONUK YAZAR: S.E 1. AppCenter’dan Gedit’i yükleyin. 2. Ekranın sol üst köşesine gidin ve Terminal’i (Uçbirimi) açın. 3. Bu komutu girin: sudo gedit /etc/hostname 4. Bir Gedit üzerinde açılan metin dosyasına istediğiniz bilgisayar ismini yazın ve Kaydet’e tıklayın. 5. Bilgisayarınızı yeniden başlatın.

April 12, 2018

Elementary OS Macbook Wifi Sorunu

KONUK YAZAR: S.E Eğer 2015 veya Macbook 12,1 sonrası bir bilgisayarınız varsa Elementary OS’i yüklediğinizde kablosuz bağlantı çalışmıyor olabilir. Bu hatanın çözümü için aşağıdaki çözümü deneyebilirsiniz. 1. Öncelikle bir USB Wi-fi ile bilgisayarınızı internete bağlayın. 2. Terminali (Uçbirimi) açın ve aşağıdaki komutu girin. sudo apt-get remove --purge bcmwl-kernel-source sudo reboot 3

Elementary OS Geciken Masaüstünü Başlatma

KONUK YAZAR: S.E Pantheon Arayüzünü Çalıştırma Pantheon, Elementary sisteminin masaüstü arayüzüdür. Bilgisayarınızı başlattığınızda sadece duvar kağıdını görüyorsanız ve arayüz gelmiyorsa bunun çeşitli sebepleri olmakla birlikte aşağıdaki çözümü deneyebilirsiniz. 1. Arayüzü tekrar görene kadar bilgisayarınızı yeniden başlatın. 2. Uygulamalar menüsünden ‘Dosyalar’ uygulamasına sağ

April 11, 2018

Feral, Linux için GameMode’u Yayınladı

Feral Interactive, Linux kullanıcılarının oyunlardan en iyi performansı alabilmesine yardımcı olmak açık kaynak bir araç olan GameMode’u duyurdu.GameMode ile oyun oynarken CPU’nun otomatik olarak performans moduna geçmesi sağlanıyor. GameMode’un ilk sürümü bu ay gelecek olan Rise of the Tomb Raider’a entegre edilecek. GameMode’u incelemek isteyenler GitHub sayfasına bakabilir.

April 08, 2018

Openbox İçin Bir Dinamik Menü: openbox-menu

openbox-menu, Openbox pencere yöneticisi için; yüklü uygulamaları listeleyip açmaya yarayan bir dinamik menüdür.Projeyle ilgili sayfalara buradan ve buradan ulaşılabilir.

openbox-menu, Ubuntu ve türevlerinde, Debian ve Arch Linux’ta depolardan kurulabilir.

Kurulumdan sonra, menu.xml dosyasına yapacağımız küçük bir ekleme ile kullanılabilir hale gelecektir.Bunun için /etc/xdg/openbox dizin yolunda bulunan veya ~/.config/openbox dizin yolundaki(eğer dosyamızı bu dizine kopyaladıysak) menu.xml dosyamızı bir metin editörü yardımıyla açıyoruz.Dosyamızın uygun bir yerine aşağıdaki kodu yapıştırıyoruz:

<menu execute="/usr/bin/openbox-menu lxde-applications.menu" id="desktop-app-menu" label="Uygulamalar"/>

Burada Uygulamalar yerine tercih edeceğimiz şekilde isimlendirme yapabiliriz.Dosyamızı kaydedip kapatıyoruz.Artık Openbox sağ tık menümüzde Uygulamalar adıyla, kurulu uygulamaları listeleyip açmamızı sağlayan bir dinamik menümüz var.Yeni kurduğumuz uygulamalar da bu menüye otomatik olarak eklenecektir.

April 03, 2018

Synaptic’in Her Açılışında Görüntülenen Anahtar(Keyring) Uyarısı Sorununun Giderilmesi

Debian depolarımı kararsız(Sid-Unstable) depolarına yükseltince, Synaptic aşağıdaki anahtar(keyring) hatasını vermeye başladı.

w: http://ftp.tr.debian.org/debian/dists/sid/inrelease: the key(s) in the keyring /etc/apt/trusted.gpg are ignored as the file is not readable by user '_apt' executing apt-key.

Bu aslında, trusted.gpg dosyasının okunamaması ile ilgili bir uyarı.Program yükleme ve kaldırmada veya sistemi güncellemede herhangi bir sıkıntı yaratmıyordu.Yine aynı şekilde, terminalden yapılan işlemlerde de herhangi bir sıkıntı olmuyordu ama, Synaptic’i her çalıştırdığımda ve depoları her senkronize ettiğimde hep bu hatayı görmek can sıkıcı oluyordu.Çözüm için çok fazla çaba sarfetmem gerekmedi.Aşağıdaki komutu terminalde çalıştırmak sorunun giderilmesi için yeterli oldu.

sudo rm /etc/apt/trusted.gpg

Akabinde artık bir sorun görünmüyor.Her şey, olması gerektiği gibi  sorunsuz gerçekleşiyor.

 

March 29, 2018

Android telefonlar için Tor Browser

Android’de Tor ağına bağlanmak ve tor ağından internete girmek için öncelikle Google Play‘den Tor ağı için Orbot uygulamasının, tarayıcı için de Orfox uygulamasının indirilmesi gerekmektedir.

Orbot indirildikten sonra aşağıda göründüğü gibi ayarlardan Türkçe yapılabilir.

001

003

005

 

Dil işleminden sonra Başlat butonuna bastığımız zaman Orbot’un Tor ağına bağlanması gerekir ancak ülkemizde Tor da yasaklı olduğundan Tor ağı ile bağlantı kurulamayacaktır. Bu durumda köprülerin kullanılması gerekmektedir.

007

 

Bağlanma işlemi muhtemelen bu noktada kalacaktır.

009

010

 

Köprülerin kullanılması için öncelikli olarak “köprüler kullanılsın” seçeneği aktif hale getirilir.

012

 

Açılan pencereden “Topluluk sunucuları üzerinden bağlansın” seçeneği işaretlenir ve ana ekrana geri gelinir.

018

 

Ayarlar seçeneğinden girilerek köprülerin olduğu yere gidilir.

019

 

Köprüler kullanılsın seçeneğinin seçili olduğundan emin olduktan sonra  bu sayfada sözü edildiği gibi köprüler alınır ve (Tabi ki bu iş için tor’a bağlı bir bilgisayar gerekmektedir)  kopyalanıp telefona atılan bu köprüler (ben bu iş için google keep kullandım) aşağıda görüldüğü gibi Köprüler seçeneğine tıklanarak açılan pencereye yapıştırılır.

020

 

Köprüler obfs4 yazan satırın yerine yapıştırılacak.

022

 

Google keep aracılığı ile telefona aktarılmış köprülerin görüntüsü.

024

 

Köprüler aşağıda görüldüğü gibi yapıştırıldıktan sonra işlem tamamlanmaktadır.

027

 

Artık Tor ağına bağlanmak için orbot başlatılabilir.

029

031

035

 

Artık Tor ağına bağlanıldı şimdi  Orfox Tor Browser kullanarak internette özgürce dolaşılabilir.

Orfox ayarlarından aşağıdaki  küçük işlem yapılarak internette dolaşırken oluşan çerezler, arama sonuçları vs gibi kişisel bilgilerin tarayıcı kapatıldığında silinmesi de sağlanabilir.

Browser data temizleme ayarı-1

Browser data temizleme ayarı-2

Bu işlemlerden sonra her seferinde orbot’u başlatmaya gerek yoktur. Orfox tarayıcı açıldığı anda orbot otomatik olarak tor ağına bağlanmaktadır.

Archman Openbox

Archman GNU/Linux, daha önce de bahsettiğim gibi özgür yazılım dünyasına yeni katılan Arch tabanlı kararlı bir dağıtımdır. Henüz yeni olsa da arkasında yılların tecrübesi ve geliştirici tulliana bulunuyor. Archman kaynak kodu ile kendim çıkardığım Archman Openbox dağıtımı, yine tulliana'nın yardım ve desteği sayesinde gerçekleşti, kendisine teşekkür ederim. Tamamen Arch tabanlıdır, Archman ve

March 26, 2018

Mageia netinstall resimli kurulumu

Mageia, Mandriva'dan çatallanan, 10'nun üzerinde oturum destekleyen, Fransa kökenli gelişmiş bir topluluk dağıtımıdır. Kendi deposuna sahip, RPM paketleri kullanıyor, urpm ve yeni eklediği dnf paket yöneticisi kullanıyor. Asya dilleri de dahil bütün dilleri destekliyor, her gelişmiş dağıtım gibi kendi geliştirdiği yazılımlara sahip. İ586 (32bit) ve 64bit işlemciler için KDE, Gnome ve

IETF, TLS 1.3’ü Yeni İnternet Standardı Olarak Onayladı

The Internet Engineering Task Force (IETF), önerilen Internet standartlarını inceleyen ve protokolleri onaylayan bir kuruluş, TLS 1.3’ü Aktarım Katmanı Güvenliği ( Transport Layer Security, TLS) protokolünün bir sonraki ana sürümü olarak resmen onayladı. Dört yıl süren tartışmalardan ve 28 protokol taslağından sonra nihayet karar alındı ve 28’inci son versiyon yeni protokol standardı olarak seçildi. Kısa bir…

March 25, 2018

İnternet sürekli kesiliyor çözümü

İnternetin aynı flip-flop gibi kısa aralıklarla gidip-gelme sorununu denediğim bir dağıtımda denk gelmiştim. Test dağıtımı olduğu için önemsememiştim, bir gün kullandığım oturumda da aynı sorunla karşılaşınca bu defa durum değişti. Ağ sürücüsü yükle, kaldır, olmadı başka sürücü, modemi dinlendir derken bilinen her şeyi denediğim halde sorun gitmemişti. Normal yollarla bu işin olamayacağını

March 24, 2018

İnceleme, Ekran Görüntüleri(Video): Endless OS

Sistemi Tanıyalım:

İşletim Sistemi Tipi: Linux

Temel: Debian

Köken: ABD

Mimari: x86_64

Masaüstü: EOS Shell (GNOME)

İndirme:Endless OS

Genel:

Forumlardan birinde bir arkadaşın aldığı bilgisayarda kurulu gelmişti Endless OS ve hiç bir şey yapamadığı için değiştirmek istiyordu; orada duymuştum adını.Biraz kurcalayayım bakayım ne menem bir dağıtımdır dedim ve sonuçta bu yazı ortaya çıktı.

Endless OS, Debian’ı taban alarak inşa edilmiş.Bundan başka Gnome ‘dan hareket ederek kendine özgü bir masaüstü çıkarmışlar ortaya.İlişkileri bu kadar.Sonrasında bambaşka bir dağıtım oluşmuş.

Açılışta güzel bir splash ekranı kullanıcıyı karşılıyor.Masaüstüne girmeden önce, sistemi kullanabilmek için dil, ağ, klavye gibi ayarları yapmanızı sağlıyor.Yine kurmadan mı, kurarak mısistemi kullanmak istediğinizi soruyor.Bu tür bir karşılamayı oldum olası severim dağıtımlarda.Nedense, aklıma özgün Pardus’un Kaptan’ı geldi.Hey gidi günler!

İndirme:

İndirmeye ayrı bir başlık açma gereği hissettim, çünkü öyle hemen bir ISO dosyası indirelim de olsun bitsinle olmuyor.Windows ve Linux/Mac için ayrı ayrı indirme seçenekleri, dil seçenekleri, torrent ile indirme seçenekleri veya doğrudan usb bellek oluşturma gibi zengin indirme seçenekleri mevcut.Yine bunların nasıl yapılması gerektiği ile ilgili yol gösterici dökümanlar da sunuluyor.Hepsi iyi hoş ta, IMG dosyalarının yanında keşke şöyle rahatça indirebileceğimiz ISO dosyaları da tercihler arasında olsaydı!

Kurulum:

Kurulum yapmaya korktum açıkçası.Çünkü, kurulumlu çalıştırdığımda, her halükarda diski silmek istedi.Yanına veya başka bölüme kur, bölümleri elle yapılandır gibi seçenekleri olmadığı için, kurulumdan vazgeçerek canlı olarak deneyimledim.

Görünüm:

Endless OS standart bir masaüstü ortamına benzer bir ortam sunuyor: Bir panel ve bir masaüstü.Devamında ise farklılaşıyor:Masaüstüne yerleştirilmiş uygulamalar.Zaten dağıtımın amaçladığı basittlikte,  her şey buradan yönetiliyor.Görünümü de bildiğimiz Gnome.Farklı olan ise simge seti.Bunu beğendim.

Programlar:

Programlar masaüstünde.Ayrıca bir menü yok.Yeni kurulan uygulamaları masaüstüne eklemek için, AppCenter’a gidip oradan masaüstüne eklemek gerekiyor.Masaüstünden kaldırmak için yine AppCenter’i kullanmak gerekiyor.

Yeterince gerekli programlar yüklü gelse de, dağıtımı indirirken oldukça büyük boyutta indirme yaptırması beni şaşırttı açıkçası.Ne var ki bunun içinde bu kadar tutacak, diye düşünmekten kendimi alamadım.

Herhalde geliştiriciler günümüz kullanıcılarının öncelikli ihtiyaçlarının sosyal medya olduğunu düşünmüş olmalılar ki, Facebook, Youtube, Whatsapp, Spotify, Twitter, Skype gibi sosyal medya uygulamaları kurulu geliyor.

Kullanım:

Masaüstüne sağ tıklayarak çıkan menüden arkaplanı değiştirebiliyouz.Ayrıca bu menüden uygulama ekleme, websitesi ve klasör ekleme yapılabiliyor.Masaüstünün üst kısmında bir arama çubuğu var.Arama yaptığınızda doğrudan kullandığınız tarayıcının aramasına yönlendiriyor.

Sistem Gnome üzerine oluşturulmuş ta(EOS Shell), çok kısıtlayıcı.Bir çok şeyi değiştirmek için kullanıcıya seçenek sunmuyor.Zaten AppCenter’da da sadece özgür yazılımlar bulunuyor ve sources.list dosyasında da sadece Endless OS’un kendi depo adresleri mevcut.Buna eyvallah ta, en azından tema, panel vb. gibi değişiklikler yapamamak son kullanıcı açısından hoşa giden bir durum olmasa gerek.Geliştiriciler sadece arkaplan değiştirmeyi yeterli görmüşler!

Panelin sol köşesinde Endless OS’un simgesi var.Bir hevesle uygulamalar menüsü bulmak için tıkladığımda gördüm ki, simge masaüstünü göster veya açık uygulamaları göster gibi çalışıyor.Bir menü olması hoş olurdu.

Sistem sıkıntısız çalışıyor.Kullanırken herhangi bir hata vermedi ve bir sorunla da karşılkaşmadım.Zatem Gnome kullanıcısı iseniz, çok tanıdık ve benzer bir kullanımı var.

Sonuç:

Sonuç olarak, değişik bir dağıtımla karşılaştım, lakin kendimi denize düşmüşüm de boğulmamak için çırpınırmış gibi hissettim.Bu haliyle tercih edilmesi biraz zor.Buna karşın potansiyeli olduğu izlenimini edindim.

March 16, 2018

Archman ile kendi isonu yap

Geliştirici ustamız tulliana'nın kendi geliştirdiği Archman GNU/Linux ve yine kendisinin paylaşıma sunduğu Archman inşa paketiyle kendi oturumunuzu oluşturabilir, her zaman kullanacağınız bir iso kalıbı çıkarabilirsiniz. Diğer deyişle, oturumu ve kullanacağınız paketleri kendiniz belirleyeceğiniz, kendi özelleştirmenizle hazır bir iso dosyası yapabilirsiniz. Zor gibi görünüyor ama tulliana bu

March 15, 2018

Ubuntu-JWM kullanıma hazır

Bilindiği gibi iki yıldan bu yana GNU/Linux işletim sisteminin özellikle hafif oturumlarını inşa ediyorum. Hafif oturumları tercih etmemin başlıca nedenlerinden biri, kullanım açısından diğer oturumlardan bir fark görmediğimdir, ikincisi ise sistemin kullanıcı tercihlerine göre daha özelleştirilebilir olması ve minumum sistem kullanımını da buna katarsak, benim açımdan oldukça yeterli

March 14, 2018

Life is Strange: Before the Storm Linux’e Gelecek

Feral Interactive, Rise of the Tomb Raider ve A Total War Saga: THRONES OF BRITANNIA’ı Linux’e getirmek için çalıştıklarını belirtmişken bir başka oyunun daha Linux’e geleceğini duyurdu. Bu ilkbaharda Life is Strange: Before the Storm oyunu da Linux ve macOS’a gelecek. Oyunun sistem gereksinimleriyle ilgili henüz bir açıklama yapmadılar. Life is Strange: Before the Storm, 31 Ağustos 2017

March 12, 2018

Ubuntu Kurulumu Facebook Sayesinde %10 Hızlanacak

Facebook tarafından geliştirilen açık kaynak teknolojisi sayesinden Ubuntu’nun kurulumu biraz daha hızlı olacak. Zstd ilk olarak gerçek zamanlı sıkıştırma senaryolarında kullanılmak üzere tasarlandı. Facebook tarafından geliştirilen kayıpsız veri sıkıştırma algoritması Zstandard (zstd) sayesinde Ubuntu kurulumları %10 daha hızlı hale getirilebilecek. Ubuntu geliştiricileri, bu

March 11, 2018

İnceleme, Ekran Görüntüleri(Video): Scion Linux

Sistemi Tanıyalım:

İşletim Sistemi Tipi: Linux

Temel: Ubuntu

Masaüstü: Openbox

Kurulum: Grafiksel

Paket Yönetimi: DEB

Sürüm Numarası: 2018-2

Duyurulma Tarihi: 19.02.2018

İndirme: Scion-18-2

Giriş:

Bugün yine bir Openbox’lu sistem incelemesi ile karşınızdayım.İncelememize konu olan dağıtım Ubuntu’yu taban almış; Scion.

Scion, Ubuntu 16.04(Xenial- LTS) temelli, Openbox pencere yöneticisi üzerine inşa edilmiş, şık ve hafif bir dağıtım.Dağıtım, bir son kullanıcı için gerekli olabilecek her şeyi içerisinde barındırıyor.Bunların haricinde ihtiyaç duyulabilecekler içinse Synaptic paket yöneticisi hazır bekliyor.

Kurulum:

Scion, Systemback kullanılarak oluşturulmuş.Bunun için, kurulum da Systemback üzerinden grafiksel olarak yapılıyor.Systemback, benim bilgisayarımdaki NVME M2 sata diski göremedi.Nedenini bilmiyorum.Ancak, normal HDD’yi sıkıntısızca görebiliyor.Systemback ile kurulum biraz deneyim gerektiriyor.Elbette biraz da İngilizce.Keşke bunun yerine kullanıcıyoı fazla zorlamayacak bir kurulum aracı olsaydı diye düşünmekten kendimi alamadım.Bu, dağıtıma daha profesyonelce bir hava katardı doğrusu.

Görünüm:

Scion, genel olarak baktığımızda hoş bir görünüme sahip.Bunun yanında, değiştirebileceğiniz zengin bir duvarkağıdı seçkisi ve yine bol tema seçeneği ile geliyor.Bu da görünümün zevke göre, fazla bir arayışa girmeden değiştirilebileceği anlamına geliyor.

Scion, panel olarak tint2 kullanmakla birlikte(üstte), sol tarafta da Plank’a yer vermiş ve sık kullanılanları Plank üzerinde toplamış.Bu da kullanımda kolaylık sağlıyor.

Kullanım:

Dağıtımın kullanımı zor olmamakla birlikte, Openbox’a yabancı kullanıcılar belki ilk başlarda biraz yadırgayabilirler.Bunun haricinde, biraz aşinalık kazanınca kesinlikle çok kolay ve zevkli bir kullanıma sahip.

Yüklü Programlar:

Aslında sistemin temel amacına uygun olarak, en hafifinden uygulama ve programlarla geliyor Scion.Bunlarla da genel multimedya, ofis ve internet ihtiyacı karşılanabiliyor.Ancak, bir ofis takımı istediğinizde, Libreoffice veya alternatiflerini depolardan kurmanız gerekiyor.

Yeni sürümlebirlikte üst panele eklenen otomatik güncelleme bildiricisini de  kayda değer bir özellik olarak eklemem gerekiyor.

Genel Değerlendirme:

Geliştiriciler kurulumdaki eksikliklerini Scion Control Panel ile kapatmışlar sanki.Çünkü, dağıtımın en sevdiğim özelliği olan, kendine özgü hazırlanmış Scion Control paneli hazırlamışlar.Bu panelde, dağıtımı yönetecek her türlü uygulama bir araya getirilmiş.Her şey kullanıcının elinin altında.Bunu çok beğendim.

Dağıtım, Openbox’u temel alan dağıtımların karakteristik özelliklerine sahip.Tıpkı diğerleri gibi, kullanışlılık ve işlevsellik adına Openbox araçlarının yanında Lxde, Xfce gibi ortamların araçlarından da yararlanıyor.

Scion, sağ tık menüde bir pipe menü(openbox-menu) barındırıyor.Bu Applications menüsü sayesinde program kurulumlarında, kurulan programlarım menüye eklenmesi sorun olmaktan çıkıyor ve otomatik olarak ekleniyor.(Benim de kendi kurulumlarımda vazgeçilmezimdir.)

Scion, kendine has bir kapatma betiğine de sahip.Bu sayede, içerisinde dört adet seçenek bulunan, grafiksel görünümlü bir seçenekler menüsü, ekranın alt kısmında kullanıcıyı bekliyor ve özellikle Openbox’ta sorun olan önce çıkış yap sonra kapat sorununu ortadan kaldırıyor.

Sonuç:

Scion, iddailı olmayan, çok güçlü olmayan bilgisayarlarda da rahat çalışabilecek bir dağıtım olmuş.Her şeyiyle komple bir sistemi kullanmaya alışkın olan kullanıcılar için fazlasıyla sade olduğu düşünülebilir yapıda olmasına karşın, en azından bir şans vererek denenmeyi hak ediyor.

Scion’dan bu kadar.Bir başka dağıtım incelememizde buluşmak ümidiyle.

March 10, 2018

Kök kısayolu nasıl yapılır?

Root ile açtığımız dosya yöneticisi, uçbirim veya root olarak sürekli kullandığımız herhangi bir dosya için yapacağımız basit bir kısayol bizi hem zahmetten kurtarır hem işimizi daha pratik yapma olanağı verir. Ancak, root olarak açacağımız dosyalar her şeyden önce sorumluluk ister, eğer yeni iseniz root olarak açtığınız dosyalarda çok dikkatli olmanız gerekir, aksi halde sistemi çökertme

FreeTube Nedir? Nasıl Kurulur?

YouTube’daki kanallara abone olmak ve videoları indirebilmek için normalde Google hesabınızın olması gerekiyor. Google’ın yaptıklarınızı takip etmesini istemiyorsanız, yani gizliliğe önem veriyorsanız, FreeTube isimli açık kaynak YouTube oynatıcısı bu ihtiyacınızı karşılayabilir. FreeTube ile YouTube videolarını izleyebilir, arama yapabilir, videoları indirebilir ve Google hesabınız

Bu Güvenlik Açığı İnternetteki E-posta Sunucusunun Yarısını Etkiledi

E-posta sunucularında gönderenleri alıcılara gönderen bir posta aktarım aracı (MTA, mail transfer agent) olan Exim‘deki kritik bir güvenlik açığı yüz binlerce e-posta sunucusunu etkiledi. Hatanın fark edilmesinden hemen sonra  bir yama yayınlandı, ancak bu hata internetin e-posta sunucularının yarısından fazlasını etkiliyor ve sorunu düzeltmek haftalar alacak gibi görünüyor. Mart 2017’de yapılan bir araştırmaya göre, tüm İnternet’in e-posta…

March 08, 2018

Android P’ye Gelen Yeni Özelliklerin Listesi

Bu makalede, Google’ın dün gece Android P için (Android 9.x) duyurduğu tüm yeni özelliklerin bir özeti bulunmaktadır. Bu sürüm, Android işletim sisteminin, bu yılın Ağustos-Eylül ayında piyasaya sürülmesinin beklenen bir sürümüdür. Tam bir inceleme için, Google’ın resmi duyurusunu veya bu makalenin alt kısmında bulunan YouTube videosunu kontrol edebilirsiniz. Ancak, bunun içinde vaktiniz yoksa, işte size…

Feeds